"Başaran Aksu anı kitabında, 9 Temmuz 2021’de bir trafik kazasında yitirilen, sınıf mücadelesinde önderleşen Tahir Çetin ve Ali Faik İnter ile anılarını içtenlikli bir dille aktarmış."

Neoliberalizm anti-marksist demagojilerini sürdürerek bilinçleri dumura uğratma çabalarını sürdürüyor. Çağımızda işçi sınıfından söz edilemez; proletarya diktatörlüğü safsatadan öte bir şey değildir; zaten sosyalizm dönemi tarihin çöplüğüne atılmıştır; Marksizm ölmüştür; “kapitalizmi iyileştirmek” gerekir… türü söylemlerle. Ne var ki, yaşamın gerçekleri neoliberalizmin dayanaksız yalanlarını çöpe atmıştır.

Ülkemiz gerçeğine bakarsak, ücretli emekle geçinenlerin oranı 2025 yılında yüzde 70’e yükselmiştir. Türkiye'de nüfusun %37,6'sı (yaklaşık 32 milyon 150 bin kişi) yoksulluk sınırının altında yaşarken, gelir dağılımı ve sendika verilerine göre bu oran %80'lere kadar çıkabilmektedir. Dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırı 100 bin TL’yi aşmış durumdadır. Toplum açlık ve yoksullukla sınanarak sefalete alıştırılmak isteniyor.

İktidar OHAL’in sürdüğü bir esnada huzursuzlanan tekelci sermayedarları, “Grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz,” diyerek sükûnete davet etti.

Bu koşullar altında yaşanmak zorunda bırakılan ülkemizde, işçi sınıfı mücadele tarihinde gururla anılan örneklere Özşen ve Doruk Madencilik direnişleri de eklendi. Görünen o ki bunlara başka direnişler de eklenecek.

Yıldızlar SSS Holding'e ait Doruk Madencilik işçileri ödenmeyen ücret ve tazminat hakları için, Bağımsız Maden-İş Sendikası öncülüğünde Eskişehir’den Ankara’ya yürüdüler. Polis, işçilere defalarca müdahale edip saldırdı. “Yer altında ölüm yer üstünde ekmek korkusu yaşatıyorlar bize" diyen Sendika başkanı Gökay Çakır ile sendikanın örgütlenme uzmanı Başaran Aksu gözaltına alınıp, serbest bırakıldılar. Üstlerini çıkarıp eyleme devam eden işçiler baretlerini yere vurarak "Açız, yoksuluz, çıplağız" sloganlarıyla tepki gösterdiler, Bakanlık önünde açlık grevine başladılar. Patronsever iktidar, 110 maden işçisini 21 Nisan’da gözaltına alıp, 22 Nisan'da serbest bıraktı. Saldırıların boyutu artsa bile, 28 Nisan'da direnen işçiler eylem ve grevlerinin başarıyla sonuçlandığı açıkladılar.

Özşen Madencilik'te haklarını kazanmak uğruna direnişlerini sürdüren işçilerden bazıları sonuç alınamayınca kendilerini madene kilitlediler. İşçiler yerin altında açlık greviyle direnişlerini sürdürürken, yer üstündeki madenciler ile ailelerine silahlı ve fiziksel saldırı gerçekleştirildi. 1200 metre derinlikte sürdürdükleri direnişin 27. günü, 15 Haziran’ı 16 Haziran’a bağlayan gece kazandıkları zaferi, 15-16 Haziran’da direnen işçilere duydukları saygıyla onlara armağan ettiler: "Kavga aynı, dava aynı, kararlılık aynı kararlılıktı."

Mehmet Türkmen, üç aydır ücretlerini alamayan ve iş bırakma eylemi yapan Sırma Halı işçilerine destek için Gaziantep’te katıldığı basın açıklamasındaki konuşması gerekçesiyle tutuklanıp, 57 gün içeride bırakıldı.

15-16 Haziran İşçi Direnişi’nin 56. yıldönümü dolayısıyla 14 Haziran’da Çanakkale’de düzenlenen “Direnenler Kazanır” forumuna Başaran Aksu ile Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen ile Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak katıldılar. Çok başarılı geçen forumda üç sendikacı süreci değerlendirip işçi sınıfı örgütlenmesi hakkındaki düşüncelerini dile getirdiler.

2008 yılında Umut-Sen kolektifinin, DİSK bünyesindeki Güvenlik-Sen ile Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası (DGD-Sen) ve Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın kuruluşu ve saha örgütlenmelerinde aktif rol oynayan Başaran Aksu “Ruhu Olan Yollar” adlı eseri kaleme almış. Bu eseri büyük bir merakla okudum.

Ruhu olan yol" terimi, iki işçi toplantısı arası vakit uzunsa ana yollardan değil de orman, dağ yollarına saparak ara yollardan varacağımız yere ulaşma isteğimizi ve pratiğimizi tanımlıyordu. Bu yollarda doğa daha canlıydı. Daha ağır gitmek zorunda olduğumuz için etrafı izleme, çeşmelerden su içme, istediğimiz yerde durup çevreyi gözleme, dinleme olanağı bulabildiğimiz yollardı. Benzer güzergahları Çanakkale toplantıları için gidip geldiğimizde Kaz Dağları’nda, Kozak Yaylası yollarında Ali Faik’le deneyimlemiştik. Sevmişti böyle yollardan gitmeyi. Ruhu olan yollardan gitmek onun mücadeleyle kurduğu derinlikli bağı da anlatıyordu.”

Başaran Aksu anı kitabında, 9 Temmuz 2021’de bir trafik kazasında yitirilen, sınıf mücadelesinde önderleşen Tahir Çetin ve Ali Faik İnter ile anılarını içtenlikli bir dille aktarmış.

Tahir ve Ali Faik’in devrimci ve devindirici yaşamları, ezilmişliklerin, sömürülmüşlüğün, imkânsızlıklarının en merkezinden göğe doğru yürüyen bir silkelenme, uyanma, arınma, yenilenme, cesaret ve erdem manifestosudur.” (s.15)

Soma’daki bir ocakta 2002 yılındaki bir maden kazasında yitirdiği babasının hakkını alamamasından yola çıkarak Bağımsız Maden-İş ile buluşan kepçe operatörü Ali Faik İnter, Başaran Aksu’ya der ki; “Abi, bizim uğraşımızla yıldızlar arasında bir irtibat var. (…) Dünya evrende bir toz zerresi kadar bile değil. Bize devasaymış gibi geliyor. Karşımızdaki güçler de öyle geliyor ya, o da aslında bir bakış açısı. Yanıltıyor bizi. Doğru bakar, doğru güç kurarsan aslında o devin cüce olduğunu kavrarsın.” (s.128) Mücadeleyle bütünleştikçe okuma azmi körüklenen Ali Faik’in siyasi ufku gün geçtikçe derinleşir.

Tahir Çetin ile Ali Faik İnter, tüm enerjilerini mücadeleye vakfedecek kadar kararlı, özverili ve yaratıcıdırlar. Olmaz denilenleri olduran Tahir Çetin’in kararlılığını simgeleyen kavram, “Olacak!” deyişidir.

Üreten, yaratan işçiler, üyesi oldukları sendikalarında bile bir kenara itilirler. “Ayakların baş olması” istenmez. Sendikalarında bile devre dışı bırakılan, ötekileştirilen işçilerin önü her alanda tıkanır. Başaran Aksu sarı sendika yöneticilerinin patronlar ve devlet mekanizmasıyla işbirliği içinde işçileri nasıl devre dışı bıraktıklarını örnekleriyle aktarıyor. DİSK gibi sendikaların bile sistem içine kanalize edilerek etkisizleştirildiklerinin altı çiziliyor. DİSK’in mücadele sürecindeki olumsuzluklarını gören Tahir Çetin’in şakayla karışık söylediği şu sözleri bir gerçeğin altını çizmektedir; “Başo [Başaran], hayatımda hiç kolay bir şey olmadı, hep zorlukla yaşadım, ulan devrimciliğin de zoru düştü şansıma. Bizim gibi garibanlara Tayfun, Kani, Arzu gibilerinki gibi bir seçenek bile yok mu?” (s.40)

Eser, yaşamlarından kesitler verilen iki işçinin bütün geleneksel ve güncel kuşatılmışlıklarına, yoksunluklarına, yetersizliklerine ve mecburiyetlerine rağmen silkelenip doğrularak önderleştiklerini anlatıyor.

İçerisinde sınıf bilinci oluşmamış örgütsüz insanların oluşturduğu topluluk "kendinde sınıf" özelliği taşır. Bir dizi değişkenle birlikte, işçi sınıfı "sermayeye karşı bir sınıf" olarak organize olduğunda "kendi için sınıf" konumuna yükselecektir. Bu eserde “Üreten biziz yöneten de biz olacağız” sloganının ne kadar yerinde olduğu düşüncesinin altı çiziliyor.

İmkânsız diye bir şey yoktur!” sözünü yineleyen Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Tahir Çetin de bu gerçeğin bilincinde; “Biz işçiler her şeyi üretiyoruz, yaratıyoruz, mücadelemiz de imkânsızlıkları aşar, aşmanın bir yolunu gösterir. (…) Biz de bu yokluklar içinde elimizden ne geliyorsa onu yapmış olduğumuzu gösteririz madenciye. Başaramazsak da madenciler ve halk bize der ki en azından ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Bunun onuru yeter bize.” (s.59)

Eserde bize aktarılan Ali Faik İnter ise bir maden kazasından kaynaklanan hakkını alamayan babasının da haklarını alma düşüncesiyle sendikaya katılır. Bir kepçe operatörüdür. İşinden dolayı geliri diğerlerine göre çok daha iyi olsa da, her şeyi göze alarak mücadele alanına girip önderleşen işçiler arasına katılır.

Tahir ile Ali Faik, 9 Temmuz 2021 tarihinde bir trafik kazasıyla yaşamlarını birlikte yitirirler. Tahir vefatından bir süre önce Başaran Aksu’ya bir isteğini söyler: “Bize burada her yolla saldırdılar ama en çelimsiz halimizdeyken bile ezemediler. Dik durduk, çoğaldık, çok daha fazla kardeşimiz, yoldaşımız var artık. Bize bir yemin lazım, kendi aramızda bir yemin. Madenciler, işçiler arasından dışarı sızmayan bir kardeşlik, yoldaşlık yemini. Yemin edeni içimize alacağız, yeminine uymayanı ise düşkün ilan edip toplumumuzun dışına atacağız. Herkes yeminde verdiği sözlerin gereğine uyacak ve ona göre düzenleyecek yaşamını.” (s.127)

Yemin sözünü duyan Ali Faik, “Abi, ben her şeyim üzerine yemin ederim. Vallahi çok ciddi söylüyorum,” yanıtını verir. Mücadele alanında o, yeminine bağlı kalma onuruna sahip olmuştur. Mücadele yoldaşları onları asla unutmayacak, saygıyla anacaklardır.

Başaran Aksu, “Ruhu Olan Yollar” eserini Tahir Çetin’in arzu ettiği “Yoldaşlık Yeminimiz”le sona erdirmektedir. “Ben bir işçi olarak çocuklarıma, sevdiklerime adaletsiz bir dünya bırakmamak üzere yola çıktım,” cümlesiyle başlayan bir buçuk sayfalık yemin şöyle biter:

Benim ve kardeşlerimin devrimcileşmesinin ülkenin, insanlığın, doğanın kurtuluşunun anahtarı olduğunu biliyorum. Siyasi hareketimizin gücüne güveniyorum. Bu gücün kaynağının kendim gibi işçilerin özgücü olduğuna sonsuz inanıyorum. İşçi sınıfı iktidar oluncaya kadar olanca nefesimle bu hedef için çalışacağıma, ölünceye kadar bu uğurda mücadele edeceğime, kardeşlerimin ve yoldaşlarımın huzurunda şerefim üzerine yemin ediyorum.”

Türkiye işçi sınıfına selâm!
Selâm yaratana!
Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selâm!
Bütün yemişler dallarınızdadır.
Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir,
haklı günler, büyük günler,
gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan,
ekmek, gül ve hürriyet günleri.

Türkiye işçi sınıfına selâm!
Meydanlarda hasretimizi haykıranlara,
toprağa, kitaba, işe hasretimizi,
hasretimizi, ay yıldızı esir bayrağımıza.

Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selâm!
Paranın padişahlığını,
karanlığını yobazın
ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selâm!

Türkiye işçi sınıfına selâm!
Selâm yaratana!