"Şu gerçeğin altını çizmekten de vazgeçmemeliyiz: Emperyalistlerden medet uman anlayışlardan uzak durulmalıdır. Demokrasi dıştan müdahalelerle başka ülkelere taşınamaz."

III. Dünya Savaşı tartışmalarının yoğunlaştığı günlerde, bugüne dek örneklerine rastlanmayan olumsuz gelişmelerle karşı karşıyayız. Dertlerin birinin üzerine diğeri ekleniyor.

Trump’ın ikinci kez seçilme çalışmaları sırasında başlayan dünyanın yeniden paylaşımı tartışmaları, seçilmesi sonrası güncelleştirilerek yaşama yansıtıldı. Dünya pazarlarını yeniden paylaşmak isteyen emperyalist güçler, eski haritaları yırtıp yenisini yaratma sürecini başlattılar.

13-15 Şubat 2026 tarihleri arasında ‘Münih Güvenlik Konferansı’nı düzenlendi. Kürsüye çıkan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio kendisini "dünyayı kurtaran ve değiştiren tarihi bir ittifakın temsilcisi" olarak tanımladı. Konferans sırasında, ABD ile AB ülkeleri arasındaki çıkar çatışmaları gün yüzüne çıktı. ABD, NATO harcamalarında yükün çoğunu kendisinin omuzlamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. NATO üyelerinin savunma harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5'ine çıkarmaları dayatmasını yaptı. Neredeyse tüm ülkelere gümrük tarifeleri uygulayacağını açıkladı.

Amerikan emperyalizmi, her gün yeni bir krizi başlatıyor. Grönland’ı satın alacağı konusundaki tehditlerini sürdürürken, Kanada ve Meksika’nın ABD’ye bağlanması projesini dile getirdi. “Arka bahçesi” olarak gördüğü Latin Amerika ülkelerine, bana bağlılığınızı sürdürmezseniz, sizi bin pişman ederim yönünde basın açıklamaları yapıyor.

Dünyayı paylaşma savaşında rakip olarak gördüğü Çin, Rusya ve İran’ı etkisizleştirmek uğrunda attığı adımların ilkini Venezuela’da attı. Gücüne çok güvenen ABD, Hugo Chavez’i de hizaya getirmeye çalışmıştı. Ancak Bolivarcılığı ön plana çıkaran H.Chavez ile baş edemeyen ABD, bu işi zamana bıraktı. Chavez’in vefatı sonrası onun yerine geçen Maduro’yu hedef aldı. Venezuela karşıtı yoğun ambargolarla Maduro’yu güçten düşürdüğünü düşünerek, bir gece yarısı operasyonuyla gözaltına alıp Amerikan yargısına teslim etti. Daha önceleri kurdukları gizli ilişkilerle anlaştıkları Delcy Rodriguez’i başa geçirdi. Bolivarcılık geleneğini reddederek ABD ile işbirliği yapmayı kabullenen Delcy Rodriguez’in ilk uygulaması, Küba’ya gönderilen petrol akışını durdurmak oldu.

2025 yılında Venezuela, Küba’nın toplam petrol ihtiyacının üçte birini karşılıyordu. Küba’nın ithal ettiği ham petrolün yüzde 44’ü de Meksika’dan gelmekteydi. Meksika ABD’nin dayatmalarına pes etmeyeceği açıklamasını yapsa da, ambargo kaygısıyla ilk etapta gönderdiği petrol tankerinin devamının gelip gelmeyeceği soru işaretidir. Meksika Donanması'na ait iki geminin insani yardım yüküyle Havana limanına demirlemesi uluslararası destek ve dayanışma adına önem taşıyor. Ne var ki, Meksika’nın ABD’nin uygulayacağı ambargo kararlarına ne kadar direnebileceğini bilmiyoruz.

Çin, ABD’nin Küba Devrimi’nden bu yana sürdürülen ablukasının sona erdirilmesi çağrısını yineledi. Havana’ya siyasi ve mali yardımı sürdüreceğini duyurdu. Büyük ölçekli güneş enerjisi parkları için ekipman bağışladı. Uzun vadede güneş enerjisi kapasitesi sağlayacak 92 güneş santrali kurulmasına destek olacağını açıkladı. Uzak bölgelerdeki hanelere destek için 5 bin güneş enerjisi kiti gönderdi. Çin’in yanı sıra Meksika, Rusya, Şili, İspanya’dan yakıt ve insani yardım sevkiyatları da Küba’ya doğru yola çıktı. Uluslararası destek, dayanışma yardımlarının yapılması büyük önem taşıyor. Çünkü, enerji krizinden dolayı pek çok bölgede elektrik kesintileri 15-20 saate yakın sürüyor. Jet yakıtının olmamasından dolayı turizm gelirleri sıfırlanacak. İlaç ve gıda sıkıntısı ise, önemsenmesi gereken sorunlar arasında.

Amerikan emperyalizminin Küba’ya uygulamaktan vazgeçmediği ambargo ve ablukalar bitmeyecektir. Domuzlar Körfezi çıkarmasıyla devrimi alaşağı etme çabaları boşa çıkanlar, bugün de teknelerle Küba’ya silah ve paralı askerleri taşımaya çalışıyorlar. Ocak 2026’da Küba’yı ABD güvenliği için “alışılmadık ve olağanüstü bir tehdit” olarak ilan eden Trump, Küba’yı açlığa mahkûm edip çaresiz bırakarak, karşı-devrimi ihraç edebileceğini düşünüyor. Küba ile İran’daki iktidarları Delcy Rodriguez gibi işbirlikçilere devretmek niyetinde.

Trump, Havana yönetimine "geç olmadan anlaşma yapmaları" çağrısında bulununca, Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel yaptığı açıklamada, ülkenin 66 yıldır ABD'nin saldırılarına maruz kaldığını vurguladı. "Küba özgür, bağımsız ve egemen bir ülkedir. Kimse bize ne yapacağımızı dikte edemez," dedi. Küba halkının kanının son damlasına kadar vatanını savunmaya hazır olduğuna işaret ederek, kimsenin kendilerini "tehdit de edemeyeceğini" belirtti.

II. Paylaşım Savaşı sonrasında dünyanın yeni bir sürece evrildiği bu koşullarda, emperyal haydutların güç gösterileri ve sınır tanımaz saldırganlıkları ile karşı karşıyayız. Bu koşullarda neler yapılması gerektiği tartışılmak zorunda.

Vietnam ve Filistin direnişlerinin, Çin ve Kore devrimlerinin, 68 sürecinin yaşandığı bir ortamda değiliz. Dünya genelinde sola doğru akışın olduğu bir süreç de yaşamıyoruz. Avrupa ve diğer bölgelerde aşırı sağa doğru kayma eğilimi var. Kolombiya, İspanya gibi ülkelerin Gazze, Küba ve diğer konularda emperyal güçlerin karşısında durup tepki göstermesi umut veriyor. Dünya genelinde emperyalist kuşatmaya karşı çıkan ülkelerin sayısının artması için “sol dalga”nın güçlenmesi gerekiyor. Sol dalganın yükselmesi anti-emperyalist, anti-siyonist mücadeleye moral verecektir. Dünya genelinde emperyalizme, faşizme, siyonizme, NATO’ya karşı mücadele cephesinin güçlenmesi büyük önem taşıyor.

Ulusal ve uluslararası ölçekte güç birlikteliklerinin yaratılması öncelikli konular arasında. Fakat bunun yaratılması da tek başına çözüm değil. Genel çıkarlar ön plana çıkarılırken, günü kurtarma türü çalışmalardan, dar grupçuluktan, önü sonu belirsiz, öngörüsüz, kendiliğindenci faaliyetlerden uzaklaşılmalıdır.

Şu gerçeğin altını çizmekten de vazgeçmemeliyiz: Emperyalistlerden medet uman anlayışlardan uzak durulmalıdır. Demokrasi dıştan müdahalelerle başka ülkelere taşınamaz. Demokrasi ve ulusal kurtuluş bir dış ticaret konusu değildir. Bugüne kadar böyle örnekler yaratılamadığını hepimiz bilmekteyiz. Her ülkenin iç sorunları, o ülkenin devrimci dinamiklerinin mücadelesiyle çözümlenir.

Enternasyonalist destek dayanışmalar, ezilen halkların mücadelesine moral aşılayan unsurdur. Uluslararası birliktelikler, mücadele cephesini yalnızlıktan kurtaran, güç veren etkenler arasındadır. Sorunları aşma noktasında, ulusal düzeydeki başarılara, uluslararası boyutu da eklemek gerekiyor.

Dünya çapındaki haydutluğunu sürdürmekten vazgeçemeyecek olan emperyalizmi bundan vaz geçirecek tek güç, ezilen dünya halklarının emperyalizme atacağı tokadın şiddeti olacaktır.

Tanrı, paşa, bey, ağa, sultan

Nasıl bizleri kurtarır

Bizleri kurtaracak olan

Kendi kollarımızdır

Yükselt kurtuluş bayrağını

Zulmü rüzgarlara savur

Kollarının bütün gücüyle

Tavı gelen demire vur

Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık

Enternasyonalle kurtulur insanlık.”