"CHP’nin zorunluluktan da olsa rejime karşı başını çektiği mücadeleyi desteklemek, devrimciler için biricik doğru taktiktir! Gerisi, rejimin yanında olmanın Arapçasıdır!"

Ülkemizde “Yeni bir Türkiye” inşa ediliyor. Fakat bu, halktan alınan destekle değil; İran tarafından dayak yiyen Trump’tan ve BOP projesinden alınan bir meşruiyet ile kurulmaya çalışılıyor.

AKP-MHP iktidarı, Büyük Ortadoğu Projesi’ni ülkemize çok dikkatli ve bir iğne oymacısı (Türk dantelcisi) titizliğiyle işlemektedir. Yani çoğu kişinin de tahmin ettiği gibi ülkemiz; ABD’nin kontrolündeki Suriye, Mısır, Libya vb. ülkeler gibi bir noktaya getirilmek istenmektedir. İlginçtir, “Yeni Türkiye”nin inşasında sadece AKP-MHP ve onların ortakları rol almış değil; bu proje için hizmetlerini sunan sağdan ve “sol”dan birçok kesim bulunmaktadır. Fakat projenin bir değil, birçok “kırılma noktası” olduğunu görüyoruz. Bu kırılma noktalarını açığa çıkarmak için öncelikle tarafların güçlerine bakmamız gerekecek.

RTE REJİMİNİN SAVAŞ GÜCÜ

1- Parasal vb. geniş imkânlar, ordu, polis, istihbarat, bürokrasi ve Suriye-Afganistan’dan devşirilmiş şeriatçı militanlar vb.

2- Güce ve paraya tapan sağ ve “sol” siyasiler: CHP’nin eski yönetimi (Baykal, Kılıçdaroğlu vb.), MHP, BBP, Hizbullah ve AKP’ye katılan Atatürkçü ve milliyetçi güçler,

3- Erdoğan ve MHP’nin paradigmasına destek veren Kürt liderler,

4- Yardıma muhtaç, çaresiz yoksullar,

5- ABD’deki Trump iktidarı,

6- İslamcılar ve dini tarikatlar,

7- Büyük sermaye sınıfının önemli bir kesimi,

8- Kılıçdaroğlu’nun Meclis’e taşıdığı eski AKP’li siyasi güçler,

CHP’NİN SAVAŞ GÜCÜ

1- Halkın %40 desteği,

2- Devletin kurucu partisi olması,

3- Bürokrasi içinde muhalif bir kesimin varlığı, RTE rejimi içindeki çatışan gruplaşmalar,

4- Belediyelerdeki başarılı sosyal uygulamalar,

5- RTE’nin tekrar iktidar olmasına karşı çıkan Kürtler, özellikle de Demirtaş,

6- CHP’li olmasalar da büyük tehlikeyi görüp iktidar karşıtı mücadeleyi destekleyenler,

7- Başta İspanya olmak üzere Avrupa’daki sosyal demokrat partilerin açık desteği,

8- RTE rejiminin; CHP’ye, doğaya, işçilere ve tüm muhaliflere karşı yasal olmayan, tutarsız ve vicdanları sızlatan haksız uygulamaları,

Bu güç karşılaştırmasına göre, devleti elinde tutan Erdoğan’ın CHP’yi alt etmemesi için hiçbir neden yok diyebiliriz. Fakat savaş sadece bu maddi güçlerle verilmiyor. Savaş aynı zamanda jeopolitik, psikolojik, moral vb. değerleri de belirleyen belli ilişkilerle birlikte yürütülüyor. Konuşulmayan veya ön plana çıkartılmayan bazı ilişkiler, her an bu savaşın sonucunu belirleyebilir. Şimdi de iki gücün farklı ve ortak olan noktalarına bakmamız gerekecek.

AKP İLE CHP’NİN ORTAK NOKTALARI

1- Her iki güç de sermaye sınıflarının partisidir. Sadece biri reformist, diğeri şeriatçıdır.

2- Her iki parti de işçi sınıfının temsilcisi komünistlere karşıdır.

3- Bu çatışan iki güç, ulusların kendi kaderini tayin hakkını kabul etmez ve bu nedenle Kürt ve diğer ulusların haklarını tanımazlar.

4- Her ikisi de 1915 soykırımını destekler.

AKP VE CHP’NİN ÇATIŞAN YÖNLERİ

1- CHP, Türk usulü de olsa seküler yaşamdan; AKP ise şeriattan yanadır.

2- AKP; tek adam, monarşi vb. otokratik yönetimleri benimserken, CHP oligarşik cumhuriyetten yanadır.

3- CHP Avrupa emperyalistleriyle ilişki içindeyken, AKP hep ABD’yi tercih etmiştir.

4- CHP kendine genellikle sol kesimi* yedeklerken, AKP genellikle sağ kesimi ve CHP karşıtı toplulukları etrafında toplamıştır.

Artık yukarıdaki bilgiler ışığında bu savaşın varacağı muhtemel noktaları çıkarabiliriz.

ERDOĞAN’IN KORKULARI

Erdoğan’ı otokrasiye yönlendiren esas faktör; siyaseten BOP, ideolojik olarak İslami Vehhabilik ve ekonomik çıkarlardır. Ülkeyi, ABD’nin istediği konuma getirebilmek için ciddi operasyonlar ve çalışmalar yaptığını biliyoruz. Bugünkü CHP operasyonları da bu projenin zorunlu bir gereği olarak yapılmaktadır. Ekonomik-siyasi koşullar iyileştikçe CHP’ye karşı daha da ileri gidilecektir. Fakat RTE’yi içte ve dışta bekleyen kırılma noktalarına bakmamız gerekiyor:

1- Bunlardan en kritik olanı; mollalar tarafından dünya jandarmalığından indirilen ABD Başkanı Trump’ın azledilme tehlikesidir. Azledilme, 2026’nın Kasım ayında yapılacak seçimler sonrası olabilir. Bu nedenle, daha önce de belirttiğim gibi, Trump’ın durumuna göre Erdoğan erken seçim talep edebilir. Tabii CHP de bu teklife “evet” diyerek Erdoğan’ın adaylığının devre dışı bırakılma şansını elinin tersiyle itmiş olur. Bu da CHP’nin büyük tehlikeyi okuyamadığının ve havalara girdiğinin bir işareti olacaktır.

2- İkinci kırılma içtedir. Bu kör nokta, büyük kampanyalarla başlatılan “Terörsüz Türkiye” sürecinin çuvallama tehlikesini taşımasıyla yakından ilgilidir. Bu proje, her ne kadar BOP’un bir uygulaması ise de ikinci amacı Kürt ulusunu Erdoğan’a yamamaktır. Fakat Kürt seçmen; APO ve DEM yönetiminden ziyade Demirtaş’ın ağzına baktığı için “hayır” noktasındadır. Bu kırılma noktası da direnen Demirtaş’tır.

3- Üçüncü kör nokta daha da önemli gözükmektedir. Sadece Kürt seçmen değil; tüm emekliler, asgari ücretliler, işçiler, esnaf ve tüm çalışanlar artık her seçim öncesinde dağıtılan ulufeler nedeniyle tavır değiştirecek gibi gözükmüyor. Daha önceki seçimlerde hem yapılan iyileştirmeler ve yardımlarla hem algı operasyonlarıyla hem baskılarla hem de hilelerle tahminen en az %5 oranında kayma yapılıyordu. Fakat ekonomik kriz, ahlaki çöküş ve uzun vadede gelecekle ilgili ciddiye alınacak hiçbir projenin ortaya konmaması nedeniyle halkın büyük bir kesiminin güven bunalımı içinde olup muhalefet saflarında sabitleşmiş olduğunu görüyoruz. CHP ve muhalefet ciddi bir hata yapmadığı, Demirtaş direndiği ve RTE otokraside ısrar ettiği müddetçe rejimin bir geleceği olmayacaktır. Seçmen de bu tercihini bozmayacaktır.

İşte Erdoğan’ı bekleyen kırılma noktaları bunlar!

CHP VE GELECEĞİMİZ

Türkiye’deki sosyalist mücadelede siyasi taktiklerin gelişkin olmadığını biliyoruz. Bu nedenle izleyeceğimiz taktik adım için dünya devrim mücadelesinden iki örnek vermek istiyorum. Ayrıca RTE rejimi ile CHP arasındaki savaş — eğer Erdoğan’a ilişkin yukarıdaki kör noktalar devreye girerse — bir uzlaşmayla da sonuçlanabilir. Fakat bu savaş sürdüğü müddetçe sosyalistler CHP’yi değil, CHP’nin rejime karşı yürüttüğü mücadeleyi desteklemelidirler. Bu iki taktik arasında dağlar kadar fark olduğunu aşağıdaki iki örnekle göstermek isterim.

1- Yıl 1917 Ağustosu. Yer Rusya. İktidarda, Çar ve burjuva taraftarıyla ittifak kurmuş olan “sosyalist” Kerenski bulunmaktadır. Lenin’in liderliğindeki Bolşevik Parti, Kerenski iktidarına karşı mücadele etmektedir. İktidarın adamı General Kornilov, Ağustos ayında ayaklanır ve Kerenski’yi devirip komünistleri katletmek için harekete geçer. Kerenski, Bolşeviklerden yardım ister. Lenin ve partisi; Kerenski iktidarının Bolşevikleri bir kaşık suda boğmak istemesine ve parti içinde karşı çıkanlara rağmen ayaklanan Kornilov güçlerine karşı savaşa girer ve onları dağıtır. Burada Kerenski iktidarı desteklenmemiş, fakat büyük tehlikeye karşı ortak hareket sağlanmıştır.

2- İkinci örnek ise 1930’lu yılların sonuna doğru Çin’de geçer. Kuomintang adlı milliyetçi parti iktidardadır ve Komünist Parti’ye karşı katliamlar yapmakta, üyelerini kezzap kuyularına atmaktadır. Fakat iki partinin çatışmasından yararlanan Japonlar ülkeyi işgal eder. Komünist Parti hem Japonlara hem de iktidara karşı savaş vererek zayıflamaktadır. Mao bunun üzerine Merkez Komite’ye, Çan Kay Şek’in başında olduğu Kuomintang ile Japonlara karşı ortak hareket etmelerini önerir. Parti çoğunluğu buna şiddetle karşı çıkar. Fakat Japonlar ülkenin neredeyse yarısını işgal ettiğinde parti çoğunluğu Mao’yu destekler. Kuomintang da dağılma tehlikesini görerek bu öneriyi kabul eder. Sonuçta Japon emperyalistleri ülkeden kovulur. Burada da komünistler Kuomintang’a değil, mücadeleye destek vermişlerdir.

Özetle; daha büyük tehlikeye karşı, düşmanınız da olsa daha zayıf güçle aynı noktada buluşabilmektir esas olan. Siyasi olarak bu tür taktikleri yönetemeyenlerin bir geleceği olmayacaktır.

CHP’nin zorunluluktan da olsa rejime karşı başını çektiği mücadeleyi desteklemek, devrimciler için biricik doğru taktiktir!

Gerisi, rejimin yanında olmanın Arapçasıdır!

*CHP’nin Atatürk dönemini saymazsak, bu yolun dışına çıkan iki lideri olmuştur: Ecevit’in MHP ile ortak hükümeti, Kılıçdaroğlu’nun da Altılı Masası.