Kanalın ekran yüzlerinden Seda Selek, Sorel Dağıstanlı, Buket Güler Ozan ve Gözde Şeker’in ayrılık kararlarıyla başlayan süreç, gazetecilerin sosyal medya açıklamaları, canlı yayın tartışmaları ve açık oturum değerlendirmeleriyle daha da büyüdü.
Tartışmaların merkezinde ise “editoryal bağımsızlık”, çalışma koşulları, ücret politikaları ve kanal yönetiminin tutumu yer aldı.
İlk ayrılık açıklaması, hafta içi her sabah yayımlanan “Neden-Sonuç” programının sunucusu Seda Selek’ten geldi. 30 Nisan’daki son yayınında konuşan Selek, “Bilin ki son derece haklı gerekçelerim var” diyerek kanaldan ayrıldığını duyurdu.
Selek daha sonra yaptığı ayrıntılı açıklamada istifa gerekçesini doğrudan kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu’nun yönetim anlayışına bağladı.
Selek açıklamasında şunları söyledi:
“Halk TV benim ikinci evimdi. Orada dostlarımı bıraktım, izleyicilerimi bıraktım. 25 yıldır emek verdiğim, severek yaptığım mesleğime, gelecekte ne olacağını bilmeden ara vermiş oldum. İstifamın sebebi sadece Halk TV’nin patronu Cafer Mahiroğlu’nun yönetim anlayışıdır. Bu anlayışın yol açtığı adaletsizlik ve nobranlıktır. Gazeteciliğin değersizleştirilmesidir. Bu mesleğin bilinmemesi ve ısrarla doğasına aykırı tutum ve davranışlardır.”
Selek ayrıca, kendisine destek paylaşımı yapan Sorel Dağıstanlı’nın ekrandan uzaklaştırılmasının süreci başka bir noktaya taşıdığını belirterek, “Artık açık açık yazma, dayanışma vaktidir” dedi.
Sorel Dağıstanlı da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Selek’e verdiği destek nedeniyle ekrandan alındığını belirtti. Dağıstanlı, “Fikir özgürlüğü kapsamında yaptığım paylaşıma tahammül edilemeyen bir yerde daha fazla bulunmak her iki taraf için de zaman kaybı olacaktı” ifadelerini kullandı.
İstifaların ardından Halk TV’nin eski çalışanlarından ve medya dünyasından da çok sayıda destek açıklaması geldi. Kanalın eski Ankara Temsilcisi Özlem Akarsu Çelik, Halk TV yönetimine yönelik sert eleştirilerde bulunarak, çalışma koşulları ve çalışan hakları konusunda ciddi sorunlar yaşandığını savundu.
Kriz büyürken, Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu da sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada kendisine yönelik “organize bir saldırı” yürütüldüğünü öne sürdü. Mahiroğlu, ayrılan gazetecilerin “profesör maaşı” seviyesinde ücret aldığını savunurken, bazı gazetecilerin başka kanallarla anlaşmış olabileceğini iddia etti.
Bu açıklamalar üzerine Dağıstanlı ve diğer bazı gazeteciler, bordrolarının yayımlanmasına izin verdiklerini belirterek kendileri hakkında ortaya atılan yüksek maaş aldıkları yönündeki iddiaları reddetti. Eski Halk TV çalışanı Selin Sabit ise işten çıkarıldığını SGK mesajıyla öğrendiğini söyledi.

Tartışmaların büyümesi üzerine Cafer Mahiroğlu, Halk TV’de katıldığı canlı yayında önceki açıklamalarına ilişkin öz eleştiride bulundu. Mahiroğlu, “Soğukkanlılığımı koruyamadım, ben de bir insanım. Hata yaptım” diyerek özür diledi.
Mahiroğlu açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Ben de duygusalım, ben de bir insanım. Neden tepki gösterme hakkım elimden alınıyor? Ben bile kendime şaşırdım. Ben bu kadar kötü bir patron muyum? Çalışanlarım değil, yoldaşlarım bunlar benim.”
Kanalın ekonomik koşullarına da değinen Mahiroğlu, Halk TV’nin gelir-gider dengesini sağlamakta zorlandığını belirterek, “Ben İngiltere’de kazandıklarımla burada risk alıyorum. Ben ülkeme gelemiyorum” dedi.
Ayrılan gazetecilerin başka televizyonlarla görüştüğüne dair duyum aldığını söyleyen Mahiroğlu, “Ana haber, öğlen kuşağı için anlaşılmış. Çok doğal, benden helallik almak zorunda değiller. Ama keşke birdenbire gitmeselerdi” ifadelerini kullandı.

Yaşanan kriz yalnızca ayrılıklarla sınırlı kalmadı. Gazeteci Remziye Demirkol da katıldığı Medyascope'deki bir açık oturumda, yaşananların kişisel değil yapısal bir sorun olduğunu söyledi. Demirkol, Halk TV’ye ihtiyaç olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu:
“Bizim açımızdan söyleyeceğimiz her kelime ve cümle bıçak sırtı bir durum. Çünkü bu ülkenin Halk TV’ye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. O yüzden çok dikkatli konuşmaya gayret ediyorum.”
Kendileri hakkında yürütülen tartışmaları “itibarsızlaştırma” olarak niteleyen Demirkol, “Bugün bu tepkiyi gösteren insanların hiçbiri 20 asgari ücret maaş almıyor. Buna yakın rakamlar dahi almıyorlar. Ayrıca mesele sadece ekran yüzlerinin meselesi değil. Sesçide var, editörde var, kameramanda var, muhabirde var. Bu bir bütünsel problem” dedi.
Demirkol ayrıca çalışma koşullarına ilişkin eleştirilerde bulunarak, “Bir kişiye verdiğiniz maaşla o kırk kişiyi kovmayabilirdiniz. Bu bir tercihtir” ifadelerini kullandı.
Aynı açık oturumda konuşan gazeteci Hilmi Hacaloğlu da maaş tartışmalarına değinerek, Halk TV çalışanlarının büyük bölümünün düşük ücretlerle çalıştığını savundu. Hacaloğlu, “Oradaki maaşlar 35, 40 bin, 45 bin, 50 bin. 60 bin alan az adam var. Ve gazetecilik yapıyoruz. İstanbul’da yaşıyoruz” dedi.
Hacaloğlu ayrıca Halk TV’nin Türkiye’de muhalif medya açısından önemli bir rol oynadığını belirterek, “Bu toplumun dönüşmesi için en ücra köşelere kadar yayın yapılmasına ihtiyacı var. O yüzden de Halk TV biriciğimiz” ifadelerini kullandı.
Medya ombudsmanı Faruk Bildirici ise tartışmaların yalnızca maaş meselesine indirgenmesini eleştirdi. Bildirici, temel sorunun “editoryal bağımsızlığın ortadan kalkması” olduğunu savundu.
Medya ombudsmanı Faruk Bildirici şu değerlendirmeyi yaptı:
“Arkadaşların itirazlarını da dinlediğimizde anlıyoruz ki temel mesele değersizleştirme ve editoryal bağımsızlığın kalmamış olması.”
Sorel Dağıstanlı’nın “ekrandan alındığını muhasebeciden öğrendiği” yönündeki açıklamasına dikkat çeken Bildirici, “Bu -kaç para verirseniz verin- milyonlar verseniz bile bir gazetecinin asla katlanamayacağı bir şey” dedi.
Bildirici, tüm gerilime rağmen ayrılan gazetecilerin Halk TV’ye tamamen sırt çevirmediğini de belirterek, “Hâlâ bu arkadaşlar o ekranlara dönebilirler, dönmelidirler de. Döndükleri zaman da Halk TV kazanır, bu ülkenin gazeteciliği kazanır” ifadelerini kullandı.
Son ayrılık açıklaması ise Gözde Şeker’den geldi. Şeker, canlı yayında “Yarın benim Halk TV’deki son yayınım olacak” diyerek veda etti. Daha sonra yaptığı paylaşımda ise planladığı şekilde ekranda vedalaşmasına izin verilmediğini söyledi.
Yaşanan gelişmelerin ardından çok sayıda gazeteci ve medya çalışanı sosyal medya üzerinden dayanışma mesajları paylaşırken, tartışmalar medya sektöründe çalışma koşulları, editoryal bağımsızlık ve basın emekçilerinin hakları konularını yeniden gündemin merkezine taşıdı.



