Seçkin Zengin, “Sivas’a Mektuplar” eserini hazırlarken benim de bir mektup yazıp yazamayacağımı sormuştu. Gönderdiğim mektup o eserde yer aldı. Sivas’a mektubumdaki bir bölümü, CHP’ye “Mutlak Butlan” kararı alınması sonrasında burada da paylaşmak istedim...
“İddia odur ki Pir Sultan Abdal’ın öğrencilerinden birinin adı Hızır’dır. Bir gün Pir Sultan’ın yanından ayrılmak ister. Pir, buna karşı çıksa da alıp başını gider. İşte o Hızır, bir gün paşa olur ve Sivas valiliğine atanır. Halkı isyana teşvik ettiği suçlamasıyla, geçmişte pir olarak gördüğü Haydar’ı ona tutuklatırlar. İdam kararı verilen Pir Sultan’la görüşen Hızır Paşa, “İçinde ‘Şah’ kelimesi geçmeyen bir şiir yazarsan affedilirsin,” der. “Dönen dönsün / ben dönmezem yolumdan” ilkesine bağlı Pir Sultan’ın yanıtı şudur:
‘Hızır Paşa bizi berdar etmeden / Açılın kapılar Şah’a gidelim / Siyaset günleri gelip yetmeden / Açılın kapılar Şah’a gidelim.’
Pir Sultan darağacına doğru yürütülürken, oraya toplananlara Hızır Paşa’nın emri iletilir: “Herkes Pir Sultan’ı taşlasın, taş atmayanın boynu uçurulacak, bilinsin!” Kurtuluşu uğruna mücadele ettiği insanlar, boyunlarının uçurulmaması korkusu içinde Pir Sultan’ı taşlamaya başlarlar. Taşlar Pir Sultan’a kadar gelse de ona değmeden yere düşer. Can yoldaşı, musahibi Ali Baba, taş atmak istemediğinden gül atar. Can dostunun gül atması bile Pir Sultan’ı incitir.
‘Şu kanlı zalimin ettiği işler / Garip bülbül gibi zaralar beni / Yağmur gibi yağar başıma taşlar / İlle de dostun bir fiskesi yaralar beni / (…) / Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz / Haktan emrolmazsa rahmet yağmaz / Şu ellerin taşı hiç bana değmez / İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.’
O günlerden bugüne Hızır Paşalar, “tarihi tekerrür ettirmek”, ülkemizi karanlığın dehlizine sokmak için kan dökmeye devam ediyorlar...”