"Emperyal güçler hangi ülkeye müdahale edecekse, yalana dayalı iddialarını ortaya atıveriyorlar. Bu iddialar; nükleer silah yapmayı engelleme, o ülkelere demokrasi götürme, uyuşturucu ticaretini engelleme… gibi klasikleşmiş yalanlardan başka bir şey değil."
2026 yılına tanıdık bir emperyalist korsanlıkla girdik. ABD yeni yılda ilk adımını, her an olması beklenen Venezuela müdahalesi ile attı. Maduro ile eşini yatak odalarına kadar girerek esir alıp ABD’ye kaçırdı.
Daha önceleri de 2002 yılında Hugo Chávez de ABD güdümlü bir iç darbeyle esir alınıp başka bir yere kaçırılmıştı. Venezuela halkı ayağa kalkarak Chávez’e sahip çıkınca, iki gün sonra geri getirip başkanlık koltuğuna oturtmak zorunda kaldılar. Chávez emperyal güçlerin tüm saldırılarına direnme başarısını göstermişti. Chávez kanserden vefat edince, Maduro geçici başkan olarak onun yerine geçti. ABD, tıpkı Küba’ya yaptığı gibi, Venezuela’ya yönelik abluka ve ambargolarını derinleştirdi. Amerikan emperyalizmi Maduro’yu zayıflatarak muhalefetin önünü açmak doğrultusunda elinden geleni ardına koymadı. Şunu da belirtmek zorundayız; Maduro’nun eksikleri, yetersizlikleri Venezuela’nın iç sorunudur. Kimileri buradan hareketle ABD’nin kirli planlarını meşrulaştırmaya çalışmamalı. Şu nokta tartışılmaz bir gerçek: Maduro ve eşinin baskın yapılarak ülke dışına kaçırılması uluslararası bir suçtur.
Emperyal güçler hangi ülkeye müdahale edecekse, yalana dayalı iddialarını ortaya atıveriyorlar. Bu iddialar; nükleer silah yapmayı engelleme, o ülkelere demokrasi götürme, uyuşturucu ticaretini engelleme… gibi klasikleşmiş yalanlardan başka bir şey değil. Nitekim, Venezuela petrollerini ele geçirme operasyonunun ardındaki gerekçe, Maduro’nun “uyuşturucu baronu” ilan edilmesidir. ABD’nin, Nikaragua Devrimi’ni bastırmak için uyuşturucudan elde ettiği geliri paramiliter güçlere dağıttığı açığa çıkmıştır. ABD emperyal çıkarları elverdiğinde her türlü suça bulaşma, kirli hesaplarını uygulama hakkını kendinde bulmaktadır. Nitekim, Trump yaptığı basın açıklamasında, “Venezuela’yı geçici olarak biz yöneteceğiz,” açıklamasını yapmakla yetinmedi. Venezuela petrollerini kendilerinin yönetmesinin de en doğal hakları olduğunu dile getirmiş oldu. Trump ve şürekasının basın açıklaması sırasındaki tavırları şuydu: Herkes ayağını denk alsın, her istediğimiz yaparız, buna hiç kimse engel olamaz.
Trump ikinci kez seçilmeden önce ne haltlar edeceğini açıklamıştı. Panama Kanalı ve Grönland’ı ele geçirme, Kanada’yı da ABD’nin bir parçası haline getirme amaçlarını dile getirmekte hiçbir sıkıntı duymadı. Dünyayı tek kutuplu olarak yöneterek “dünya imparatorluğu” kurma hedefine kilitlendiğini açıkladı. Venezuela, İran gibi ülkelerle iyi ilişkiler kuran Çin ve Rusya’nın önünü kesme hedefi ile, “Latin Amerika arka bahçemizdir,” mesajını iletmektedir. Ukrayna görüşmelerinde Rusya ile iyi ilişkiler kurarak onun da sesini kestiği düşüncesinde. “Dünyayı kurtaran adam” rolüne soyunan Trump, AB ülkelerini de NATO’yu güçlendirme politikasına destek olma mecburiyetinde bıraktı. Bunun yaratacağı sıkıntılara, “mercosur sözleşmeleri” de eklenince, Avrupalı çiftçiler ayağa kalktı.
Ortadoğu haritasını İsrail siyonizmine her türlü desteği vererek açan ABD, emperyal çıkarlarını korumak amacıyla, 10 milyon dolar ödüllü Colani gibi bir cihatçıyı Suriye’nin başına geçirdi. Suriye’de yaşayan farklı ulus ve etnisiteleri birbiri ile çatıştırarak İsrail’i Şam’ın içine kadar soktu. "Mısır Nehri'nden ... Fırat Nehri'ne kadar uzanan" bölgeyi “Büyük İsrail” olarak gören siyonistlere bu cesareti veren Amerikan emperyalizmi, ülkeleri küçük devletçiklere dönüştürmeyi hedefliyor. Libya’da, Irak’ta yaşattıkları siyasi oyunlar Suriye’de de oynatılıyor. Kısa süre sonra İran’da da benzeri tezgahların yaşama geçirileceği sır değil.
ABD’ye bu vurdumduymaz davranışları yapma cesaretini veren, dünya halklarının yalnızlığıdır. SSCB’nin yıkılması sonrasında sosyalizmin dünya genelinde yaşamaya başladığı kriz emperyalistlere sınırsız saldırma gücü verdi. Ancak Çin ve Rusya’nın ciddi bir rakip olmaya başladığını gören ABD, bölgeleri yeniden şekillendirerek sömürgecilik haritalarını yenilemeye çalışıyor. Aykırı ses çıkarılmasını istemiyor.
ABD emperyalizminin hegemonik tavrına karşı çıkış yolu, Vietnam direnişi örneğidir. Emperyalist saldırgan güçler “Vietnam sendromuna” sokulmadığı sürece bugün Venezuela’ya yaşatılanlar, yarın diğer ülkelerde derinleştirilerek yaşatılacak. Toplumsal direniş dalgalarının başlaması tek çözüm yoludur. Dünya solu, sosyalistleri kendi ülkelerinde birleşik muhalefetleri yaratmanın ötesine geçerek, enternasyonalizmi yaratma hedefine kilitlenmeli.
Vietnam tarzı direnişlerle emperyalist güçler ülkelerimizden kovmadıkça, emperyalist/kapitalist sistemin açtığı derin yaraları iyileştirme şansımız olmayacak.
Sinan Cemgil’in söylediği şu cümle dünya halklarına ışık tutuyor: “Biz, ODTÜ’de İngilizce üç kelime öğrendik: Yankee go home!”
