Franz Werfel’in 1933 yılında yayımlanan "Musa Dağ'da Kırk Gün" (Die vierzig Tage des Musa Dagh) adlı romanı, yalnızca bir tarihsel anlatı değil; aynı zamanda etik, hukuk ve tarih yazımı arasındaki hassas sınırda duran önemli bir vaka çalışmasıdır. Eser, 1915 yılında Hatay'ın Samandağ bölgesindeki yedi Ermeni köyünün tehcir emirlerine karşı çıkarak Musa Dağı'na sığınması ve yaklaşık 53 gün süren direnişin gerçek hikayesine dayanmaktadır.

Bu eserin varlığı, "anlatının kime ait olduğu" ve "tarihsel bir gerçeğin kurgusallaştırılmasının ne ölçüde bir mülkiyet doğurduğu" gibi tartışmaları beraberinde getirmiştir. Çatışmanın temel nedeni, Armin T. Wegner'in kendisini Ermeni trajedisinin meşru anlatıcısı ve tanığı olarak görmesi, Werfel'in ise konuyu ondan önce kitaplaştırarak Wegner'in yıllardır üzerinde çalıştığı büyük projesini "çalmış" hissi yaratmasından kaynaklanmaktadır.

Armin T. Wegner Alman asker, sıhhiye / Yazar Franz Werfel

Armin T. Wegner (1886–1978), Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı İmparatorluğu'nda görev yapmış Alman bir asker, sıhhiye subayı ve yazardır. Savaş boyunca, üstlerinden gelen kesin yasaklara rağmen gizli kamerasıyla yüzlerce fotoğraf çekerek Ermeni tehcirine ve yaşanan ölümlere doğrudan tanıklık etmiştir. Bu fotoğraflar bugün 1915 olaylarını belgeleyen en kapsamlı görsel arşivlerden birini oluşturmaktadır. Wegner, gördüklerini dünyaya duyurmak için büyük riskler alarak mektuplar yazmış, hatta 1919 yılında ABD Başkanı Woodrow Wilson'a hitaben yazdığı açık mektupta Ermeni halkının haklarını savunmuştur.

Wegner'in Yaşamı, Mücadelesi ve Eleştiriler

Wegner'in adaletsizliğe karşı mücadelesi sadece Osmanlı topraklarıyla sınırlı kalmamıştır. 1933 yılında Nazi Almanyası'nda Yahudilere yönelik ayrımcılığa karşı sesini yükselten ilk Alman entelektüellerden biri olmuş, Adolf Hitler'e cesur bir mektup göndermiştir. Bu eylemi nedeniyle Gestapo tarafından tutuklanmış, ağır işkenceler görmüş ve yedi farklı toplama kampında hapsedilmiştir. Kamplardan kurtulduktan sonra hayatının geri kalanını sürgünde, İtalya'da geçirmiştir.

Wegner, hayatını "vicdanın sesi" olmaya adaması nedeniyle uluslararası alanda saygın bir yere sahiptir. 1967 yılında İsrail'deki Yad Vaşem tarafından "Uluslararası Dürüst" unvanına layık görülmüş, 1996 yılında küllerinin bir kısmı Ermenistan'daki Soykırım Anıtı'na nakledilmiştir.

Ancak, Harut Sassounian gibi bazı Ermeni yazarlar bu duruma eleştirel yaklaşmıştır. Sassounian, Wegner'in mirasını tamamen reddetmemekle birlikte, çalışmalarının bazı yönlerini sorunlu bulmuştur. Eleştiriler; Wegner'in fotoğraflarının tarihsel doğruluğu ve güvenilirliği, uzun süreli sessizliğinin ahlaki sorgulaması ve meseleyi kişisel bir edebi mülk olarak görmesi gibi noktalara odaklanmaktadır. Sassounian'a göre Wegner, 1915'te susup 1919'da "hatalı" belgelerle sahneye çıkarak Ermeni davasına istemeden de olsa teknik bir zarar vermiştir.

Werfel'in İlhamı ve Romanın Yankıları

Franz Werfel'i romanı yazmaya iten temel olay, 1930 yılının Mart ayında Şam'a yaptığı bir gezi sırasında bir halı fabrikasında gördüğü, tehcirden sağ kurtulmuş, yetersiz beslenmiş ve sakat kalmış Ermeni mülteci çocuklarıdır. Bu manzara karşısında sarsılan Werfel, romanın önsözünde de belirttiği gibi, bu çocukların sefil halinin kendisini bu hikayeyi yazmaya mahkum ettiğini ifade eder.

Werfel, romanı yazarken Viyana'daki Ermeni Mechitarist Manastırı arşivleri, Fransız Denizcilik Bakanlığı kayıtları, Johannes Lepsius'un raporları ve Musa Dağı direnişinden sağ kurtulanlarla yaptığı mülakatlar gibi kapsamlı belgelere dayanmıştır. Roman, Temmuz 1932 ile Mart 1933 tarihleri arasında, Almanya'da Adolf Hitler'in iktidara yürüdüğü bir dönemde yazılmıştır.

Romanın yayımlanması uluslararası bir yankı uyandırmıştır. Roman kısa sürede uluslararası bir çok satan olmuş, ancak Naziler tarafından "Alman karşıtı" ve "Yahudi propagandası" olarak nitelendirilerek yasaklanmış ve meydanlarda yakılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında, roman Yahudi gettolarında (özellikle Varşova Gettosu) direnişçiler için bir umut ve strateji kaynağı haline gelmiştir. Hukukçu Raphael Lemkin, 1944 yılında "genocide" (soykırım) terimini kavramsallaştırırken ve uluslararası hukukta bir suç olarak tanımlanması için çalışırken en çok Werfel'in romanından etkilenmiştir.

Çatışmanın Felsefesi ve Sonuç

Armin T. Wegner ve Franz Werfel arasındaki gerilim, "felaketin temsili" konusunda tarihin en ilginç entelektüel çatışmalarından birini temsil eder. Bu, metodolojik bir ayrımı yansıtır. Wegner olayı belgelerle, fotoğraflarla ve görgü tanıklığıyla bir "gerçeklik" olarak sunma çabasıdır. Wegner, konunun ancak bir tanık tarafından anlatılması gerektiğine inanıyordu ve Werfel'i "konforlu masasında" başkalarının belgelerinden yola çıkarak bir "kurgu" üretmekle suçladı.

Werfel'in çizimiyle kitabın üçüncü bölümü taslağı

Werfel ise, olayı bir "dış gözlemci" olarak kütüphane ve arşivlerden öğrenmiş, ancak bu ham veriyi kurgunun gücüyle evrensel bir direniş destanına dönüştürmüştür. Werfel'e göre sanatçı malzemeyi seçmez, malzeme sanatçıyı seçer.

Wegner'in engelleme çabasına rağmen Werfel'in romanı küresel bir başarı kazanırken, Wegner'in kendi planladığı büyük eser tamamlanamamıştır. Tarihsel perspektiften bakıldığında, Wegner'in fotoğrafları bugün en önemli görsel kanıtlar olarak kabul edilirken, Werfel'in romanı konuyu dünya kamuoyunun vicdanına taşıyan esas araç olmuştur. Bu çatışma aslında bir rekabetten ziyade, tarihin nasıl kaydedildiğine dair bir iş bölümü olarak görülebilir. Wegner belleği (arşivi) inşa etmiş, Werfel ise bu bellekten anlamı (sanatı) üretmiştir.

Makalenin temel argümanlarını veya yazarlar arasındaki gerilimi daha derinlemesine incelemek isterseniz, alttaki linki tıklamanız yeterli.

https://ilhamiyazgan.blogspot.com/2025/12/musa-dagnda-krk-gun-ekseninde-fikri.htm