"Tek adam rejimi bu sosyolojik refleksi çok iyi kullanmaktadır. İktidarın amacı, bu arayışı kullanmanın da ötesine geçerek CHP’yi yıpratmak, kitleler gözünde “bunlardan hiçbir şey olmaz” algısını yaratmak ve Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden bir sadakat dalgası oluşturmaktır. […]”

Alman şarkiyatçı Erika Glassen, 1971 yılında yayımladığı “Schah Ismä'il, ein Mahdi der anatolischen Turkmenen?” başlıklı makalesiyle yerleşik tarih anlayışını kökten sarsmıştır.

Glassen, Safevi Devleti'nin kuruluşunu sadece askerî bir başarı olarak görmez. Bu süreci, Anadolu Türkmenlerinin sosyo-ekonomik krizler sonucu geliştirdiği “Mehdi” beklentisi üzerinden okur. Makale; Şah İsmail'i, Şii fıkhından ziyade baskıcı düzene karşı ilahi adaleti tesis edecek karizmatik bir kurtarıcı (Mehdi) olarak gören Türkmen kolektif psikolojisini analiz eder. Yazar, bu çalışmasında India Office Library'deki ünik bir Farsça yazmaya dayanır. Böylece Anadolu'daki heterodoks inanç yapısının tarihsel süreçteki sürekliliğini ve kültürel kodlarını ortaya koymayı hedefler.

Glassen'e göre zaferin sırrı, rasyonel saray tarihçilerinin iddia ettiği gibi sadece bir seyyidlik soyu veya askerî deha değildir. Asıl zafer, Anadolu insanının ruhundaki “adaleti tesis edecek kutsal önder” açlığı ile Safevi liderliğinin kurduğu kusursuz mistik bağın bir sonucudur. Anadolu Türkmenlerinin mehdilik anlayışı hiçbir zaman kitabi bir fıkha bağlı olmamıştır. Bu dindarlık; kurulu adaletsiz düzene ve merkezî otoritenin baskısına karşı ilahi adaleti arayan, karizmatik bir öndere bağlanma arzusudur. Bu kültürel kod, yüzyıllar geçip toplum sekülerleşse bile kitleleri her kriz anında karizmatik ve adil bir “Pir/Kurtarıcı” figürü etrafında birleştiren sosyolojik bir reflekse dönüşmüştür.

Modern dönemde bu toplulukların geniş ölçüde sekülerleşmesi ve cumhuriyet ideolojisini benimsemesiyle birlikte “Mehdi” kavramı teolojik içeriğinden arındırılmış; ancak psikolojik ihtiyaç baki kalmıştır. İlahi kurtarıcı imgesi, yerini zamanla seküler bir kurtarıcı ve lider imgesine bırakmıştır. Dün Şah İsmail’in Türkçe nefeslerle kurduğu duygusal bağ, bugün cumhuriyet ilkeleri ve adalet temelli seküler bir dille yeniden üretilmektedir. Kitlesel olarak maruz kalınan tarihsel travmalar, bu kitleleri her siyasi kriz anında kolektif bir kurtarıcı etrafında kenetlenmeye itmektedir.

Anadolu'nun heterodoks kitlelerinin (Aleviler, Bektaşiler, Kızılbaşlar, Yörükler, Tahtacılar) Kemalizm ile olan ilişkisi, dışarıdan tam bir entegrasyon gibi görünse de derinde yapısal bir zıtlık ve gizli bir çatışma taşır. Kemalizm; rasyonel, pozitivist, kitabi ve merkezî bir modernleşme projesidir. Tekke ve zaviyelerin kapatılması ile Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Sünni-Hanefi eksenine dönüşmesi, kurumsal olarak Alevi-Bektaşi inanç merkezlerini ve “ocak” sistemini yasal olarak yok etmiştir. Kemalizm, vatandaştan kurumlara, kanunlara ve devlete itaat bekler. Oysa Glassen’in analiz ettiği Türkmen sosyolojisi, rasyonel kanunlara değil, karizmatik bir lider figürüne (“Führergestalt”) kayıtsız şartsız bağlanma eğilimindedir. Kitleler, kendilerini Sünni-muhafazakâr baskıya karşı koruyan seküler niteliği nedeniyle Kemalizm'e siyasî olarak sıkı sarılmışlardır; ancak bu sarılma, kendi tarihsel-bâtınî genetik kodlarını baskılama pahasına olmuştur. Bu durum, topluluğun bilinçaltında sürekli bir “iktidar tarafından asimile edilme veya dışlanma” korkusunu besler.

Türkiye siyasetinde Kemal Kılıçdaroğlu figürü, tam da Glassen’in işaret ettiği o akışkan ve flulaşan Anadolu dindarlık ve kültür potasının modern bir prototipidir. Günümüzün AKP kadrolarının bu durumu çok iyi analiz etmiş olması gerekir. Tunceli (Dersim) kökenli ve Kureyşan Ocağı'na mensup (Alevi inancında seyyid kabul edilen bir soy) olan Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanlığı ve cumhurbaşkanlığı adaylığı dönemi, yukarıda bahsedilen Kemalizm-bâtınîlik çatışmasının kırılma noktasıdır ve iktidar bunun farkındadır. Kılıçdaroğlu, CHP'nin klasik ulus-devletçi, katı ve bürokratik Kemalist reflekslerini kendine göre esneterek Anadolu'nun dışlanmış hafızasını barıştırmaya çalışmıştır. Ankara'dan İstanbul'a yürürken takındığı dervişane sabır, kitlelerin gözünde onu rasyonel bir siyasetçiden ziyade bir “Pir” seviyesine yükseltmiştir. Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde doğrudan çektiği “Alevi” videosu, yüzyıllardır takiyye (gizlenme) yapmak zorunda kalan Anadolu Kızılbaş/Alevi dünyası için mitsel bir an olmuştur. Bu video, Şah İsmail’in kimliğini haykırmasının modern ve demokratik bir formatta tekrarlanmasını çağrıştırmıştır. Ancak Kılıçdaroğlu'nun bu dönüşüm hamleleri, parti içindeki “ulusalcı ve katı Kemalist” klikler tarafından her zaman gizli veya açık bir dirençle karşılanmıştır. Bu klikler, Kılıçdaroğlu'nun getirdiği helalleşme ve kucaklaşma dilini, Kemalizm'in rasyonel ve aydınlanmacı özünden bir “sapma” olarak kodlamıştır.

Siyasette yaşanan gelişmeler, liderlik tartışmaları ve Kılıçdaroğlu isminin parti mekanizmalarında veya genel başkanlık denkleminde yeniden ağırlık kazanması, bu kurtarıcı arayışının kurumsal bir tezahürüdür. Anadolu’nun mazlumiyet ve mağduriyet psikolojisiyle yoğrulmuş kitleleri, mevcut siyasi iktidarın kurumsallaşmış gücü karşısında her zaman bir “Sâhib-i Hurûc” (çıkış yapan, bayrak açan) aramaktadır. Kılıçdaroğlu'nun siyaset sahnesindeki kalıcılığı ve kitlelerin ona duyduğu sadakat, rasyonel bir siyasi başarı-başarısızlık denklemiyle açıklanamaz. Tıpkı Glassen’in makalesinde bahsettiği India Office yazmasındaki mitsel anlatılar gibi, bugünün seçmeni de Kılıçdaroğlu’nu tarihsel bir haksızlığa karşı direnen mağrur ve temiz bir figür olarak kodlamıştır.

Tam bu noktada, iktidarın stratejik hamleleri devreye girmektedir. Bugünlerde Kılıçdaroğlu'nun, bir AKP hamlesiyle adının tekrar CHP ile anılması, akıllara şu kritik soruyu getirmektedir: Kılıçdaroğlu, kendi rızası dışında AKP'nin “Mehdi”si hâline mi getirilmek istenmektedir? Bu durum, CHP içerisinde katı ve dışlayıcı Kemalist bürokrasiye geri dönmek istemeyen; aksine “kendilerinden olan”, derviş sabırlı ve tarihsel olarak güven veren kurumsal bir sığınağa sığınma arzusunun bir yansımasıdır. Erika Glassen'in haklı olarak vurguladığı gibi, Anadolu'da sosyo-dinî bir genetik kod mevcuttur. Bugünün Alevileri, Bektaşileri veya sekülerleşmiş Türkmen/Yörük kitleleri artık gökyüzünden inecek eskatolojik bir Mehdi aramamaktadır. Ancak tek adam rejimi altında nefes alamayan bu kitleler, adaletsizliğe uğrama hissi var oldukça siyaset arenasındaki “Mehdi işlevi”ni görecek; kendilerini hem sisteme hem de kurucu katı ideolojiye karşı koruyacak karizmatik, dürüst ve “baba/pir” figürlerini aramaya devam etmektedir.

Tek adam rejimi bu sosyolojik refleksi çok iyi kullanmaktadır. İktidarın amacı, bu arayışı kullanmanın da ötesine geçerek CHP’yi yıpratmak, kitleler gözünde “bunlardan hiçbir şey olmaz” algısını yaratmak ve Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden bir sadakat dalgası oluşturmaktır. Kürtleri de yanlarına alarak yeni bir anayasa ile ülkeyi yöneten tek adam rejiminin devamı arzulanmaktadır. Sonuç olarak, Şah İsmail'den Şahkulu'na uzanan o köklü ve muazzam potanın günümüzde Kemalizm'in rasyonel kalıplarıyla çarpışması ve bu süreçteki “Mehdi işlevi”nin manipüle edilerek Sünni-Hanefi sisteminin kalıcı kılınması amaçlanmaktadır.

Karikatür: (Sefer Selvi / Evrensel)