"Enerji sıkıntısı yaşatılan ülkede elektrik kesintilerinin yirmi saate ulaşmasının utancı da ABD’nin güç gösterisine tavır almayıp sessiz kalarak bu uygulamaya ortak olanlardır."

1 Ocak 1959 tarihinde Küba diktatörü Batista Dominik’e kaçmak zorunda kaldı. Küba Devrimi gerçekleşti.

Yabancı işletmelerin kamulaştırılıp, toprak reformunun gerçekleştirilmesi gibi anti-emperyalist uygulamalar ABD’yi çileden çıkarınca, 1960 yılında Küba ambargosu başlatıldı.

ABD’ye kaçan Batista yanlılarından oluşturulan askerî birlikle 16 Nisan 1961’de Domuzlar Körfezi Çıkartması gerçekleştirilerek, ada işgal edilmek istendi. Castroların ve Che’nin de bizzat katıldığı çatışmalarla bu girişimin püskürtülmesi ABD’nin prestijine büyük darbe vurdu.

Ancak ABD’nin, adayı işgal planlarından vazgeçmeyeceği belliydi. 1961 yılında Mongoose (Firavunfaresi) Operasyonu adlı bir harekât başlatılarak Küba Devrimi yenilgiye uğratılmak istenmekteydi. Yankeelerin kirli oyunlarından vazgeçmeyeceklerinin bilincinde olan Küba, ülkesini savunmak amacıyla Sovyetler Birliğinden füze isteyince “Küba Füze Krizi” patlak verdi.

CIA’nin oyunları bitmek bilmiyordu. CIA Fidel Castro'yu öldürmek için çok sayıda suikast girişiminde bulundu. Ancak hepsi başarısızlıkla sonuçlandı. Bugünlerde de devrim liderlerinden Raul Castro aleyhine, iki uçağın düşürülmesine sebep olma gerekçesiyle dava açtı.

1960 yılından bu yana sürdürülen ambargo zirveye tırmandırıldı. Amerikan emperyalizmi Ocak 2026'da Küba’ya ham petrol ve rafine petrol ürünleri tedarikini durdurmayı amaçlayan bir sınır ötesi tarife mekanizması uygulamasını başlattı. "Yakıt ablukası" olarak nitelenen bu saldırgan politika suç olmasının ötesinde insanlık dışı bir tavır.

"Hayatım boyunca ABD'nin Küba gündemini duydum. 'ABD ne zaman yapacak?' diye konuşuluyordu. Küba'yı alma onuruna sahip olacağıma inanıyorum. Evet, bir şekilde almak. Özgürleştirmek ya da elde etmek. Onunla ne istersem yapabilirim. Çok zayıf bir ülke," diyen Trump’ın küstahlığı bitmek bilmiyor.

Sözün özü; karşı-devrimcileri Küba’da iktidara getirme planları kesintisiz olarak 65 yıldır sürdürülüyor.

Küba enerji, su, gıda temini konusunda büyük sıkıntılar yaşamaya başladı.

Uçak yakıtı bulunamadığından turizm gelirleri sıfırlanma noktasına gidiyor.

Hastaneler enerji gereksinimlerini karşılayamadığından cerrahi operasyonların bir kısmı telefon ışıklarıyla yapılır hale gelmiştir.

İlaç sıkıntısı yaşandığından, kanser ve diyaliz hastalarının tedavisi yapılamıyor.

Elektrik kesintileri yirmi saati bulduğundan, okullar erken kapatılmak zorunda kalındı.

Emperyal güçler, direngen ezilen halkları açlık, yokluk, yoksullukla “terbiye ederek,” teslim almayı planlayabilecek kadar kindar ve soykırımcıdır.

Kirli medyalarında kara propaganda araçları ile Küba Devrimi’ni aşağılamaya çalışarak “psikolojik savaş” yöntemlerini kullanmak, onlar için günlük doğal davranışlardır.

Mahir Çayan'ın devrim mücadelesi sürecine ilişkin söylediği; "Devrim yolu engebelidir, dolambaçlıdır, sarptır..." sözleri devrim sonrası için de geçerlidir.

Devrimini gerçekleştiren tüm ülkeler, sosyalist sistemin nasıl yaşatılacağı mücadelesinde pek çok engellerle karşılaşırlar. Çünkü, devrimi gerçekleştirmek işi bitirmek anlamına gelmemektedir. Sovyetlerden Çin’e, Vietnam’dan Küba’ya kadar tüm devrimci iktidarlar sosyalizmin kuruluşu konusunda büyük sıkıntılar yaşadılar. Doğru adımların yanı sıra hatalar, yanlışlar da yaptılar. Yanılgı ve yanlışlarından ders çıkarmayı bilenler, bunlardan ders çıkararak öğrenirler.

Küba, devrimin hemen sonrasında başlayan abluka ve ambargoya karşın sosyalizmi kurma çabasından vazgeçmedi, yürümeye devam ediyor.

Elbette ki, Küba Devrimi sonrası her şeyiyle dört dörtlük değildir. Tıpkı diğer devrimler gibi yetersizlikleri de söz konusudur. Ancak şu an tartışacağımız konu bu yanları değil.

Utanç duyması gereken Kübalılar değil, petrol gereksinimlerini karşılamalarını engelleyen ABD emperyalizmidir.

Enerji sıkıntısı yaşatılan ülkede elektrik kesintilerinin yirmi saate ulaşmasının utancı da ABD’nin güç gösterisine tavır almayıp sessiz kalarak bu uygulamaya ortak olanlardır.

"Tıbbi Enternasyonalizm" politikası kapsamında 60'ı aşkın ülkeye yaklaşık 50.000 sağlık çalışanı (doktor, hemşire ve sağlık teknisyeni) gönderen Küba ise, insanlığın gurur kaynağıdır.

Özellikle ileri evre küçük hücre dışı akciğer kanserinde standart kemoterapi ve radyoterapi sonrasında bağışıklık sistemini uyararak yaşam süresini uzatarak, tümör gelişimini baskılamaya yardımcı olan kanser aşısının diğer ülkelerdeki hastalara ulaştırılmasına engel olan emperyal güçler, Kübalıların ilaç sıkıntısı yaşamasının bir numaralı suçlularıdır.

Eğitimin parasız olduğu Küba’da yaratılan elektrik enerjisi eksikliğinden dolayı okullar erken kapatılmasının baş sorumlusu ABD’dir.

Devrimin ilk yıllarından bu yana, 0-7 yaş arasındaki bütün çocuklara ve gebelere günde yarım litre günlük süt veren Küba’nın imha edilmesi çabasının arka planındaki çirkin politika, 1,1 milyar insanın açlığa mahkum edilmesinin de temel sebebidir.

Trump’ın “Küba'yı alma onuruna sahip olacağıma inanıyorum,” açıklaması, ABD’nin işgalci kimliğini gizlemekten kaçınmadığını göstermektedir. Küba’yı tartışanlar bu işgalciliği teşhir edip tepki göstermek zorundadır.

Kübalılara su sıkıntısı yaşatan Yankeelerin işgal ettikleri ülkelere demokrasi götürmedikleri gibi, toplumsal çarkları tersine çevirmeye çalıştığı tüm dünyanın bildiği bir gerçektir. Marx’ın şu sözleri bu gerçeğin altını çizer:

Celladını kurtarıcı olarak gören bir toplum, kasabın bıçağını yalayan aptal danaya benzer.”(marx)

Cuba si, yanquis no!” (Küba evet, Yankilere hayır) sloganını atan Kübalıların, 65 yıllık ambargonun yıkıcılığına karşı direngenliklerini tüm insanlık bilmektedir. Kübalıların devrime sahip çıkma onuru tartışılamaz bir gerçektir.

Patria o muerte!” (Vatan ya da ölüm) şiarını dünya halklarına hediye eden Kübalılar, ABD’nin tehdidi hangi boyuta ulaşırsa ulaşsın teslim olmayacaklarını dile getirebilme gururuna sahipler.

Batista mahkemesinde “Tarih beni beraat ettirecektir,” diyen Fidel Castro ve yoldaşları haklı çıkmış, insanlığa örnek olmuştur.

Ezilen dünya halkları Küba halkının “Veneceremos” (Kazanacağız) sloganına katılarak Kübalıların direncine güç katmalıdır.

Grup Yorum’un “Gel Ki Şafaklar Tutuşsun” albümünde yer verdiği “Direnişçilerin Cevabı” ⁽⁕⁾ parçasının son bölümündeki sözleri en güçlü biçimde haykırdık.

“…Düşüncelerimizi, tarihimizin
Örs ve çekici arasında dövüp
Kavganın suyunda çelikleştirdik

İp de geçirsen boyunlarımıza
Ya da bir kurşun alınlarımıza
Asla soyunmayız inancımızdan

Hey, And dağları, Sierra'lar
Che'nin gül bahçeleriyiz.”

Che’nin ders dolu şu sözleri ile bitirelim:

Savaşan kaybedebilir. Savaşmayan çoktan kaybetmiştir. (…) Ve unutma; kaybettiğinde değil vazgeçtiğinde yenilirsin.”

⁽⁕⁾ Bu parçanın sözleri dava arkadaşım şair Baki Altın’a aittir. Parçayı Metris Askeri Cezaevi’nde siyasi tutsak olarak bulunduğumuz dönemde bestelemiştim. Grup Yorum bu besteyi düzenleyip aranje ederek albümünde yer verdi.