“Bedelini önceden kabullenmiş olan

bir insanı hiçbir şey yenemez.”[1]

Jean-Paul Sartre’ın, “Daha güzel zamanlar olabilir, ama bu bizimkisi,” betimlemesiyle müsemma süreci 60’lı yıllardan beri yaşar; ya da moda deyimiyle “deneyimleriz”…

Savaş örgütü NATO’nun Ankara’daki toplantısı öncesi ve sonrasında da bir “tecrübe” sahibi olduk.

Hem de hiç istemeyerek ve “Sibel Özbudun ve Temel Demirer gibi radikal figürler için gözaltına alınmak bir mağduriyet değil; marjinal sol tabanlarını konsolide etmek için aradıkları o varoluş yakıtıdır. Yıllardır bitmeyen bu ‘gözaltı ve sevk’ ritüeli, fikir üretemeyen aşırı solun hayatta kalma stratejisidir,”[2] zırvasına rağmen.

Bu nasıl iştir, hem bizi irademiz dışında alıp götürüyorlar; hem de bu bize ait bir “strateji” oluyor. “Absürd” denilen bu olsa gerek;[3] bizi 5 Temmuz 2026 sabahı İstanbul’da Muğla’ya -dosyada gizlilik kararı ile!- alıp götürmelerinde olduğu gibi…

* * * * *

Biz emperyalizm ve savaş örgütü NATO’nun has evladı, çeşitli versiyonlarıyla Gladio’ya “Hayır” diyenlerdeniz. Hem de gözümü açtığımız, 60’lardaki filinta endam günlerimizden bugünlere, ve elbette sonuna dek.

NATO Zirvesi fırtınasının “taraf”larındandık ve bunun için de kendimizi “iyi hissettik”.

“Nasıl” mı?

II. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanya’sının, Hermann Göring yönetimindeki “Luftwaffe”si (hava silahı/kuvvetleri) Londra’yı bombalayıp, evlerin birçoğunu yerle bir ederken, uzun süre bomba düşmeyen evlerden birisi nihayet isabet aldığında “Şimdi kendimi ‘iyi’ hissediyorum,” der sakinlerden biri.

Biz de yüzlerce kardeşimizin “NATO’ya Hayır” dediği için kelepçelendiği günlerde İstanbul’dan Muğla’ya sevk edilirken kendimizi “iyi” hissettik...

“Gözaltına alınıyoruz. Muğla’ya sevk. Temel Demirer Sibel Özbudun”[4] notu düşülen X hesabındaki tweet dalga dalga yayılırken ve de “yanlışlıkla” kardeşimiz Yücel Demirer’in evi basılırken…[5]

Kolay mı?

Dersimli komünist başkanımız, “NATO zirvesi bahane edilerek hak savunucularına, sendikalara ve derneklere yönelik baskılar yoğunlaşıyor. Düşüncenin ve bilimin sesini bu yöntemlerle kısamazsınız! Sibel Özbudun ve Temel Demirer’in gözaltına alınması kabul edilemez. Derhâl bırakılmasını istiyoruz,”[6] derken; “Ankara’daki NATO Zirvesi öncesinde İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Çanakkale, Antalya ve Bursa’da düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Operasyonlarda Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Yiğit Pertev, Antalya İl Sözcüsü Diğde Simay Pertev, Antalya İl Temsilcisi Mehmet Akif Karaca, Antalya Halkevi Başkanı Gülcan Şahin’in de arasında bulunduğu Halkevleri üyeleri, avukatlar, Devrimci Gençlik Derneği üyeleri, Devrimci Hareket Dergisi çalışanları, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Antalya İl Örgütü yöneticileri, Emek Partisi Kocaeli yöneticileri ve Emek Gençliği üyelerinin bulunduğu bildirildi.

Akademisyen ve yazar Doç. Dr. Sibel Özbudun, sosyal medya hesabından yazdığı mesajda, akademisyen ve yazar Temel Demirer ile birlikte gözaltına alındığını duyurdu.

ÇHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Ezgi Önalan ile şube üyesi Yunusemre Işık’ın sabaha karşı evlerine düzenlenen polis operasyonuyla gözaltına alındığı belirtildi.

T24 editörü Buse Söğütlü’nün de evinden gözaltına alındığı öğrenildi.”[7]

Olup da bitmeyene ilişkin Barış Yarkadaş, “Bu işte bir yanlışlık var…”[8] dese de burası Türkiye’ydi ve burada, bu konularda “yanlış” ol(a)mazdı!

Çünkü… NATO Zirvesi öncesi 39 kişinin şafak operasyonuyla gözaltına alınmasına tepki gösteren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “NATO zirvesi bahane edilerek ülke baştanbaşa gözaltı merkezine çevrildi. Adı konmamış sıkıyönetim günlerinden geçiliyor,” dedi.

Yaşanan gözaltılar, ihraçlar ve erişim engellerini sıralayarak, “Akademisyen ve yazar Sibel Özbudun, Temel Demirer başta olmak üzere onlarca siyasetçi ve aktivist gözaltına alındı. Bülent Bilmez, sırf akademik çalışma alanı Kürtler ve Aleviler olduğu için görevinden atıldı. Komedyen Deniz Göktaş, yaptığı bir mizah yüzünden tutuklandı. Nûmedya24, Azadiya Welat, Ajansa Welat ve Sendika.org’a erişim engellendi. Habere, gerçeğe, farklı sese tahammül kalmadı,”[9] vurgusu ve dalga dalga yayılan tweetimize düşülen notlarda ifade edildiği gibi…

“NATOcular, Temel-Sibel Demirer Hocalarımızı da gözaltına aldılar”[10]

“Muhalif kimliğinizle tanınıyorsanız adaletsizliğe, hukuksuzluğa ve yanlış politikalara karşı sorgulayıcı bir bakış açısıyla hakkı savunuyorsanız tutuklanmak için yeterli!”[11]

“Adım adım genişleyen bir baskı rejimiyle karşı karşıyayız. NATO zirvesi nedeniyle baskı sokaktan akademiye, sahneden habere kadar hayatın her alanını kuşatıyor. Sibel Özbudun ve Temel Demirer’in gözaltına alınması, Bülent Bilmez’in görevinden edilmesi, Deniz Göktaş’ın tutuklanması, Nûmedya24, Azadiya Welat, Ajansa Welat ve @sendika_org’a getirilen erişim engelleri, sosyalistlere yönelik gözaltılar münferit değil; örgütlü bir sindirme politikasının parçalarıdır”[12]

* * * * *

Yurtdışından[13] coğrafyamıza akıl almaz bir dayanışma ile taltif edildik. Herkes sağ olsun, var olsun…

Bunlardan sadece bir kaçını aktarmakla yetineceğiz; ancak öncelikle “İnşallah tutuklanırsınız. Paket olunca avukatınız haber versin sevincimiz 10 kat artsın”;[14] “Hiç çıkamaman dileği ile!”;[15] “Muğla güzel hayırlı tatiller Sibel hanım,”[16] türünden trol tweetlerine hak ettikleri kadar kına göndermeye hazır olduğumuzu beyan edelim.

Bir de “80 yaşında yolda yürümekte zorlanan iki insanı NATO kapsamında gözaltına almak da artık delirmekten başka bir şey değil… Protesto olmasın diye 80 yaşında iki insanı gözaltına alıp bir hafta bekletmek de gerçekten zulümdür,”[17] ifadesine gelince; hümanizmden de, yaşlılık edebiyatından da söz etmeyi hiç sevmeyiz… Bir de Attilâ İlhan’ın, ‘Heyamol’ şiirindeki “ak saçlarımıza savaş tolgaları geçir,”[18] dizelerini anımsatarak ekleyelim: Önemli olan yaş değil, ne yapıp, nasıl durduğundur.

Gelelim aktaracağımız birkaç tweete…

i) “Doc. Dr Sibel Özbudun ve yazar, aktivist ve siyaset yorumcusu 72 yaşındaki Temel Demirer göz altına alınmışlar. Gece baskınları ile evlerinden alınmışlar! 50 şüphelinin yakalanmasına yönelik 05.07.2026 günü saat 04. 30 sıralarında il içi ve il dışı 63 adrese yönelik yapılan operasyonel çalışmada 39 Şüpheli yakalanmış! (Bu büyük operasyonda sade 1 adet kurusıkı tabanca ve tabancaya ait 8 adet fişek,11 adet 45 kalibre fişek ve çok sayıda örgütsel dökümanlara ve dijital materyal ele geçirilmiş)”[19]

ii) “NATO zirvesi bahane edilerek ülke baştanbaşa gözaltı merkezine çevrildi. Adı konmamış sıkıyönetim günlerinden geçiliyor. Akademisyen ve yazar Sibel Özbudun, Temel Demirer başta olmak üzere onlarca siyasetçi ve aktivist gözaltına alındı”[20][21]

iii) “Yoldaşlarımız; akademisyen Sibel Özbudun ve yazar Temel Demirer, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Baskılar düşünceyi teslim alamaz. Aydınların, sanatçıların ve halktan yana söz söyleyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz”[22]

iv) “CIA emirli NATO öncesi operasyonlarında gözaltına alınan Sibel Özbudun ve Temel Demirer onurumuzdur. Baskılarınız onlara vız gelir vız”[23]

v) “Temel Demirer ve Sibel Özbudun da gözaltında. Temel Hoca üniversitede öğrencilerini asla yalnız bırakmayan çok değerli bir hocaydı. Onun yeri gözaltı değil kamusal alan”[24]

vi) Temel Demirer’in ifadesini almaya çalışacak polis memurunun ifadenin ortasında istifa edip nato karşıtı gösterilere katılma ihtimali kuvvetle muhtemel”[25]

vii) “Temel ile Sibel’i alan başına bela alır yalnız. Ben hiç sustuklarını görmedim. Üstüne bir de dipnotlarla, kaynaklı konuşurlar ki sorgulayana allah kolaylık vermez!”[26]

viii) “70 yaşındaki Sibel Özbudun ve 72 yaşındaki Temel Demirer hocayı da gözaltına almışlar. Koca NATO yetmişli yaşlarda ki hocalardan korkmuş herhâlde”[27]...

ix) “Sibel Özbudun ve Temel Demirer solun hafızasıdır Nato bu hafızadan korkuyor Natocular elbette gidecek Anadolu özgürleşecek”[28]

x) “Sibel Özbudun vatansever, onu tutuklayanlar Batıya servis hizmeti verenlerdir”[29]

xi) “Aydın tavırları, ve her zaman direnenlerin yanında olmaları ile tanınan Sibel Özbudun ve Temel Demirer serbest bırakılsın!”[30]

xii) “Sibel Özbudun ve Temel Demirer bu ülkenin en vicdanlı insanları arasındadır. Onların vicdanı bilimin, sosyalizmin, özgürlük mücadelesinin ve insan onurunun değerleriyle yoğrulmuştur. Temel Hoca 72, Sibel Hoca 70 yaşında. Yaşamları boyunca düşüncelerini savunmaktan geri adım atmadılar. Bugün de aynı kararlılıkla dimdik ayaktalar. Topluma kazandırdıklarıyla anılması gereken insanlar gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, baskı görüyor. Salın artık bu ülkeyi!”[31]

xiii) “Geçmiş olsun demeyeceğim, geçmiş olmuyor üstadım. Ayağınıza taş, gözünüze yaş değmesin”[32]

* * * * *

Ve gelelim, zurnanın zırt ettiği “hukuk(suzluk) meselesi”ne!

Sağ olsun, Volkan Koç’un net biçimde ifade ettiği gibiydi her şey: “Sibel Özbudun ve Temel Demirer gözaltına alındı. Sebebi malum: NATO. Savcılık, iki ismin de ‘terör’ bağlantısı olduğunu bundan dolayı gözaltına alındığını iddia ediyor. Fakat ortada yeni bir şey yok! Geçmiş bağlantıları, geçmişte aldıkları cezalar vs vs... Bunları delil diye yutturmaya çalışıyor savcılık!”[33]

Zaman aşımı haricinde Fransa sürgününden coğrafyamıza dönen Temel Demirer’in, 1991’den beri on küsur kez yargılandığı hâlde aldığı her hangi bir cezası kesinlikle yoktur.

Sibel Özbudun’a gelince şimdiye kadar hakkında açılan tüm davalar beraat ile sonuçlanmıştır.

Yani bazı çevrelerin yaygarası mesnetsizdir, asılsızdır ve mevcut “dezenformason yasası”nın alenen çiğnenmesidir.

Özetle “adli kayıt” denilen boş laflar bundan ibarettir!

Gazeteciliği hakkıyla yapan ‘Evrensel’de yayınlanan; “Özbudun ve Demirer, Muğla Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ suçlamasıyla gözaltına alınmıştı.

Temel Demirer’in yazılarının Kaldıraç dergisinde yayımlanması, Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TAYAD) ile bağlantılı tutuklularla irtibatının bulunması, DSİH ve DHKP/C ile ilişkilendirilmesine gerekçe gösterilmişti.

Sibel Özbudun’un katıldığı toplantı, panel ve forumlar da DHKP/C ve DSİH üyeliğine delil olarak gösterilmişti,”[34] haberinde de görüldüğü önümüze -ortaya karışık!- “örgütlerden örgüt seç”(!) imkânı(?) sunuluverdi.

Ama… Özbudun ile Demirer’in avukatı Çağdaş Sezer, hem hukuki hem de siyasi açıdan gözaltıların NATO süreciyle bağlantılı olduğunu dile getirip, “Dosyada gizlilik kararı olduğu için avukatlar olarak dosyaya erişemiyoruz. Buna rağmen dosyanın içeriğine ilişkin bazı bilgilerin basına servis edilmesi kabul edilemez. Avukatların dahi ulaşamadığı bilgilerin kamuoyuna sızdırılması, soruşturmanın sağlıklı yürütülmesine hizmet etmediği gibi, gözaltındaki kişiler hakkında bir itibarsızlaştırma amacı taşıdığı izlenimini yaratıyor,”[35] derken haksız değildi!

Gerçekten de Adalet Bakanlığı ile Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bir gün ara ile yaptıkları “açıklamalar”(!), “masumiyet karinesi”ni göz ardı etmenin yanısıra, üzerine “gizlilik kararı” konmuş bir dosyaya ilişkin bilgi sızdırmanın TCK’nın 285. maddesinde tanımlandığı şekliyle “soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçunu oluşturduğu, üstelik de basın yoluyla işlendiği için öngörülen cezanın arttırılmasını gerektiren bir “ihlal”dir.

Hem de Ahmet İnsel’in 2015 yılında ifade ettiği biçimiyle: “Türkiye’de geçmişte de ceza yargısı iktidardaki gücün istemlerine göre eğilip bükülürdü. Ama özerklik görünümünü biraz olsun koruma kaygısı da olurdu. Günümüzde ise yargıyla iktidar arasındaki göreli mesafe bütünüyle kayboldu.”[36]

Evet, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu da (RTÜK) NATO Zirvesi öncesi yayıncı kuruluşları uyaran açıklasınmada yayınlarının teyitli ve dezenformasyondan uzak bir anlayışla yürütülmesini beklediklerini belirtmemiş miydi?[37]

İyi de bize reva görülen dezenformasyona, ya da ‘Akit Gazetesi’nin şu satırlarına ne demeli?

“DHKP-C güdümündeki terör örgütü mensupları ile bağlantılı oldukları ve sol terör örgütünün toplantı, panel ve etkinliklerinde rol aldıkları adli kayıtlara geçen Sibel Özbudun ile eşi Temel Demirer, ‘terör örgütüne üye olmak’ ve ‘terör örgütünün propagandasını yapmak’ suçlarından gözaltına alındı.

Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Temel Demirer ve Sibel Özbudun Demirer hakkında kamuoyunda yer alan paylaşımların ardından Adalet Bakanlığı yazılı bir açıklama yayımladı.

Açıklamada, Temel Demirer’in, DSİH terör örgütü güdümünde olduğu belirtilen Kaldıraç Dergisi yazarları arasında yer aldığı, DHKP/C yapılanması TAYAD ile bağlantılı tutuklu ve hükümlülerle irtibatının bulunduğu ve söz konusu örgütlere yönelik yürütülen adli takiplerde isminin geçtiği ifade edildi.

Adalet Bakanlığı açıklamasında, soruşturmanın kişilerin ‘yazar’ ya da ‘akademisyen’ gibi kamuoyunda bilinen sıfatlarından bağımsız olarak yürütüldüğü vurgulandı.”[38]

‘Akit Gazetesi bu satırları “Adalet Bakanlığı Açıklaması”ndan altığından söz ediyor. İyi de hangi aralık ve nasıl? Veya bunu kim servis etti?!

ADALET BAKANLIĞI AÇIKLAMASI[39]

Yazar Temel Demirer ile akademisyen Sibel Özbudun Demirer’in gözaltına alınmasının ardından kamuoyunda ortaya atılan iddialara Adalet Bakanlığı’ndan yanıt geldi.

Adalet Bakanlığı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan yazar Temel Demirer ile akademisyen Sibel Özbudun Demirer’e ilişkin kamuoyunda yer alan iddialara açıklık getirdi. Bakanlık, soruşturmanın “silahlı terör örgütüne üye olma” suçlaması kapsamında yürütüldüğünü bildirdi.

Bakanlığın açıklamasına göre, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Anayasal Suçlar Bürosu’nun 2025/15700 sayılı soruşturma dosyası kapsamında Temel Demirer ve Sibel Özbudun Demirer, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçlamasıyla yürütülen soruşturma çerçevesinde 5 Temmuz 2026 tarihinde yakalanarak gözaltına alındı.

Açıklamada, Temel Demirer’in, DSİH terör örgütü güdümünde olduğu belirtilen Kaldıraç Dergisi yazarları arasında yer aldığı, DHKP/C yapılanması TAYAD ile bağlantılı tutuklu ve hükümlülerle irtibatının bulunduğu ve söz konusu örgütlere yönelik yürütülen adli takiplerde isminin geçtiği ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, Demirer hakkında 2007-2026 yılları arasında “silahlı terör örgütü kurma, yönetme veya üye olma”, “terör örgütü propagandası yapmak”, “suçu ve suçluyu övme” ile “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamaları kapsamında toplam 18 adli olay kaydı bulunduğunu bildirdi.

Açıklamada, Sibel Özbudun Demirer’in Hacettepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak görev yaptıktan sonra 2010 yılında görevinden ayrıldığı belirtildi.

Bakanlık, Özbudun Demirer’in DHKP/C başta olmak üzere sol terör örgütleriyle bağlantılı olduğu öne sürülen oluşumlar tarafından düzenlenen toplantı, panel, forum ve benzeri etkinliklere katıldığının tespit edildiğini aktardı.

Ayrıca Sibel Özbudun Demirer hakkında 2011-2026 yılları arasında “terör örgütü propagandası yapmak” ve “suçu ve suçluyu övme” suçlamaları kapsamında 5 adli olay kaydı bulunduğu, yine DHKP/C ve DSİH örgütlerine yönelik adli takiplerde isminin geçtiği ifade edildi.

Ha… Bir de “Adalet Bakanlığı Açıklaması”ndan bir gün sonra Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı’nın benzer içerikli “açıklama”sı var!

MUĞLA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI AÇIKLAMASI[40]

Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı, terör soruşturması kapsamında gözaltına alınan Temel Demirer ve Sibel Özbudun Demirer hakkındaki iddialara ilişkin açıklama yaptı. Soruşturmanın “silahlı terör örgütüne üye olma” suçu yönünden yürütüldüğünü belirten Başsavcılık, şüphelilerin geçmiş adli kayıtlarını ve örgüt irtibatlarını paylaştı.

Başsavcılık, bazı basın yayın organları ile sosyal medya hesaplarında soruşturmanın mahiyetini göz ardı eden değerlendirmelerin yer alması üzerine kamuoyunu bilgilendirdi.

Açıklamada, gözaltına alınan şüphelilerin faaliyetleri ve geçmiş adli kayıtlarına dair şu bilgilere yer verildi:

Temel Demirer: DSİH terör örgütü güdümündeki Kaldıraç Dergisi yazarları arasında yer aldığı, DHKP/C terör örgütü yapılanması TAYAD güdümünde cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlü şahıslarla irtibatlı olduğu ve bu örgütler içerisindeki faaliyetleri nedeniyle adli takibi yapılan kişiler arasında bulunduğu bildirildi. Şüphelinin 2007-2026 yılları arasında “silahlı terör örgütü kurma, yönetme veya üye olma”, “terör örgütü propagandası yapmak”, “suçu ve suçluyu övme” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlarından toplam 18 adli olay kaydı olduğu belirtildi.

Sibel Özbudun Demirer: Hacettepe Üniversitesindeki öğretim görevliliği görevinden 2010 yılında istifa ettiği; DHKP/C başta olmak üzere sol terör örgütleri güdümündeki oluşumların düzenlediği toplantı, panel ve forum gibi etkinliklere katıldığı ve adli takibi yapılan kişiler arasında yer aldığı ifade edildi. Şüphelinin 2011-2026 yılları arasında “terör örgütü propagandası yapmak” ve “suçu ve suçluyu övme” suçlarından 5 adli olay kaydı bulunduğu aktarıldı.[41]

Adli kaynaklardan alınan bilgiye göre; Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Anayasal Suçlar Bürosunun 2025/15700 sayılı soruşturma dosyası kapsamında; Temel Demirer ve Sibel Özbudun Demirer, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçu yönünden yürütülen soruşturma çerçevesinde 05/07/2026 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıştır. Soruşturma kapsamında “yazar” olarak nitelendirilen Temel Demirer’in; DSİH terör örgütü güdümündeki Kaldıraç Dergisi yazarları arasında yer aldığı, DHKP/C terör örgütü yapılanması TAYAD güdümünde cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlü şahıslarla irtibatlı olduğu, DHKP/C ve DSİH terör örgütü içerisindeki faaliyetleri nedeniyle adli takibi yapılan kişiler arasında bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Temel Demirer hakkında 2007-2026 yılları arasında; “silahlı terör örgütü kurma, yönetme veya üye olma”, “terör örgütü propagandası yapmak”, “suçu ve suçluyu övme” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlarından toplam 18 adli olay kaydının bulunduğu anlaşılmıştır. Soruşturma kapsamında “akademisyen” olarak nitelendirilen Sibel Özbudun Demirer’in ise Hacettepe Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak görev yapmaktayken 2010 yılında istifa ettiği; DHKP/C başta olmak üzere sol terör örgütleri güdümündeki oluşum ve yapılanmalar tarafından düzenlenen toplantı, panel, sempozyum, söyleşi ve forum gibi etkinliklere katıldığı tespit edilmiştir. Sibel Özbudun Demirer hakkında 2011-2026 yılları arasında “terör örgütü propagandası yapmak” ve “suçu ve suçluyu övme” suçlarından 5 adli olay kaydının bulunduğu; ayrıca DHKP/C ve DSİH terör örgütü içerisindeki faaliyetleri nedeniyle adli takibi yapılan kişiler arasında yer aldığı anlaşılmıştır. Söz konusu soruşturma, kişilerin kamuoyunda hangi sıfatlarla tanındığından bağımsız olarak, dosya kapsamındaki deliller ve ilgili mevzuat çerçevesinde yürütülmektedir.[42]

Bu tür yasalar, yargı mercileri tarafından ihlâl ediliyor…

Çünkü Anayasa Mahkemesi içthatlarında, “masumiyet karinesi”ne işaret eder. “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” ilkesinin hukuk devletinin gereği olduğu vurgulanır ve, “Hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz. Listelerde yer alan kişiler hakkında kesin hükümle sonuçlanan herhangi bir yargısal sürecin varlığına yönelik açıklama yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmadan kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadeler içeren kural, masumiyet karinesini ihlâl etmektedir” denilir.[43]

* * * * *

Hayır, yasaları (eğer varsa!) öznel/ keyfi uygulayamazsınız…

“Hukuksuz demokrasi, siyasal bir oyundan öteye geçemez,”[44] vurgusu eşliğinde hızla hatırlatayım

Herkesin kanun önünde eşit olması yeterli değildir. Kanun da herkes önünde eşit olmalıdır.

Çünkü adaletsizlik nerede olursa olsun, her yerdeki adaleti tehdit eder. Bir insana yapılmış haksızlık, tüm insanlığa yapılmış haksızlık demektir.

Hukukun hukuk olmadığı yerde, kuvvetlinin hukuku geçerli olmaya başlar.

Bir toplum, sadece yasalarla değil, vicdanla da yönetilmelidir.

Ve nihayet Noam Chomsky’nin, “Eğer nefret ettiğimiz insanların da ifade özgürlüğü olması gerektiğine inanmıyorsak ifade özgürlüğüne hiç inanmıyoruz demektir,” vurguyla ekleyelim: “Audiatur et altera pars/ Ve karşı (öbür) tarafı dinlemeli.”

Gerçekten de Adalet Bakanlığı ile Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bir gün ara ile yaptıkları “açıklamalar”da, “Sibel Özbudun ve Temel Demirer’in, DSİH terör örgütü güdümünde olduğu belirtilen Kaldıraç Dergisi yazarları arasında yer aldığı”ndan söz edilerek, hem “gizlilik kararı” konmuş dosyaya ilişkin yasanın ihlâli edilmesi, hem de “masumiyet karinesi”nin göz ardı edilmesine karşın “karşı (öbür) taraf”ı, yani bizi kimse dinlemedi. Yandaş basın, yalnızca Başsavcıya ve (Adaletin yerine getirilmesini sağlamakla yükümlü) bakana uzattı mikrofonları.

“Bu da nereden çıktı” mı? Orta yerde şöyle bir karar da var!

Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Dosya No: 2022/118 Esas… Karar No: 2022/219… C. Savcılığı Esas No: 2022/19095… 27/09/2022 tarihli Gerekçeli Kararında, “Devrimci Sosyal İşçi hareketi adı verilen örgüt aslında var olmayan bir örgüttür, kolluğun ihbar evraklarında zaman zaman bahsedilmektedir ancak herhangi bir silahlı bir eylemden dolayı bahsi geçen örgütle ilgili cezalandırılmış kimse yoktur, buna ilişkin çok sayıda mahkeme kararı vardır, Ankara 2 nolu DGM’nin 2021/88 Sayılı dosyasında gerekçe kısmında sadece Kaldıraç dergisi okuru olmanın bu örgüte üye olmasına karine teşkil etmeyeceği belirtilmiştir, Kaldıraç Dergisi yasal bir dergidir, bu örgütle herhangi bir şekilde ilişkilendirilmiş ve toplatılma kararı yoktur…

Yargılamaya konu somut olayda dosyaya giren tüm bilgi, belge ve deliller birlikte değerlendirildiğinde;…

Her ne kadar Kaldıraç isimli derginin Devrimci Sosyalist İşçi Hareketi’nin terör örgütünün açık alan yapılanması olarak değerlendirme yapılmış ise de, bu hususta dergi hakkında herhangi bir yasaklı yayın olduğu hususu da kararın bulunmadığı gibi mevcut mevzuat hükümlerine ve yargı kararları uyarınca da bu hususta alınmış bir karar bulunmadığı hususu da göz önüne alındığında,” ibareleri alınmış olup, içtihat vasfı taşıyan karar alınmıştır…

İyi de bu böyle ise, Kaldıraç’ta yazı yazmak/ okumak neden gizli örgüt ile ilişkilendirilme gayretkeşliğini(!), ısrarını devreye sokuyor? Yoksa bu bir kriminalizasyon olmasın!

* * * * *

Çıktıktan sonra, “7 Temmuz 2026’da Yurtdışı çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla ‘serbest’ kaldık. İyi ki varsınız. Nerede kalmıştık?” diye yazdık X hesabımıza.

Nikos Kazantzakis’in, “Alçakgönüllü ol, basit ol. Bir çiçeğin, bir bulutun, bir böceğin büyüklüğü önünde eğil,” betimlemesindeki insanlardandık; nereden ve nasıl geleceğini bilmediğimiz güzel günlere tutkuyla bağlamıştık.

Aziz Augustinus’un, “Her şeyi görmeye alıştıkça, her şeye katlanmaya başlarsın… Her şeye katlanmaya alıştıkça, her şeye tahammül etmeye başlarsın… Her şeye tahammül etmeye alıştıkça, her şeyi kabullenmeye başlarsın… Her şeyi kabullenmeye alıştıkça, her şeye onay vermeye başlarsın!” uyarısını “es” geçmeden, umutsuzluğun en yaygın biçiminin kendin olma bilincini yitirmek olduğu vurgusuyla, yaşamı yaratmanın asli unsurunun “kendin olma bilinci”nden kaynaklanan umut olduğundan hiç şüphe etmemiştik.

V. İ. Lenin’in, “Umutsuzluk ve karamsarlık, yıkımın nedenlerini kavrayamayan, çıkış yolu göremeyen, mücadele yeteneğini kaybetmiş olanlara ait bir sorundur,” aforizmasını kulağımıza küpe edip; direnerek hayali sürdürenlerdendik.

Bir de Franco İspanyası’ndaki hücresinde umut ve tutkuyla, “Gracias a la vida/ Hayat sana teşekkür ederim,” dik duruşunun diklenen sesini; kimlerin yoldaşı olduğumuzu ve de buluta bakmayı öğrendiğimiz güzel 20 yaşımıza verdiği sözleri unutmadık...

Öyleyse, daha öncekiler gibi ne gelmişse, yine “Hoş geldi, sefa geldi”: “Gracias a la vida/ Hayat sana teşekkür ederim”…

18 Temmuz 2026 16:40:19, Muğla.

N O T L A R


[*] Kaldıraç Dergisi, No:301, Ağustos 2026…

[1] Marcus Aurelius, Düşünceler, çev: Şadan Karadeniz, YKY., 2020.

[2] Zoka @TheKirliKalem, 5 Temmuz 2026… https://x.com/TheKirliKalem/status/2073764897859555520

[3] “Lan zoka hasta mısın sen? İnsanları senin iktidarın tutukluyor. Madem mağdur olmak istemiyorsunuz, tutuklamayın o zaman solcuları! Bıktık sizin bitmeyen mağduriyetinizden ya hu!” (@Agnostikler, 5 Temmuz 2026… https://x.com/Agnostikler/status/2073860265074897175)

[4] @sozbudun, 5 Temmuz 2026… https://x.com/sozbudun/status/2073620417747579290

[5] “5 Temmuz Pazar sabahı saat 5 civarında uyandım. Uykuya dönebilmek umuduyla bir tarih belgeselini izlerken, 5.30’u geçerken kapım çalındı. Sık çalınmayan kapı zilimin böyle bir saatte çalınması gelenin kim olduğunu zaten belli etmişti. Kapıyı hemen açtım. Kimlik gösteren polis memurları ağabeyim Temel Demirer ve ablam/yengem Sibel Özbudun Demirer hakkında bir gözaltı kararı olduğunu söyledi. Geldikleri adreste yalnız yaşadığımı, aradıkları kişilerin burada oturmadıklarını belirttim. Ellerindeki evrakta ikinci sırada yazılmış olan adresimi göstererek sahip oldukları bilginin bu yönde olduğunu ve evde olup olmadıklarına bakacaklarını belirttiler.

Uygulama gereği bir şahit gerektiğini söyleyip, üç komşu kapısı çaldılar. Hemen açan olmadı. Uzun zil çalmalardan sonra evinde ağır hastası olan komşum ağır adımlarla benim katıma çıktı. Mahcubiyet içinde kendisine; ‘Seni de uyandırdık’ dediğimde ‘Yok zaten ayaktaydım’ sözleriyle cevapladı. Kural öyleymiş; polis memuru eve bakarken benim ve şahitlik yapan komşumun kendisini izlememizi istedi. Memur önde biz arkada evi dolaşırken yanı başımdaki komşuma mahcubiyet içinde ‘Biliyorsun işte, Türkiye halleri, kusura bakma’ dedim. Tanıyanlar nazik olduğumu söyler, bu cümleyi mahcubiyet hissiyle aylardır hasta yakınına bakan komşuma söylemiştim. Amacım politik bir beyanda bulunmak olsa, bundan çok daha keskin cümleler kurabilirdim.

Sırtı bize dönük bir biçimde odadan odaya yürüyen polis memuru, hiç beklemediğim biçimde sözlerime cevaben; ‘Bir ülken olduğuna şükret’ dedi. Doğrusu şaşırdım, hızla ağzımdan ‘Neye şükredeceğime ben karar veririm.’ cümlesi döküldü. Niye öyle yaptığımı bilmiyorum ama aynı cümleyi bir kez daha tekrar ettim. Çok kısa süren bir sessizlikten sonra evi kontrol etmeye devam eden memur; ‘Git öyleyse bu ülkeden’ dedi. Bu kez ‘Hiçbir yere gitme niyetim yok, burada yaşamaya devam edeceğim’ dedim. Bunların hepsi bir-iki dakika içinde oldu. Ev zaten 2+1 apartman dairesi…

Bir A4 sayfanın tamamını, ikincisinin dörtte birini kapsayan tutanak aşağı yukarı 10 dakika içinde diğer polisler tarafından hazırlanırken, bu memur yalnız yaşayıp yaşamadığımı sordu. ‘Evet’ dememin hemen ardından, evimi çok tertipli bulduğunu ve bu soruyu bunun için yönelttiğini belirtti. Belki laf olsun diye bu cümleyi kurdu, belki az önce aramızda geçen konuşmanın havasını dağıtmak istedi, bilmem mümkün değil. Ancak kesinlikle bildiğim, ‘Bir ülken olduğuna şükret’ ve ‘Git öyleyse bu ülkeden’ cümlelerinin yaygın bir algı çerçevesini yansıttığı. Bu cümleler, bir dönem MHP yandaşlarınca çok sık kullanılan ‘Ya sev ya terk et’ sloganının resmi ortamda söylenebilecek biçimleriydi. Ülkeyi sevme ölçütü neye göre belirleniyor? Kim kimi nereden kovuyor? ‘Git öyleyse bu ülkeden’ diyebilen kişi bu hakkı nereden alıyor? Sorular çok ancak tatmin edici bir cevap alabilmek hiçbir zaman mümkün olmadı...

Özgürlüğünden, ülkesinden, işinden olmanın çok sık yaşandığı içinden geçtiğimiz günlerde, ‘gitmeler’i ve ‘kalmalar’ı bu yazının bütünü içinde çizilen çerçeve içinde düşünmek gerekiyor. İradesiyle terk etmiş olanların da terk etmek zorunda kalanların da ülkemizi sevdiğinden kuşku duymuyoruz ancak biz buradayız, seviyoruz ve terk etmeyeceğiz…” (Yücel Demirer, “Gözaltılar, Tutuklamalar, Ülkede Kalanlar ve Deniz Göktaş”, 12 Temmuz 2026… https://www.evrensel.net/yazi/99632/gozaltilar-tutuklamalar-ulkede-kalanlar-ve-deniz-goktas)

[6] @FatihMacoglu, 5 Temmuz 2026… https://x.com/FatihMacoglu/status/2073833967589941589

[7] “NATO Zirvesi Öncesi 7 İlde Çok Sayıda Kişi Gözaltında”, 5 Temmuz 2026… https://kisadalga.net/amp/haber/gundem/gazeteci-avukat-akademisyen-nato-zirvesi-oncesi-7-ilde-cok-sayida-kisi-gozaltinda-139077

[8] @barisyarkadas, 5 Temmuz 2026… https://x.com/barisyarkadas

[9] “Tuncer Bakırhan’dan NATO Gözaltılarına Tepki”, 6 Temmuz 2026… https://www.sozcu.com.tr/amp/tuncer-bakirhan-dan-nato-gozaltilarina-tepki-adi-konmamis-sikiyonetim-gunlerinden-geciliyor-p334024

[10] @veli_sacilik, 5 Temmuz 2026… https://x.com/veli_sacilik/status/2073662523568488826

[11] @SoyaslanHaydar, 5 Temmuz 2026... https://x.com/SoyaslanHaydar

[12] @TulayHatim, 5 Temmuz 2026… https://x.com/TulayHatim

[13] Bkz: i) “Sommet de l’Otan: Ankara en État de Siège, Plusieurs Journalistes Parmi Les Centaines de Personnes Arrêtées”, 5 Juillet 2026… https://www.humanite.fr/monde/otan/sommet-de-lotan-ankara-en-etat-de-siege-plusieurs-journalistes-parmi-les-dizaines-de-personnes-arretees ii) Ground News, 7 Temmuz 2026… https://ground.news/article/sibel-ozbudun-and-temel-demirer-who-were-detained-during-nato-operations-have-been-released iii) “Más de Cien Detenidos en Una Protesta Contra la OTAN en Ankara”, 5 Julio 2026… https://www.swissinfo.ch/spa/m%C3%A1s-de-cien-detenidos-en-una-protesta-contra-la-otan-en-ankara/91701672 iv) “Protesta Contra la OTAN en Ankara”, 5 Temmuz 2026… https://www.rtve.es/noticias/20260705/mas-100-detenidos-protesta-contra-otan-ankara/17144573.shtml v) “Dezenas de Detenções na Turquia nas Vésperas da Cúpula da OTAN”, Via Esquerda.net, 13 de Julho de 2026… https://www.esquerda.net/artigo/dezenas-de-detencoes-na-turquia-nas-vesperas-da-cimeira-da-nato/98531

[14] @cetinguclu34340, 5 Temmuz 2026… https://x.com/cetinguclu34340/status/2073780344805876198

[15] @zgrda419219106, 5 Temmuz 2026… https://x.com/zgrda419219106/status/2073770611445231946

[16] @KenanAs41190468, 5 Temmuz 2026… https://x.com/KenanAs41190468/status/2073707415355228247

[17] @doakozmetik, 5 Temmuz 2026… https://x.com/doakozmetik

[18] Attilâ İlhan, Duvar, Bilgi Yay., 2020

[19] @m_can073, 5 Temmuz 2026... https://x.com/m_can073

[20] @tuncerbakirhan, 5 Temmuz 2026… https://x.com/tuncerbakirhan

[21] Sevgili Tuncer Bakırhan’ın tweetine, “Komedyen dediğin zibidi Deniz Göktaş adlı Kemalist Akademisyen dediğin Sibel Özbudun, Temel Demirer gibi ismini ilk kez duyduğumuz isimlerden bize ne Ulan Günde 20 tane Kürd ölüyor sen Kürt ulusal mücadelesi için tek adım atmamış bu insanlardan bahsediyorsun. Haddinizi bilin ulan,” (Dr.Kurda @PDK_Dr, 5 Temmuz 2026 @tuncerbakirhan adlı kişiye yanıt olarak… https://x.com/PDK_Dr) zıpırlığı ve “ismini ilk kez duyduğumuz isimler,” vurgusuyla haddini aşan “zat-ı muhterem”e(!) “Bildiğin yanıldığına yetmiyor, sus ve öğren” demeden geçmemek gerek!

[22] @KKP_Gundem, 5 Temmuz 2026… https://x.com/KKP_Gundem

[23] @cenk_yigiter, 6 Temmuz 2026… https://x.com/cenk_yigiter

[24] @gokcekosedagi, 7 Temmuz 2026… https://x.com/gokcekosedagi/status/2074249312163569964

[25] @seyitsonmezz, 5 Temmuz 2026… https://x.com/seyitsonmezz

[26] @enderondes1957, 5 Temmuz 2026… https://x.com/enderondes1957/status/2073710053245222978/photo/1

[27] @u_korkut, 5 Temmuz 2026… https://x.com/u_korkut

[28] @iboakyy, 5 Temmuz 2026... https://x.com/iboakyy

[29] @homomeraklitus, 5 Temmuz 2026... https://x.com/homomeraklitus

[30] Halk Sinemasi1 @HalkSinemasi1, 6 Temmuz 2026…

[31] @cagdaskupeli, 6 Temmuz 2026… https://x.com/cagdaskupeli

[32] @afsinecer, 9 Temmuz 2026, https://x.com/afsinecer/status/2075100139031548405

[33] @kocvolkan02, 6 Temmuz 2026… https://x.com/kocvolkan02

[34] “Sibel Özbudun ve Temel Demirer serbest bırakıldı”, 7 Temmuz 2026… https://www.evrensel.net/haber/5991506/sibel-ozbudun-ve-temel-demirer-serbest-birakildi

[35] Eylem Nazlıer, “NATO Zirvesi’yle Açılan Tehlikeli Kapı: Suç Yok, Tutuklama Var”, 7 Temmuz 2026… https://www.evrensel.net/haber/5991372/nato-zirvesi-yle-acilan-tehlikeli-kapi-suc-yok-tutuklama-var

[36] Ahmet İnsel, “Yargı Görünümlü Mafya İçi Hesaplaşma”, Cumhuriyet, 10 Kasım 2015, s.13.

[37] “Gazeteciye Öğrenciye Kelepçe!”, 6 Temmuz 2026… https://www.sozcu.com.tr/amp/gazeteciye-ogrenciye-kelepce-p334005

[38] “Temel Demirer ve Sibel Özbudun’un Gözaltı Gerekçeleri Belli Oldu”, 6 Temmuz 2026, saat: 07:54… https://www.yeniakit.com.tr/foto-galeri/temel-demirer-ve-sibel-ozbudunun-gozalti-gerekceleri-belli-oldu-164131

[39] “Adalet Bakanlığı, Temel Demirer ve Sibel Özbudun’un Gözaltı Gerekçesini Açıkladı”, 6 Temmuz 2026…

https://www.sondakika.com/haber/haber-adalet-bakanligi-temel-demirer-ve-sibel-ozbudunun-20022366/

[40] “Muğla’da Temel Demirer ve Sibel Özbudun Demirer Hakkında Terör Soruşturması”, 6 Temmuz 2026, SON.TV/MUĞLAhttps://www.son.tv/muglada-temel-demirer-ve-sibel-ozbudun-demirer-hakkinda-teror-sorusturmasi/

[41] “Gözaltına Alınan Temel Demirer ve Sibel Özbudun’un Adli Kayıtları ve Örgüt Bağlantıları Ortaya Çıktı”, 6 Temmuz 2026… https://www.takvim.com.tr/guncel/2026/07/05/gozaltina-alinan-temel-demirer-ve-sibel-ozbudunun-adli-kayitlari-ortaya-cikti

[42] Mustafa Ertekin @Mustafa_ertekin, 5 Temmuz 2026… https://x.com/Mustafa_ertekin

[43] Sefa Uyar, “Anayasa Mahkemesi, KHK’lilere Uygulanan İki İbareyi İptal Etti”, Cumhuriyet, 3 Şubat 2022, s.6.

[44] Yekta Güngör Özden, “Siyasal Şarkı: Demokrasi”, Sözcü, 24 Şubat 2025, s.12.