Avrupa’daki burjuva basını salyalarını dökerek, geldikleri kadar hızlı ve beklenmedik bir şekilde geri dönen Faslıları manşetlere taşımaya devam ediyor. Muhafazakârı, sosyal demokratı, liberali ve yeşili olmak üzere egemen siyaset ise ırkçı-faşist hareketlerin söylemini tekrarlayarak, “Avrupa’nın sınırlarını korumalıyız” korosuna katılıyor. Koro, tek sesle ABD ve İsrail’e muhalif olan İspanya Başbakanı Sanchez’i hedefe yerleştiriyor. Ama reformist sol dâhil olmak üzere, hiç kimse sınırı geçmeye çalışırken boğularak yaşamını yitiren onlarca genci veya on binlerce Faslının neden yurtlarını terk etmek istediklerini sorgulamıyor bile.
Konuyu önce gerçek verilerle ele alalım: Bir kere Ceuta [Sebte] emperyalist sömürge döneminin bir kalıntısıdır. İspanya anklavı olmasına rağmen Schengen bölgesine dahil edilmemiştir. Yani on binlerce mülteci Ceuta’ya girebilse dahi Avrupa Birliği içinde serbestçe dolabilmeleri olanaklı değildir. Schengen bölgesine vizesiz girebilmek için, önce Cebelitarık Boğazı’nı aşmaları gerekmektedir. Kitlesel geri dönüşlerin en önemli nedeni muhtemelen budur.
Ancak on binlerce vizesiz geçişi gösteren videolar şimdiden Avrupa’nın itaatkar kullar kitlesini korkutmaya ve egemen siyasetin göçmen ve mülteci düşmanı adımları için gerekçe olmaya yeterli oldular. Videolar “Avrupa istila ediliyor” safsatasıyla hala servis ediliyor ve ırkçı politikalar savunuluyor. Gene de bunun madalyonun bir yüzü olduğunu belirtmek gerekiyor. ABD, İsrail ve Avrupa’nın bu kitlesel sınır geçişini planlayan ve uygulamaya sokan Fas yönetimine tek bir eleştiri yöneltmemelerinin, buna karşın bütün suçu Sanchez hükümetine yıkmalarının ardında çıplak jeopolitik ve jeostratejik çıkarlar yatmaktadır, ki bu da madalyonun öbür yüzüdür.
Özellikle Fransa ve Almanya için son derece önemli bir ekonomik ortak olan Fas, ABD ve İsrail’in saldırgan politikalarına destek sunar, yoksulluktan bunalan vatandaşlarını, örneğin Kazablanka ve Tanca’daki Renault fabrikalarında son derece düşük ücretlerle çalışmaya zorlar ve VW Grubu'na ait birçok markanın elektrik kablolarının tedarikçiliğini üstlenirken, Cezayir ve Polisario Cephesi ile iyi ilişkiler geliştiren İspanya, İsrail’in Gazze’deki soykırıma varan saldırılarına, Avrupa’nın militarist dönüşümüne ve İran’a yönelik saldırı savaşına karşı çıkan tek Avrupalı devlettir. Ayrıca Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının yüzde beşini “savunma” harcamalarına ayırmayı reddeden tek NATO üyesidir.
Öte yandan İspanya ile yakınlaşan Cezayir de İsrail hükümetinin saldırgan politikalarını sert biçimde eleştirmekte ve Fas’ın Batı Sahra üzerindeki hak iddiasına karşı mücadele veren Polisario Cephesi’ne askeri destek çıkmaktadır. Diğer tarafta ABD, İsrail ve Avrupalı emperyalistler Fas’ın, İspanya’nın egemenliği altındaki Ceuta ve Melilla üzerindeki hak iddialarını desteklemektedirler. Dahası, birkaç hafta önce ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun etkisi altındaki bir ABD Kongresi Komisyonunun yaptığı gibi, Fas’ın hak iddialarını hayata geçirebilmesi için gerekli yasa tasarılarıyla destek vereceklerini taahhüt etmektedirler. Nihayetinde İspanya hem Avrupa hem de Kuzey Afrika tarafından Cebelitarık Boğazı’ndaki geçişleri kontrol etmektedir ve ABD bu kontrolün en azından bir kısmının işbirlikçisi Fas yönetimine bırakılmasına çalışmaktadır.
Yani uzun lafın kısası, “2015’in tekrarı” veya “mülteci istilası” denilen kitlesel sınır geçişinin ardında hem emperyalist güçlerin jeopolitik ve jeostratejik çıkarları hem de yayılmacı ve saldırgan militarist dönüşüm için gerekli olan toplumsal rızayı sağlayacak ırkçı-faşist politikaların teşvik edilmesi yatmaktadır. ABD, İsrail, Avrupa ve Fas yönetimi için insan hayatının, demokrasinin veya özgürlüklerin hiçbir değeri bulunmamaktadır. İspanya gibi bir burjuva demokrasisinin en ufak itirazına dahi tahammül edilmemektedir. “Ya boyun eğeceksin ya da yok olacaksın” tehdidi saldırgan emperyalist politikaların laytmotifi haline gelmiştir. Rosa Luxemburg 1915’te yayımladığı Junius Broşüründe ünlü “Ya Sosyalizm ya barbarlık!” sözüyle savaşa, baskıya, faşizme ve insani değerlerin yok oluşuna geri dönüşü, yani günümüzü tarif ediyordu. Emperyalist vahşetin tek panzehrinin sosyalizm olduğu daha nasıl anlatılabilir ki…