"Rejim açısından buradaki ölümcül hata: Bir ulusa hiçbir hak ve özgürlük vermeden, onu sevdiğini söyleyip kendine yaver yapmayı planlayan İkinci Çözüm sürecinin kendisidir."
RTE rejimi, son çeyrek asır, Kürd özgürlük hareketini ve milliyetçiler ile Alevilerin belli bir kesimini kontrol etmiş olmanın ve de ABD rejiminin, özellikle de Trump iktidarının açık desteğinin rehaveti içinde, kırıp dökerek hedefine adım adım ilerleyen bir kervan gibi yol alıyor! Ne var ki toplumsal yasa şöyle: İyiler tamam fakat kötüler sonsuza kadar gidemez!
Ülkemizdeki rejimin, devletin çok büyük bir gücü ve enerjisi ile uzatılmasına rağmen sonunun geldiğini görüyoruz. Fakat muhalefet de bu korkunç ekonomik yıkıma ve devletteki inanılmaz yozlaşmaya rağmen bir araya gelemiyor ve %60'ın üstüne bir türlü çıkamıyor. İktidar ve muhalefeti aşağıya çeken üç ilişkinin olduğunu görüyoruz.
Birincisi, emperyalizmle olan ilişkisinin aldığı biçimde ortaya çıkıyor. Örneğin Trump ile Erdoğan arasındaki sofistike (yani aşırı yapmacık ve karmaşık) ilişki bile bize birçok şey söylemektedir. Kürd ulusal mücadelesinin ABD'ye eklenmesi de benzer ölümcül ilişkinin ne kadar etkin olduğunu bize gösteriyor. Örneğin, "Ülkemizin emperyalist sistemin bir parçası ve uydusu olduğu gerçeği daha bir görünür olmuştur." diyebiliyoruz.
İkinci olarak, rejimin ve muhalefetin zaaflarını açığa çıkartmak için onların feodalizm ile, özellikle de din ile olan ilişkilerine bakmamız gerekiyor. Ayrıca rejimin Osmanlı toplumuna ve devletine bakışına da göz atmalıyız. Çünkü bugün yapılan yolsuzlukların ve kapitalist ekonomi kurallarıyla çelişen kararların kaynağının burada olduğunu görüyoruz. Yine rejimin, feodalizmin ideolojisi olan din ile olan ilişkisini doğru şekilde açığa çıkartırsak; nepotizmi (akraba, parti vb. kayırmacılık ve torpil), biat ve tek adam kültürünü vb. çağ dışı yoz ilişkilerin mantıki ve hukuki temelini yakalayabiliriz.
Muhalefet de tüm cumhuriyetçi söylemlerine rağmen, ülkeye gerçek bir laikliği (yani devletin içinde hiçbir din kurumunun yer almaması ilkesini) önemsemiyor. Bu da onları sanılanın aksine aşağı çekiyor ve zayıf düşürüyor.
Üçüncü sorun ise ırkçılık ile olan ilişkide kendini açığa vuruyor. 1915 yılındaki büyük soykırım, başta Kürdler olmak üzere ulusların kaderlerini belirleme hakkının inkârı ve katliamlar, ülkemizi ırkçılığın ve ayrımcılığın merkezi haline getiriyor. "Koca koca adamlar" ırkçılıkta birbirleriyle yarışıyorlar. Bu da iktidarın uluslara yönelik sahte iyi yaklaşımları karşısında tüm muhalifler sağa sola şapır şapır döküyor!
Şimdi de muhalefeti bir başka yazıya bırakıp, RTE rejiminin ölümcül hatalarına bakalım.
ÖLÜMCÜL HATALAR
ABD ile olan ilişkideki ölümcül hata, Erdoğan'ın Trump'a olan aşırı bağlılık ve güven ilişkisinden kaynaklanıyor. Örneğin Erdoğan'ın meşruiyet almak için yola düşmesi gibi! Meşruiyet istemi, tek kelimeyle şu anlama geliyor: Genel seçim sonucu aleyhte de olsa kendilerini galip ilan etmek ve ABD tarafından tanınmak! Peki, ABD'deki Kasım seçimlerini Trump kaybeder ve azledilirse, yerine gelecek olanlar, seçim sonucu ne olursa olsun RTE "kazandık" açıklaması yaptığında bu meşruiyeti ona verecekler mi? Bunun bir garantisi yok!
İşte bu nedenle birinci ölümcül hata: Seçimleri 2026 Ekim veya Kasım ayında yapmamaktır.
RTE ve dinci kesimdeki Osmanlı devleti takıntısı tesadüf ve boş bir inanç değil! Bunun ekonomik arka planı mevcut! Osmanlı Devleti, üretmeyen, savaşlar ve zor yoluyla üretenlerin ürünlerine el koyan, üretenleri haraca bağlayarak geçinen bir ekonomik modelin temsilcisidir. Ayrıca Osmanlı'daki şeriatçı devlet sistemi, tüm ilerici ve devrimci girişimleri katletmiş, feodal siyasi bir organizasyondur. Dolayısıyla iktidar, hem ekonomide hem de siyasi kararlarında Osmanlı'nın devlet anlayışıyla yol almaktadır. Fabrikaları vb. üreten kurumları satarak, Merkez Bankası'nı ve Borsa'yı soyarak ve de devlet imkânlarını tek yanlı kullanarak hem kendine sivil bir ordu (troller vb.) kuruyor hem de inanılmaz boyutta zenginleşmiş bir sınıf oluşturuyor. İşte nepotizm! Bu da demokrasiye, ilericiliğe, kadınların özgürlüğüne ve cumhuriyet kültürüne karşı düşman olan siyasi İslamiyet'in kurallarıyla yola çıkmak olsa gerek!
Buradaki ölümcül hata: Soymanın ölçüsünün kaçması ve kendi taraftarlarını soymaya kadar işin vardırılmasıdır. Buna, F. Goya'nın "Çocuklarını Yiyen Satürn" tablosunun bizdeki ilkel versiyonu diyebiliriz.
Üçüncü hata ise ırkçı anlayıştan kaynaklanıyor. Evet, muhalefet de benzer yozlaşmış *milliyetçi kültürün esiri olduğu için, ulusal sorunda demokratik bir alternatif yaratamıyor. Bu nedenle iktidar, bu alanda istediği gibi at oynatabiliyor. Örneğin Kürd ulusunu, liderleriyle işbirliği yapıp, hiçbir hak vermeden onları yedek vagonlarına katmaya çalışıyor.
Ülkemizdeki Kürd ulusunun, demokratik hak ve özgürlükler konusunda diğer ülkelerdekine benzemediğini görmek gerek. Örneğin, diğer ülkelerde ulusal mücadelede ölüme gidenleri görebilirsiniz; fakat demokrasi mücadelesi açısından hapse girip 10-15 yıl içeride yatan bir Kürde (S. Demirtaş gibi) ve Kürd olmayan (İ. Beşikçi, E. Yağmurdereli gibi) birilerine diğer ülkelerde rastlayamazsınız! Bu nedenle, onlar zamanı geldiğinde bu rejimle, liderlerine rağmen karşı karşıya geleceklerinden emin olabiliriz.
Rejim açısından buradaki ölümcül hata: Bir ulusa hiçbir hak ve özgürlük vermeden, onu sevdiğini söyleyip kendine yaver yapmayı planlayan İkinci Çözüm sürecinin kendisidir.
*Milliyetçilik, emperyalizme ve ülkeyi soyanlara karşı çıkıldığı oranda demokratik bir kültürdür. Bu somut gerçek ortada yoksa milliyetçilik, soyut bir kültür olarak ırkçılığın daniskasıdır.