"Eğer faşizmi geriletmek istiyorsak, demokrasi güçlerine Alevi, Çerkez, Şehirlim gibi geri değil, demokrasi gözlükleriyle bakabilmeyi başarıp bazı adımlar atmalıyız."
Aşağıdaki gördüğümüz harita, Almanya'nın siyasi olarak son geldiği noktayı gösteriyor. Fakat renklerin, demokrasi güçleri sahneye çıkmadıkça daha da değişeceğinden emin olabiliriz. Önce bazı hatırlatmaları yaparak makalemize devam edelim!

Faşist iktidarların (Mussolini, Hitler, Franco ve Salazar'ın), 1929'daki dünya buhranı sonrası peş peşe, komplolarla, iftira ve yalanlarla, terörle iktidara geldiklerini hatırlayalım.
Dahası; kullandıkları yöntemler, feodal dönemin kendisi: biat kültürü, mutlak bağlılık, monarşi vb.
Ayrıca; bugün kapitalist ülkelerdeki cumhuriyet yönetimleriyle ile faşist iktidarlar arasında sömürü açısından bir fark yoktur. Ekonomide fark sadece, sömürünün vahşi veya güler yüzlü olmasıyla ilgilidir. Bu iki yönetim biçimi arasındaki derin farklılık ise, siyaset açısından vardır. Ve bu farklılık, devrimciler tarafından dikkate alınmasa da demokrasi mücadelesinin giriş kapısıdır.
Şimdi de Almanya'daki faşist tehlikenin neden diğer ülkelerdekilerden farklı olduğuna bakalım.
ALMANYA'NIN FARKLILIĞI: ÜÇ DÖNEM
Almanya, Engels'in "dar kafalılar ülkesi" dediği ve ülkemizi saymazsak faşist yol ve yöntemler açısından dünya liderliğini elinde bulunduran bir ülke! Modern Almanya'yı anlayabilmek için onun tarihsel köklerine bakmak zorundayız. Tarihsel açıdan üç dönemin olduğunu görüyoruz!
BİRİNCİ DÖNEM(1517-1862)
Martin Luther adlı din adamının Katolik Kilisesine karşı açıkladığı 95 maddelik protesto bildirisiyle başlayabiliriz. Bu reformcu hareketin arkasındaki güç feodal Saksonya Düküdür.
Almanya'nın faşizminin tarihsel kodu; köylülerin feodal beylere karşı ayaklanmaları ve Hitlerci partiden aşağı kalmayan bir vahşet ile feodal beyler tarafından yok edilmeleri ve de reformcu M. Luther'in köylülerin değil feodallerin yanında yer almasıdır.
Almanya, 1871 yılına kadar kendi feodal hukukuyla yönetilen 39 egemen devlet ve bağımsız şehirde yaşıyordu. Dolayısıyla faşizmin temel dayanağı bu feodal toplumsal yapıdır. Burjuvazi cılızlığından dolayı burjuva devrim sürecini atlamıştı. Burjuva demokratik devrim, insan hakları, uluslaşma, seküler yaşam ve ekonomide serbest rekabet demekti. İşte Almanya'da toplum olarak bunlar yaşanmadı. Toplumun çoğunluğu feodal kültürün etkisi altındaydı.
1860'lara gelindiğinde, Avrupa burjuvazisi devrimci barutunu 1830'lardan itibaren tüketmiş ve feodal güçlerle iş birliğine çoktan girişmişti. Dolayısıyla bu tarih itibariyle Alman toplumu, geç kalmış uluslaşma sürecinin içine girdi. Ya emperyalist burjuvazinin yönetimine girerek faşizm yoluna ya da proletaryanın liderliğinde demokrasi yolunu seçecekti. Proletarya temsil edenlerin büyük çoğunluğu (Sosyal Demokratlar) emperyalistlere katılınca ve devrimci kesim de ( R. Luxemburg, K. Liebknecht) yenilince alternatifsiz kalmıştı.
İKİNCİ DÖNEM(1862-1945)
Bu dönem 1862 de Otto Von Bismarck ile başladı diyebiliriz. Bismarck, 'Almanları birleştirip iktisadi gelişmeyi sağlamasına' rağmen, parlamentoyu lağveden ve 'Kraldan başka güç tanımam' diyen büyük toprak sahibi Başbakandır. Bismarck'ın Almanya'yı birleştirmesi, anti demokratik emperyalist uluslaşmanın ilk uygulandığı dönemdir diyebiliriz.*
Bu dönemde de Luther geleneğinin devam ettiğini görürüz: Almanya'da ilk işçi örgütünü kuran Ferdinand Lassalle'ın, Şansölye Bismarck ile yani devletle gizlice ilişki kuran ilk devrimci olmasıdır. Lassalle, Luther geleneğini devam ettiren ve 1914 yılında emperyalistlerin yanında yer alan Alman komünistlerin de temsilcisidir.
Hitler ise bu dönemin kapanışını yapan ve kapitalist tröstlerin gözdesi olan liderdir. Hitler, tarihsel iki gerçeğin: birincisi, Luther ile başlayıp Alman Sosyal Demokratlar tarafından zirveye çıkan yozlaşma kültürüne karşı halkın kırılmış ruhunun ve öfkesinin, ikincisi de burjuva demokratik devrim sürecinden bir bütün olarak geçemediği için, feodal alışkanlık ve gelenekler içinde olan halkın geriliği üzerine oturmuştur.
*Tıpkı bizdeki Kürd ulusu için A. Öcalan'ın liderlik ettiği uluslaşma süreci gibi!
ALMANYA'DA ÜÇÜNCÜ DÖNEM (1945-Günümüz)
Alman toplumu Nazi vahşetiyle zamanında değil, yenilgi sonrası yüzleşmişti. Fakat bu yüzleşme, içselleştirilmiş bir kültürel birikime yol açmayan bir yüzeysellik taşıyordu. Çünkü bu vahşeti kendisi genel anlamda yaşamamış, sadece tanık olmuştu. Toplumu etkileyen hayal kırıklığı ve şok ise zamanında değil yenilgi sonrası ortaya çıktığı için, bu sonuç, bir kültürel derinliğe değil, geçici demokratik bir kültüre yol açmıştı. Bu geçici iyileşme, ekonomik ve de yaratılan suni krizlerle (göçmenler, ilticalar vb.) birlikte ortadan kalkma yolunda.
Alman toplumu, 1945 sonrasında, yaşadığı şoktan dolayı geçmişin yozlaşma ve biat kültürünü terk etmiş gözüküyordu. Fakat bu feodal kültür, bugün krizlerle ve suni düşmanlıklarla hortlatılmış bulunuyor. Almanya'nın fabrika ayarlarına dönmesi sadece bir zaman meselesi!
Tehlike büyük! Ve ilericiler, cumhuriyetçiler ve dürüst tüm insanlar, Yeşiller, Sosyal ve Hristiyan Demokratlar gibi emperyalist adreslere değil, Elif Eralp gibi demokratlara yönelebilirse ancak bir umut vardır. Proleter hareketin cılız olduğu Almanya'da Elif gibi demokratlar ve örgütler birer can simidi gibidir. Die Linke (Sol Parti), ne kadar demokrat bilemiyorum.
Eğer faşizmi geriletmek istiyorsak, demokrasi güçlerine Alevi, Çerkez, Şehirlim gibi geri değil, demokrasi gözlükleriyle bakabilmeyi başarıp bazı adımlar atmalıyız.
Haritadaki Doğu Almanya'yı kaplayan mavi rengin nedeni, doğru tahlil edilerek, bunun Batıya sıçramaması için acil tedbirler alınmalıdır. Yani AfD'nin neden doğu Almanya'da hızla geliştiğini bilince çıkartabilmeliyiz. Çünkü bu bölge halkı, geçmişteki sahte komünist iktidardan nefret etmektedir. İşte gerici ve militarist tröstler, bölgedeki bu nefret duygusunu yönetmektedirler. Peki, temel stratejimiz ne olmalıdır?
Tek kelimeyle Alman toplumu, ekonomik kazanımlarla birlikte demokrasi mücadelesinin içine çekilebilmelidir. Bu da ancak, Almanya'nın yerel veya belediye yönetimlerinde demokratik, sosyal ve toplumcu adımlar atılıp örnek yaratılarak yani sözle değil, eylemle faşizme cevap oluşturmak gerekmektedir.