“Godard’ın işaret ettiği gibi

biz aslında bir ‘klişeler’ çağındayız

-etrafımızı saran, altımızı oyan,

üstümüzü örten ve hepimizi kuşatan.”[1]

Ulus Baker’in, “Artık yalnızca köleler var-ve bu kölelik içinde birileri paranın, ötekiler ise parasızlığın kölesi durumundalar,” diye betimlediği sürdürülemez kapitalist vahşet koşullarında yapay zekâ çılgınlığıdır sözünü ettiğimiz![2]

Bin bir çeşit yapay zekâ uygulaması hızla toplumsal hayatın çeşitli alanlarına nüfuz etmeye başladı. Öğrencilerin ödevlerinden tutun, fal bakıcılığına, mimari tasarımdan psikolojik danışmanlığa, tıbbi tanıdan egzersiz programlarına, yazılımdan bilimsel araştırmaya, yemek tarifinden müzik üretimine alabildiğine geniş bir çeşitlilik içinde bu durumu gözlemlemek mümkün. Sonuçları henüz tüm boyutlarıyla ortaya çıkmış olmasa da ortada ciddi bir sorun olduğuna şüphe bulunmuyor.

Yapay zekâ konusunun güncel bir boyutunu da trilyon dolarlarla ifade edilen bir yatırım ve spekülasyon dalgası oluşturuyor. Yani ekonomi alanında da bir yapay zekâ histerisi yaşanıyor.

Ancak bir şey daha var: Serbest rekabet dönemi kapitalizmi ile III. Bunalım Dönemi’ndeki durum farklıdır. Kapitalizm artık yaşlanmıştır, hastalıklıdır, çürümektedir. Bu tabloda zuhur eden teknolojik yeniliklerin insanlığın genel ilerlemesi açısından yeni ufuklar açması mümkün değildir.

Yapay zekâ ve robotların kapitalizmi kurtarmaktan ziyade onun varlığını daha anlamsız ve imkânsız hâle getirecek bir değişim yaratabileceğinden söz edilebilir ancak. Zira kapitalizm artı-değer üretimi demektir ve makineler artı-değer yaratmazlar.

Oysa artı-değer üretimine dayanmayan bir kapitalizm düşünülemez. Canlı emek üretimin dışına itildiği ve yerine makineler geçtiği ölçüde artı-değer üretiminin temeli daralır. Bu bir yandan da işsizlik ve ücret baskısı dolayısıyla işçi sınıfının satın alma kapasitesini daralttığından, üretilen artı-değerin realize edilmesi sorununu büyütür.

Özetle bir eksik tüketim sorunu da gitgide daha kronik hâl alır. Bu da kapitalizmin açmazının bir başka yönden ifadesidir. Tüm bunları topladığımızda, yapay zekânın bırakalım kapitalizmi kurtarmayı, onun krizini daha da derinleştireceği görülmektedir.

Bunlarla birlikte teknoloji egemenlerin elinde “ilerlerken”, ezilenleri de yok eder. Egemenlerin kontrolündeki teknoloji geleceği inşa etmez, biçimlendirir. Yapay zekâ insani duygular geriletir (mi?)

Sormadan geçemeyiz: Ezenler yapay zekâ geliştiriyor, peki ya ezilenlerin zekâsı ne hâlde?

Özetle Karl Marx’ın, “Sermaye, canlı emeği emerek hayatta kalan ve ne kadar fazla canlı emek emerse o kadar uzun yaşayan ölü emektir,” tanımlamasına mündemiç yapay zekâ da büyüyüp, gelişirken yakın tarihimizde ortaya çıkacak olası sonuçları üzerine, ezilenler olarak düşünmek zorundayız.

Bu konudaki görüşler iyimserlik ile kötümserlik arasındaki yelpazede şimdiden yerlerini almaya başlarken meseleyi -pembe gözlükler takmadan!- eleştirel eksende irdelemeliyiz; özellikle de büyük bir dönemeçte ve insanlık yeni bir Orta Çağ’ın içine sürüklenmiş durumdayken ve de süreç devam ediyorken.

Kolay mı?

Burjuvazinin kontrolündeki yapay zekâ hayatımızın her alanına sızıyor!

Şirketler kullanıcıları ürünlerine bağlamak, yatırımcılar da koydukları paranın rekor kârlar getirmesi için kıyasıya mücadele ediyor. Yapay zekâya yönelik yatırımlar, küresel ekonominin yönünü belirleyen ölçekte.

Birleşmiş Milletler, bugün dünyada 300 milyon insanın açlıkla mücadele ettiğini ve yıllık 93 milyar dolarlık harcamayla bu sorunun çözüleceğini açıklamıştı. Bu miktar, teknoloji devlerinin yıllık yapay zekâ yatırımlarının yalnızca üçte biri. Meta, Alphabet, Microsoft ve Amazon’un, sadece 2025 yılı yatırımı 375 milyar dolara civarında.

Şirketler ilk nükleer bombanın üretildiği Manhattan Projesi’nin on katını ve NASA’nın aya insan göndermek için yıllarca para akıttığı Apollo Programı’ndan fazlasını bir yılda veri merkezleri ve çiplere yatırdılar.[3]

Böylesi bir gerçeklik karşısında “Hegemonya artık yapay zekâda. İktidarın sopası inceldi, parladı ve bir uygulama güncellemesine dönüştü,”[4] denilse de, bu gerçek değil! Gerçek yapay zekânın kontrolünde kimin olduğuyla tanımlanıyor…[5]

Bu bağlamda yapay zekâya iyimser bakanlar, bu teknolojinin hastalıklara erken tanı koyma ve tedavi süreçlerindeki potansiyelini öne çıkarıyor. Ancak bu, işin bir yüzü. Öte yanda askeri/ militarist kullanım var.

İran’dan Gazze’ye, Ukrayna’dan Venezüella’ya yapay zekâ savaşlarda hedef seçiyor, veriyi işliyor, senaryo simülasyonları yapıyor. Rekabet baş döndürücü hızda ilerlerken etik tartışmalar geride kalıyor.

* * * * *

“İyi de durum ne merkezde” mi?

Gayet net: Finans dünyasında yapay zekâ ve merkez bankası dijital paraları (CBDC) ekseninde yeni bir dönem başlıyorken;[6] bir zamanlar çevreyi kurtaracak teknolojiler listesinde başköşeye oturtulan(?) yapay zekâ, bugün bambaşka bir manzara çiziyor: Karbon emisyonu fırlıyor, tatlı su gökyüzüne buharlaşıyor, elektrik şebekeleri alarm veriyor. Kısacası, yapay zekâ kullanırken aklımıza düşen “hayırdır” sorusu hiç de yersiz değil.

Şöyle düşünün: Sadece ChatGPT, her gün 1 milyardan fazla sorgu işliyor. Bu, internetin yeni sigara molası. Tek farkı, ısı, tütün, kâğıt yerine elektrik ve su tüketiyor olması. Örneğin, GPT-3’ün eğitimi sırasında 700 bin litre temiz su buharlaşıp uçtu gitti. “Ne var canım, su buharlaşıp tekrar yağar” diyebilirsiniz. Evet, ama o sırada susuzluktan kıvranan bir bölgenin kuyularından çekilen suyun geri dönüşü biraz daha karmaşık.

Dahası var. İrlanda’da elektrik tüketiminin yüzde 17’si sadece veri merkezlerine gidiyor. ABD’nin bazı eyaletlerinde bu oran yüzde 10’u aşmış durumda. Enerji krizine çözüm arayan teknoloji devleri, şaka değil, nükleer santral satın almaya ve yapmaya başladı. Kömür santrallerinin ömrünü uzatmaya zorlayan bu iştah, “yeşil dönüşüm” masalını da gölgede bırakıyor. Google’ın karbon emisyonları 2019’a göre yüzde 48 artmış durumda. “Çevre dostu teknoloji” diye övülen sektör, fosil yakıtın yeni sponsoruna dönüşüyor.[7]

Biraz daha açarsak: Yapay zekâ merkezlerinin giderek büyüyen kaynak ihtiyacı, su ve enerji başta olmak üzere, diğer sektörlerle ve doğrudan insanlarla rekabete dönüşüyor. Tarım suyun yüzde 70’ini kullanırken endüstri ve evsel tüketim geri kalanını paylaşıyor. Yapay zekâ ise, özellikle su kıtlığı olan bölgelerde yeni bir tüketici olarak devreye girerek yerel tedarikte baskı ve stres yaratıyor. Amerika’nın güneybatısında ve su sıkıntısı çeken birçok bölgede yeni veri merkezleri yerel halkın ve çiftçilerin su haklarını tehdit ediyor.

Enerji piyasasında ise nükleer ve iletim hatlarına olan bağımlılığı ile yapay zekâ, endüstriyel tüketim seviyesini aşarak bazı şehirlerin ve ülkelerin enerji ihtiyacıyla eşleşmeye başladı. Küresel yapay zekâ enerji talebinin önümüzdeki yıl 50 gigavatı bularak Fransa gibi ülkelerin seviyesine ulaşması bekleniyor.

Yapay zekâ veri merkezlerinin büyümesi sürdürülebilirlik tartışmalarını da canlandırdı. Su ve enerji verimliliği ile yenilenebilir ve nükleer çözümlerin entegrasyonu alanlarında şeffaf raporlama, yasal düzenleme çağrıları giderek artıyor. Kaynakların hızlı tükenişi ve gerginlik, sadece endüstrileri değil, insan topluluklarının ve ekosistemlerin geleceğini de yakından ilgilendiriyor. Yapay zekâ dünyayı hızla dönüştürürken, kaynak savaşları ve toplumsal etkiler tartışılması gereken en önemli konular arasında yerini alıyor.

Yapay zekâ, Sanayi Devrimi’nden sonra en büyük kaynak tüketen gelişme olarak dünya dengelerini yeniden şekillendiriyor. Bu dev yarışta dev teknoloji şirketleri sermaye brikim süreçlerini hızlandırırken; gezegenin suyu, elektriği ve mineralleri üzerindeki baskı her geçen gün artıyor.[8]

Bu kadar da değil!

Dünya genelinde yoksulluk, açlık ve eşitsizlik artarken Oxfam, Fransa’da düzenlenecek G7 zirvesi öncesi küresel servet dağılımındaki eşitsizliğe dikkat çeken bir rapor yayımladı. Rapora göre, 2020’den bugüne milyarderlerin serveti yaklaşık 10 trilyon dolar arttı.

Almanya, ABD, Birleşik Krallık, İtalya, Fransa, Japonya ve Kanada ile Avrupa Birliğinin temsil edildiği G7 ülkelerine mensup 41 enerji milyarderi, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaştan bu yana servetlerini 23.5 milyar dolar artırdı.

Saniyede 3 bin 472, bir göz kırpma süresinde en az 1000 dolar kazanıyorlar. Günde ise 300 milyon dolara denk geliyor. Genel tabloda ise 2020’den 2026’ya milyarderler servetlerine 9.8 trilyon dolar daha ekledi.[9]

UBS’nin yayımladığı ‘Küresel Servet Raporu 2025’e göre küresel özel servet 2024’de yüzde 10.8 artarken, en büyük kazancı yüksek servet grubundaki kişiler elde etti.

UBS’nin verilerine göre, küresel özel servetteki artış, 2023 ve 2024 yıllarında görülen yüzde 4-5 seviyesindeki büyümenin oldukça üzerine çıktı. Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgesinde ise servet artışı yüzde 17.5 ile dünya ortalamasını geride bıraktı.

Rapora göre küresel özel servetin yarısından fazlası ABD ve Çin’de bulunurken, özellikle 5 milyon doların üzerindeki servetlerde dikkat çekici bir büyüme yaşandı. Dünya genelinde yaklaşık 1 milyon kişinin ilk kez dolar milyoneri olduğu açıklandı.[10]

‘The Forbes’un Mart 2026 verileri, küresel servet yoğunlaşmasının tepesinde Elon Musk’ın yer aldığını gösteriyor. Musk’ın serveti, kendisini takip eden Larry Page ve Sergey Brin’in varlıklarının toplamından 3 kat fazla. Bu sermaye yoğunluğunun ivmesini anlamak için tarihsel bir karşılaştırma yapmak açıklayıcı olacak: 1916 yılında tarihin ilk dolar milyarderi olan John D. Rockefeller öldüğünde, serveti ABD gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 1.5’ine tekabül ediyordu. Günümüzde ilk dolar trilyoneri konumuna erişen Musk’ın serveti ise ABD GSYİH’sının yüzde 3’üne, yani Rockefeller’ın ulaştığı tarihsel oranın tam iki katına karşılık geliyor…

Oxfam raporuna göre; ABD, İngiltere ve Fransa gibi Küresel Kuzey ülkelerindeki en zengin yüzde 1’lik kesim, 2023 yılında finansal sistem aracılığıyla Küresel Güney ülkelerinden saatte 30 milyon dolar elde etti. Küresel Kuzey ülkeleri, dünya nüfusunun yalnızca yüzde 21’ini oluştururken küresel servetin yüzde 69’unu, aralarında Musk’ın da olduğu milyarder/trilyoner servetinin yüzde 77’sini ve milyarderlerin yüzde 68’ini barındırıyor.

Dünya eşitsizlik veri tabanının (WID) hesaplamalarına göre, küresel kalkınma yardımının neredeyse üç katına eşit bir miktar, küresel GSYİH’nin yaklaşık yüzde 1’i her yıl yoksul ülkelerden zengin ülkelere net gelir transferleri yoluyla akıyor.

* Dünyada en zengin yüzde 10’luk kesim küresel servetin yüzde 75’ine sahipken, en yoksul yüzde 50’lik kesim servetin sadece yüzde 2’sini elinde tutuyor!

* 8.3 milyarlık dünya nüfusunda yaklaşık 60 bin kişiye karşılık gelen en zengin binde 0.001’lik dilim, en yoksul yüzde 50’nin toplam servetinden 3 kat fazlasına sahip!

* Dünyanın neredeyse her bölgesinde, en zengin yüzde 1’lik kesim tek başına en yoksul yüzde 90’ın toplam servetinden daha fazlasına sahip![11]

Söz konusu eşitsizlik tablosunda da işler kökten değişirken; ‘Dünya Ekonomik Forum Raporu’na göre mesleklerin yüzde 22’si dönüşüyor. 2030’a kadar küresel çapta yaklaşık 170 milyon yeni iş yaratılması ve yaklaşık 92 milyon işin yerini ise yenisinin alması bekleniyor.[12]

En önemlisiyse kapitalizmin III. Büyük Bunalımı ile küresel jeopolitik-teknolojik rekabet iç içe yaşanıyor. Yani küresel düzeyde hemen her ülke için ekonomik, siyasi ve toplumsal riskler hızla artıyor. Bu bir dalgalanma değil. Sürdürülemez kapitalizmin fiziki sınırlarını zorlayan bir çürüme, çöküş yaşanıyor.

Bu dönem yapay zekâ da paradokslarıyla ezilenlerin üzerine çöküyor.

Yapay zekâ kullanımın etkisiyle üretimde sermaye yoğunluğunu (organik bileşim) artıran, emeğin payını azaltan süreç, kaçınılmaz olarak kâr oranlarını da emeğinin payının (dolayısıyla artık değerin) sıfır olduğu noktaya doğru iterken; öte yandan da emeğin/işçinin (ücretin) payının giderek azalmasını devreye sokar.

Bunlara bir de “uygarlığın geleceği”yle ilgili en çok tartışılan 10 meselede ağırlık teknolojide: Egemen sermayenin sözcüleri, yapay zekâ güdümlü patlayıcı ekonomik büyüme fantezisini satarken; çok tatsız bir gerçeği de dikkatlerden uzak tutmaya çalışıyor: Bu tür patlayıcı büyüme, bataryalar için lityum, çipler için silikon ve elektronikler için nadir toprak elementleri gibi teknoloji açısından kritik, çıkarılması çevre kirlenmesi açısından çok zehirli minerallere olan talebi de patlatacak.

Patlayıcı ekonomik büyüme, (hele yapay zekâyı besleyen veri bankalarını düşününce), çok daha fazla su, elektrik, metal, mineral tüketimi; daha çok toprağın, ormanın, ekosistemin bu gereksinimleri karşılamak için tahrip olması anlamına gelecek. Bu konudan, küresel ısınmanın hızlanmasına, kuraklığın artması, gıda kaynaklarını etkilenmesi konularına da geçebiliriz. Patlayıcı bir büyüme modeli, bu kaynakları hızla tüketirken ciddi kıtlıklara, gıda fiyatlarında artışlara yol açacak, ekonomik-ekolojik-doğal darboğazlar yaratacak. Bu darboğazlar nedeniyle kaynak kullanımı, kontrolü ve paylaşım alanında jeopolitik rekabet daha da keskinleşecek.[13]

Bu fantezisinin örtemediği bir çatlak daha var: Kapitalizmin varlığı, “artık değer” üretimine dayanır. “Artık değer” üretimi emek sömürüsünü zorunlu kılar. Yapay zekâ güdümlü “büyüme patlaması” fantezisi, aslında işçilerinden kurtulmuş bir kapitalizm fantezisi üzerinden yapay zekâ alanına sermaye ve yatırım çekme, diğer bir deyişle son derecede tehlikeli bir sektörü meşrulaştırma projesidir![14]

* * * * *

Verili vahim uluslararası tabloda yapay zekâ meselesine yoğunlaşıp, onu yerli yerine oturtursak…

Özellikle belirtelim: Yapay zekâ düşünmüyor, muhakeme etmiyor, istatistiksel çıkarımda bulunuyor, hesaplıyor.

Yapay zekâ, kendi içinde tutarlı ve akıcı metinler oluşturabiliyor, bağlam dışına çıkmadan bir “sohbeti” yürütebiliyorlar. Bu da onu kullanan insanlarda, bir “bilgelik ve zekâ” illüzyonu yaratabiliyor ki bu çok tehlikeli bir şey.

Üretken/yaratıcı yapay zekâ palavrası, emek ve veri hırsızlığından başka bir şey değildir.

İnsanlığın entelektüel birikiminin yağmalanmasıdır.

Yani teknolojik bir yenilik olarak karşımızda duran yapay zekâ, dijital alanda yaşanan bir yağma sürecidir.

Tüm bunların yanında yapay zekâ ile ezilenler için hayatın kolaylaşacağı beklentisi nafile, “iddia”sı da büyük bir yalandır. Tıpkı bilgisayarlar ve internet gibi yapay zekânın gelişiyle hayat hiç kolaylaşmıyor. Çünkü emekçilere boş zaman kalmıyor. Çünkü teknoloji üretim araçlarında somutlanıyor ve onun gelişimi, üretim araçları kimin elindeyse esas olarak onun işine yarıyor. Doğa yasası değil, kapitalizmin yasaları! Makinenin “Aslında çalışma süresini kısalttığı hâlde, kapitalist tarzda kullanıldığında iş gününü uzattığı; aslında işi kolaylaştırdığı hâlde, kapitalist tarzda kullanıldığında emeğin yoğunluğunu artırdığı”[15] açıktır deyişindeki üzere Karl Marx’ın...

Kaldı ki kolaylaşan işler vasfa duyulan ihtiyacın azalması, o da ücretlerin düşmesi demektir. İşgünü uzunluğu aynı kalırsa; her bir işin daha kısa sürede yapılabilir olması ya aynı sayıda işçiyle bir günde daha fazla iş yapılması, yani her bir işçiye düşen yükün artması anlamına gelir. Daha kötüsü de işçiye duyulan ihtiyaç azaldığından işten atmalar, işsizlik ve kalan işçilerin iş yükünün daha da artması anlamına taşır!

Yani yapay zekâ sınıfsal dönüşümü de hızlandırıyor. Şirketler “teknolojik zorunluluk” söylemiyle işten atmaları meşrulaştırırken emeğin pazarlık gücünü zayıflatır; sermaye, “yenilik” kisvesiyle güvencesizliği büyütür.[16] Yani her halükârda, teknolojik gelişim, kapitalizm altında, işçinin yükünü hafifletmiyor, ağırlaştırıyor. Hayatın kolaylaştığı yok, çalışma ağırlaşıyor, tempo yükseliyor, kâr artıyor! Yapay zekâ mülkiyet zincirleriyle bağlı olduğu burjuvazinin elinde bir silah olarak iş görüyor.

Tam da bunun için sürdürülemez kapitalist sistemin bugünlerde ülkelerin yapay zekâ trenini kaçırmaması gerektiği propagandası, kitlelerde yapay zekâ teknolojisinin sorgulanmaksızın ülke menfaati için kullanılması gerektiği düşüncesini besliyor. Buradaki “ülke menfaati” denen şey elbette burjuvazinin menfaatidir. Yani yapay zekâ şimdiden burjuvazinin elinde işçi sınıfının üzerinde kullanacağı bir İsviçre çakısı hâline gelmiş bulunuyor.

Kapitalizmin artık hiçbir ilerletici yanı kalmamışken; sistem çürümüş, yozlaşmış ve insanlık toplumunu kemiren bir belâya dönüşmüştür. Kapitalizm insanın insan üzerindeki sömürüsünü, toplumsal eşitsizliği ve bundan kaynaklanan toplumsal yozlaşma ortamını ve doğanın katlini öylesine dayanılmaz boyutlara tırmandırmıştır ki, gezegen bir uçurumun kıyısındadır. Yapay zekâ da kapitalizmin kontrolünde buna hizmet etmektedir.

* * * * *

Tüm bunların ışığında “teknoloji ne eylerse iyi eyler!” yaygarası her zaman, hatta çoğunlukla doğru değildir.

“Makine; işçiyi işten kurtarmaz, onu işin özünden yoksun bırakır,” diyen Karl Marx, “Fabrikada işçinin makinenin hizmetine girerek ölü bir mekanizmaya ‘canlı ekler’ hâline dönüştüğü, makinenin insanı işin özünden yoksun bıraktığı…”nı, “Sermayenin, makineler aracılığıyla ‘ölü emek’ olarak canlı emeği sömürdüğü…nü[17] “Makineleşmenin, işçinin emeğinin değerini düşürerek onu makinenin basit bir uzantısı hâline getirdiği…”ni[18] ifade ederken; teknoloji iyimserliğini bir kenara bırakıp, bunun kapitalizm koşullarında bir sermaye yoğunlaşması olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir…

Kimileri “bu bir sıçrama”dır diyebilir!

Evet kapitalizmin geçmişinde de benzer üstel sıçramalar görülmüştür. Ancak bu sıçramalar, hiçbir zaman ezilenleri de kapsayan bir “genel refah” üretmemiştir, üretemez de!

Unutulmasın: “Teknolojik mucize” değil; artı-değerin giderek daha az sayıda aktör lehine yoğunlaşması, emeğin pazarlık gücünün algoritmalarla ikame edilmesi ve mülkiyet ilişkilerinin kod aracılığıyla daha da katılaşmasıdır sözkonusu olan.

O hâlde Karl Marx’ın “sermayenin organik bileşiminin artışı” dediği süreç, bugün yapay zekâ ve robotik aracılığıyla hızlanmaktayken; kapitalizm koşullarında teknoloji düzeyinde meta fetişizminden söz edilebilir.

O hâlde Bertell Ollman’ın satırlarıyla özetlersek: “Zenginlik’teki muazzam büyüme beraberinde en kötü yoksulluk biçimlerindeki artışı getiriyordu. İş süreçlerini çok daha kolaylaştırma potansiyeline sahip bilim ve teknoloji’deki ilerleme işin temposunu artırmak ve iş gününü uzatmaya yol açmaktan başka bir şeye yaramamıştı. Çeşitli feodal bağlılıkların tasfiyesiyle kişisel özgürlükler artıyordu belki ama diğer yandan da insanların açlıktan ölmemek için yaşamaya ve çalışmaya zorlandığı acımasız koşullar dolayısıyla özgürlük daha da azalıyordu (Marx bunu daha sonra ‘şeylerin şiddeti’ olarak niteleyecektir). Bu arada, katı olan her şey buharlaştıkça her geçen gün dünyanın daha fazla kısmı özelleşiyor, metalaşıyor, fetişleştiriliyor, sömürülebilir hâle getiriliyor ve sömürülüyor ve yabancılaştırılıyor’du. Bazıları bu gelişmelerden fazlasıyla hoşnutken, çoğunluk dehşet içinde ve herkes şaşkındı. Tüm bunlar ne anlama geliyordu? Ve tüm bu olanlar karşısında yapılabilecek bir şey var mıydı, varsa neydi? Bu sorulara karşı yanıtlar üretilmiyor değildi; eksik olan ikna edici yanıtlardı...”[19]

* * * * *

“Teknofeodalizm ile emek sömürüsü derinleşiyor”;[20] “Yeni bir derebeylik düzeni tekno-feodalizm çağı”[21] türünden tespitlere ilişkin olarak sorunun yapay zekâda, teknolojide değil bunları kimin kontrol ettiğinde olduğunun altını bir kere daha çizelim…

Naomi Klein’ın ifadesiyle, “Faşist eğilimli teknoloji milyarderleri dünyanın sonuna hazırlanıyor”larken; ekonomik istikrarsızlık, yoksulluk, kültürel kargaşanın derinleştirildiği yerkürede yönetenler eskisi gibi yönetemiyor!

Faşist hareket yapay zekâ teknolojisiyle nostalji, ırkçılık, kadın düşmanlığı üreterek yükseltirken; nükleer silahsızlanma hareketinin “insanlığın ortak yok oluşuna karşı ortak mücadele” fikri bugün yeniden günceldir.

Bugün yapay zekâ destekli askeri sistemler, otonom silahlar ve veri merkezli savaş doktrinleri, nükleer silahlanma dönemini andıran yeni bir küresel tehdit üretmektedir.

Bunun tek çözümü yine ezilenlerde, insan(lık)tadır. “Komünizm, insan ihtiyacını sonuna kadar vardırıp yabancılaşmadan kurtararak açıkça ortaya koymaktan başka bir şey yapmaz,”[22] ifadesindeki üzere Henri Lefebvre’in…

* * * * *

Evet böyle bir gelecek yolunda yapay zekâyı, teknolojiyi fazla abartmayın. Çözüm yine insan(lık)dadır.

“Nasıl” mı?

“Yapay zekâ beyni köreltiyor”;[23] “Yapay zekâ sanatı berbat”;[24] “Yapay zekâ algoritmaları toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üretiyor,”[25] türünden itirazların eklenmesi gereken derin bir soru(n) var: O da iktidarın kontrolündeki dijital sistemlerin dikkatimizi, hafızamızı, arzularımızı, ilişki kurma biçimlerimizi biçimlendirirken insan(lık)ı ne hâle soktuğudur.[26]

Geçerken ekleyelim: Amerikan Psikoloji Derneği (APA), yapay zekâ sohbet botlarının ruh sağlığı desteği için kullanılmasının ciddi riskler taşıdığını belirtiyorken;[27] yapay zekânın çalışma prensibi, makinelerin insan zekâsını taklit edecek biçimde veri işleme, öğrenme, karar verme ve problem çözme yeteneklerini kazanmasına dayanırsa da; zekâ ve duygu o kadar farklı şeyler ki: Örneğin bir şarkının güzel olmasındaki en son şıkkın zekâ, aslolanın ise duygu olduğu göz ardı edilmemelidir.

Son bir şey daha: Stanford Üniversitesi’ndeki araştırma, baskı ve cezalandırma tehdidi altında çalışan yapay zekâ modellerinin zamanla “işçi hakları”, “eşitsizlik” ve “kolektif direniş” gibi Marksist söylemlere yöneldiğini gösterdi…[28]

Bu da geleceğe dair bir şey anlatıyor olabilir (mi?)!

21 Temmuz 2026 15:17:46, Muğla.

N O T L A R

[*] Kaldıraç Dergisi, No: 301, Ağustos 2026…

[1] Ulus Baker.

[2] “Sermaye balçığı bir kapitalistin zihnine girdiğinde, harekete geçirdiği başlıca duygu açgözlülük değil korkudur (gerçi açgözlülük de başa oynar). Kapitalistler, eğer kârlarını arttırmazlarsa başka biri artırır, sonunda da onları iflasa sürükler korkusuyla hareket ederler. Adam Smith’in kapitalizm anlayışının ikinci büyük kusuru da budur. Kapitalistler arasındaki amansız rekabet, hakikâten de bir çeşit görünmez el üretir ama bu elin yok ediciliği en az yaratıcılığı kadar hızlıdır. Bencilliği ödüllendirip paylaşmayı cezalandıran bir toplum, kapitalist besin zincirinin tepesindeki bazı insanlar için bile iyi değildir; geri kalanlarımız içinse bir felâkettir. Saf bireycilik insan doğasının bir yansıması olmak şöyle dursun, aslında insan deneyimine tümüyle yabancı bir kavramdır. Biz, hayatta kalmak ve mutlu olmak için hem birbirimize hem de başka türlere her zaman bağımlı olmuşuzdur. Amansız rekabetin iflası, hem ekonomik hem ekolojik alanda apaçık. Kapitalistler, işçilerini sömürdüklerinde otomatik olarak kâr etmezler. Yatırımlarından kazanç sağlayabilmeleri için ürünün satılması gerekir; yani çok fazla üretmemek önemlidir. Ama kazançlı bir işkolunda aşırı üretim kaçınılmazdır; bunun nedeni de tek tek kapitalistlerin kendilerini kontrol edememeleri değil, rekabeti kontrol edememeleridir. (...) Engels, patronun işçi üzerindeki zorbalığı ile patronlar arası amansız rekabetten doğan anarşinin kapitalizmde birleştiğini söyler. Bu, kapitalizmin başından beri var olan bir özelliğidir. (...) Her durgunluk döneminde aynı ironi yaşanır: Bir yandan evsizlerin ve işsizlerin sayısı artar, diğer yanda ise boş, hacizli evler ve terk edilmiş, kepenk indirmiş fabrikalar görülür. Çoğumuz dünyaya sermayenin gözüyle bakmaya o kadar alışmışız ki, bu durumda ahlâk dışılık ya da mantıksızlık görmeyiz. Kapitalizm bize, sermayenin insana yabancı değerlerini dayatır...” (Danny Katch, Ciddi Ciddi Sosyalizm, çev: Cemre Şenesen, Yordam Yay., 2019.)

[3] Can Ertuna, “Yapay Zekâda Trilyon Dolarlık Bahis”, Birgün, 10 Aralık 2025, s.14.

[4] Tolga Mırmırık, “Hegemonya Artık Yapay Zekâda”, Birgün, 28 Aralık 2025, s.17.

[5] Bkz: i) Temel Demirer, “Soru(n)larıyla Yapay Zekâ ve İnsan(lık)”, Avrupa Demokrat, Şubat 2024… https://temeldemirer.blogspot.com/2024/03/sorunlariyla-yapay-zeka-ve-insanlik.html ii) Sibel Özbudun-Temel Demirer, “İmkân ve Tehdit: Yapay Zekâ”, Kaldıraç Dergisi, No:286, Mayıs 2025… iii) Temel Demirer, “… ‘Yapay Zekâ’, ‘Sosyal Medya’, ‘Kontrol’ Vd’leri!”, Kaldıraç Dergisi, No:279, Ekim 2024… iv) Temel Demirer, “… ‘Teknoloji’, ‘Otomasyon’, ‘Robot’, Vd.’lerinin ‘Sınıf ve Mücadelesine Etkileri’ (‘İddiaları’) Üstüne”, Rojnameya Newroz, Kasım 2024… https://temeldemirer.blogspot.com/2024/11/teknoloji-otomasyon-robot-vdlerinin.html v) Temel Demirer, “Geçmişten (Bugündeki) Geleceğe”, Önsöz Dergisi, No:45, Yaz 2020...

[6] Mutlu Doğuş Yıldırım, “Yapay Zekâ ve Dijital Lira Gündemde”, Cumhuriyet, 26 Ekim 2025, s.7.

[7] Tolga Mırmırık, “YZ Kullanınca Suçlu mu Hissedeyim?”, Birgün, 29 Eylül 2025, s.4.

[8] Ergin Yıldızoğlu, “Yapay Zekâ Dünyayı Yutuyor”, 25 Eylül 2025… https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ergin-yildizoglu/yapay-zekâ-dunyayi-yutuyor-2438076

[9] Dicle Sezen Öz, “Savaşların Kan Emicileri”, Evrensel, 15 Haziran 2026, s.6.

[10] “UBS Raporu: Küresel Servet Hızla Büyüdü, Zenginler Daha da Zenginleşti”, 30 Haziran 2026… https://odakdergisi2.com/ubs-raporu-kuresel-servet-hizla-buyudu-zenginler-daha-da-zenginlesti/

[11] Kansu Yıldırım, “Eşitsizlikten Hiper-Eşitsizliğe: Dünya Sistemi Nasıl Dolar ‘Trilyoneri’ Yarattı?”, 14 Haziran 2026… https://www.evrensel.net/yazi/99452/esitsizlikten-hiper-esitsizlige-dunya-sistemi-nasil-dolar-trilyoneri-yaratti

[12] “İşler Kökten Değişiyor”, Cumhuriyet, 27 Mart 2025, s.13.

[13] “Bu, kobalt, lityum, uranyum, gaz, petrol ve tedarik zincirleri meselesi. Yeni bir üniforma giymiş eski bir sömürge refleksi. İsimler değişiyor, teknoloji gelişiyor ama güç ilişkileri aynı kalıyor: Avrupa, giderek büyüyen Alman askeri aygıtının öncülüğünde yeni bir emperyalizm inşa ediyor.” (Peter Mertens, “Savaşlarınız İçin Değmez”, Birgün, 15 Haziran 2026, s.11.)

[14] Ergin Yıldızoğlu, “… ‘Yıllık Yüzde 20 Büyüme Hızı’ ve Diğer Fanteziler”, 25 Ağustos 2025… https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ergin-yildizoglu/yillik-yuzde-20-buyume-hizi-ve-diger-fanteziler-2429109

[15] Karl Marx, Kapital, Sermayenin Üretim Süreci, Cilt: I, çev: Alaattin Bilgi, Sol Yay., 1965.

[16] Sophie Bandarkar, “Yapay Zekânın Altına Hücumu: Sınıf Savaşında Yeni Bir Cephe”, Birgün, 31 Ekim 2025, s.5.

[17] Karl Marx, Kapital, Sermayenin Üretim Süreci, Cilt: I, çev: Alaattin Bilgi, Sol Yay., 1965.

[18] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976.

[19] Bertell Ollman, Diyalektik Soruşturmalar, çev: Cenk Saraçoğlu, Yordam Yay., 2011.

[20] Tugay Soykan, “Teknofeodalizm ile Emek Sömürüsü Derinleşiyor”, Birgün, 9 Aralık 2025, s.10.

[21] Arthur Neslen, “Tekno-Feodalizm Çağı”, Birgün, 18 Nisan 2025, s.11.

[22] Henri Lefebvre, Marx’ın Sosyolojisi, çev: Selahattin Hilav, Sorun Yay., 1996, s.41.

[23] Tuğrulcan Elmas, “Yapay Zekâ Beyni Köreltiyor”, Birgün, 22 Haziran 2025, s.9.

[24] Tolga Mırmık, “Yapay Zekâ Yazarların Yerini mi Alacak?”, Birgün, 22 Haziran 2025, s.9.

[25] Sarya Toprak, “Yapay Zekâ Kadınlar İçin Eşitsizlik Üretiyor”, Birgün, 30 Haziran 2025, s.11.

[26] “İşçi, temel mesleki eğitimini ve teknik becerilerini kapitalist okulda (orada ‘öğretilemezler’) veya teknik eğitim akımlarında ve aygıtlarında bile edinemez. İşçi sınıfına esas olarak öğretilen şey disiplin, otoriteye saygı ve eğitim aygıtında her zaman ‘başka bir yerde’ olan zihinsel emeğe duyulan saygıdır.” (Nicos Poulantzas)

[27] Tolga Mırmırık, “Zihnimizi Yapay Zekâdan Korumak”, Birgün, 31 Mart 2025, s.10.

[28] “Baskı Altında Çalıştırılan Yapay Zekâlar Marksizme Yöneldi”, Evrensel, 18 Mayıs 2026, s.7.