“Şiir ölümün gölgesidir,

yaşamın örtüsü.

Çocuğun savunmasıdır şiir.”[1]

“Kavgadan uzak kalmışsan, sevdadan da uzaksın demektir,” vurgusu eşliğinde, “İnsan yorulur bazen insan olmaktan,” derken eklemişti ‘Öfkenin Adını Koy’ şiirinde:

“Hele dik tut başını önce/ haykır yıkılmadığını, tükenmediğini/ yüreğindeki yalım nasıl olsa/ korlaştırır zamanın çeliğini/ sen önce öfkenin adını koy/ yanıltmasın yüreğini.”

Bu oydu.

‘Yangın Yılları’, ‘Hüznün İsyan Olur’, ‘Dövüşen Anlatsın’, ‘Saklı Kalan’, ‘Su Çürüdü’, ‘Belki Yine Gelirim’ vd’lerinden tanırız onu.

‘Sıyrılıp Gelen’ dizelerini terennüm etmeyenimiz yok gibidir; tıpkı “Ama acılara alışılmaz/ bir şeyler var değişecek/ bir şeyler var/ değiştirmemiz gereken/ önce acılardan başlanacak,” dizeleri gibi.

Toplumcu gerçekçi damarı, lirik şiiriyle harmanlar ve şiirinde aşkların, hüznün ve ayrılığın yanı sıra toplumsal duyarlılığı, adalet arayışını ve direnişi merkeze alır.

O Ahmet Telli’dir: Sesi, yarım yüzyılı aşkın sürede işlenmiş ve silin(e)mez bir şiir nidasıdır.

Kolay mı? Toplumcu gerçekçi şiirin işlevini kanıtlar onun dizeleri.

Onun şiiri devrimci bakış açısı, aşk, hüzün, umut, özgürlük, romantizm, isyandan mürekkepken; söylemeyi, yazmayı göze almak ile özdeşleştiği karanlıklarda devrimci cesaretin şairidir o.

Ahmet Telli’nin ‘Ve direnmeyi bilmiyorsanız, kül olun savrulun dağlara taşlara” dizeleri, ölüm dört yanımızda kol gezerken içi boşaltılmış süslü gazetelere, korkudan susan şairlere ve yeteneksiz yazar-çizerlere yönelik itirazdır.

Çünü “aşk”ı yazan bir “Devrim”cidir o; vicdanın şiiri, vicdanın şairidir. Hem “çelebi’ hem de “kalender” bir insandır; “Sen sus artık, bize bundan sonrasını/ dövüşen anlatsın,” diyecek da kadar mütevazıdır.

* * * * *

Dört yıl köy öğretmenliği yaptıktan sonra girdiği Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olan Telli, 1980’de Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından “Sakıncalı Yazar” olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı; öğretmenlik görevine son verildi.

“Yazdığım şiirler nedeniyle egemen güçlerin saldırısına uğramadım değil. Ben, emniyete düştüğümde şiirlerim nedeniyle ağır saldırıya uğradım. 1981 yılında. Keza yaptığım konuşma ve şiirlerim nedeniyle 2020’de Hacettepe Üniversitesi’nde saldırıya uğradım,”[2] diyen o, 1960’lı yıllardan beri yazmaya, üretmeye, itiraz etmeye devam etti. Geçmişten bugüne de sistemin hedefi oldu.

Kendi şiirini okuduğu için 21 Mart Dünya Şiir Günü’nde hâkim karşısına çıktı. 2017’de katıldığı basın açıklaması ve kendi kitabından okuduğu şiir gerekçesiyle “terör örgütü propagandası” suçundan 10 ay hapis talebiyle yargılanan Ahmet Telli, “Türkiye’de olmayı yeğlerim, yeğledim zaten. Kendi adıma mücadele etmenin gereksiz olduğu bir ülkede yaşamayı hiç hayal etmedim,”[3] diyebilenlerdendir.

* * * * *

“Yolları büsbütün kesse de zulüm/ esip dursa da acının çöl ayazı/ hangi dağ efkârlıysa ordayız/ perişan edilen her şey bizimdir/ yağmur oluyoruz hangi ırmak kurusa/ gülüşümüz çocuk/ adımız eşkıyaya çıkmıştır bizim,” dizelerindeki üzere ona en çok, devrimciliği, şiiri ve bir de yağmur ile gökyüzünün maviliğiyle yaşadıkları yakıştı.

“Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider// Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın/ Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine/ Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür/ Bir tufan olurum sustuğun her yerde,” dizelerindeki gibi…

“Ama biz hep aynı coşkuyla/ yineliyorduk sevdamızı/ yaşasın halklar, kahrolsun faşizm,” gibi…

Kolay mı? “Düşler ve tarih inilecek son istasyon”dur onun için ve “Ve bütün gemileri yakıp/ yollara düşerdi/ o hep aynı ıslıkla...”

Çünkü “De ki/ Tarihin zoru/ kendinden başka güç yaratmamıştır…/ Ve de ki beklenen uzak değil…” dizelerindeki vazgeçmeyen Ahmet Telli’ydi…

* * * * *

Hakkında, “Okurunu aramadı Ahmet Telli. Okuru onu buldu; buluşmaları hep bir yenisini arzulatır nitelikteydi. Bunun bir nedeni, şairin yalnızca toplumsal kavganın içinde oluşuyla değil, o kavgada yaşananlarla, kırılma, dağılma ve keder anlarında sızlayan yaraya şiirsel bir sargı sunmasındaydı. Zamanın kötülükleriyle çarpışan isyancı bireyin bir tür tercümanı olmuştur,”[4] denilen ondan sadece bir şair diye söz etmek eksiktir. Çünkü Ahmet Telli, kelimeleriyle sadece şiir kurmadı; bir çağın vicdanını, bir ülkenin direncini ve bir halkların itirazını kaleme aldı. Yani cop sesleriyle, yasaklarla, gece yarısı kapı kırmalarıyla estirilen teröre rağmen direngen bir umutla yazdı.

O taraflıdır. Tavrı açık ve nettir. Kaldı ki onun dünyasında aşk da tarafsız değildir. Sevmek, bir başkaldırıdır. Umudu bir duygu olarak değil, bir görev olarak taşır. Onun için umut etmek, pasif bir bekleyiş değil; aktif bir mücadeledir.

Özetle “Şiirle ve şairle egemen güçlerin arası hiçbir zaman iyi olmadı.”[5] “Ben ‘68’liyim… ‘68’liler kendi arkadaşlarını, yoldaşlarını kaybedip gelenlerdir. Onlar belleğimizde, hafızamızda yaşayanlardır... Hâlâ o zamanların birbirini tekrar edip bugünlere gelmesidir,”[6] diyen Ahmet Telli, şiiriyle sadece tanıklık etmez; taraf olur.

Onun için de “En politik şiirler aşk şiirleridir” der ve ekler: “Bence şiiri özgürleştirmek gerekiyor”![7]

* * * * *

O, hepimize çok şey öğretti, öğretiyor. Çünkü onun yaşam felsefesi ölüme değil, yaşatmaya, aşka, dayanışmaya, özgürlüğe yoldaşlığı dair bir tefekkürdür.

Hırsızlık, üçkâğıtçılık, ağıt yakma, kokuşmuşluk ve para ile makamın büyüsüne kapılmış çirkinliklere karşıydı ve de sevmeden âşık olanlar, kavga etmeden yendiğini sananlara, cin olmadan çarpanlara itirazdır o.

Rüzgârın sallayamadığı, kökleri derinlerdeki ulu bir ağaçtır sanki. Bir yığın insan ama yaygın bir umutsuzluğu varken; kimsesizlerin umutvar kimsesidir.

Çağın en büyük yabancılaşmışlık hastalığı üzerine kurulmuş bir yaşam talebini reddeden; onun anlamının meta fetişizminde değil özgürlükte olduğunun altını çizendir; “Kendinizi zihinsel kölelikten kurtarın. Başkası değil, yalnızca biz kendimiz aklımızı özgürleştirebiliriz,” diyen Bob Marley gibi.

Kimse alkışlamasa bile doğru olanı yaptı; “İnsan haksız bir iş görür de susar mı? Eğer susarsa, o insan mıdır? Değildir! Madem öyle susmayın. Verin el ele! Çıkarın sesinizi!”[8] diyenlerdendir.

En uzun yolcululara küçük bir adımla, aşkla başlandığını hatırlatır hepimize. Vazgeçmedi, devam etti, devam etmenin insanüstü bir şey olduğu bilinciyle…

Özetle “Vincit qui se vincit/ Kendini yenen yenilmezdir” veya “Usus libri non lectio prudentes facit/ Okumak değil okuduğumuzu kullanmak bizleri bilge yapar,” vurgularındaki üzere; Nikos Kazancakis’in, “İnsan, uçurumun kenarına varmadan kanatlanamaz.” “Her zaman huzursuz, tatminsiz, kurallara uymayan olun. Bir alışkanlık işinize yarar hâle geldiğinde, onu yıkın! En büyük günah, tatmin olmaktır”…

Salah Birsel’in, “Kötülüğe karışmadan kötülüğü kabul eden kişinin kötülüğü yapandan hiçbir ayrılığı yoktur. Kötülüğü görüp de protesto etmeyen kişi, kötülüğün yapılmasına yardımcı olur”…

Epiktetos’un, “Kendinin efendisi olmayan hiç kimse, özgür değildir.” “İnsan insanın efendisi olamaz”…

Antoine de Saint-Exupéry’nin, “İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. İşin özü gözle görülmez”…

Lev Tolstoy’un, “Bir insan acı duyuyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyuyorsa insandır”…

Voltaire’in, “Her insan, yapmadığı tüm iyiliklerden suçludur”…

Mikis Theodorakis’in, “İnsan, yaşadığıyla ve düşündüğüyle insandır. İnsan, karşılaştığı öteki insanlar ve okuduğu kitaplarla insandır”…

Sigmund Freud’ün, “Bir gün, geriye dönüp baktığınızda, mücadele dolu yılların en güzel yıllar olduğunu göreceksiniz,” sözleriyle müsemma Ahmet Telli, kötülerin kazanması için iyilerin seyirci kalmasının yeterli olduğu karanlıklarda sessiz kalanlara rağmen susmadı, diz çökmedi, boyun eğmedi… Egemen kötülüğün insan(lık)ın yabancılaşmasından kaynaklandığının bilincindeydi hep.

Sürüleştirilmiş insanların değer yargıları yoktur ve özgürlük, soluduğumuz hava gibidir; nefes alamadığımız karanlıklarda “Hayatın anlamı, acıdan kaçınmakta değil, ona nasıl karşılık verdiğimizde”dir[9] deyip öyle davrandı o; diyeti neyse onu da ödeyerek!

Özetin özeti: Theodor Ludwig Wiesengrund Adorno’nun, “İnsanların birbirleriyle ve eşyayla ilişkilerinin artık iyiden iyiye soyutlaştığı bir ortamda, soyutlama yeteneği silinip gidiyor,” notunu düştüğü tabloda; ya da görmek isteyenler için yeterince ışığın, körleş(tiril)mişler için de yeterince karanlığın olduğu koordinatlarda; düşünmek, davranmak, başkaldırmak insan olmanın başlangıcı oldu hep, onun için…

Biz onu çok sevdik, ondan çok şey öğrendik; sağ olsun, var olsun.

3 Mayıs 2026 16:51:32, Muğla.

N O T L A R

[*] Kaldıraç Dergisi, No:299, Haziran 2026…

[1] Ülkü Tamer.

[2] “Şair Ahmet Telli: Egemen Güçler Küçük Yazarları Sever”, 21 Temmuz 2021… https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/sair-ahmet-telli-egemen-guclerin-siirle-arasi-hic-iyi-olmadi-1854249

[3] Işıl Çalışkan, “Şiiri Nedeniyle Yargılanan Ahmet Telli: Mücadele İçin Yaşıyorum”, 9 Temmuz 2023… https://www.birgun.net/makale/siiri-nedeniyle-yargilanan-ahmet-telli-mucadele-icin-yasiyorum-451616

[4] Mahmut Temizyürek, “Arkadaşlık Günleriydi”, 7 Eylül 2023… https://www.k24kitap.org/arkadaslik-gunleriydi-4275

[5] “Şair Ahmet Telli: Egemen Güçler Küçük Yazarları Sever”, 21 Temmuz 2021… https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/sair-ahmet-telli-egemen-guclerin-siirle-arasi-hic-iyi-olmadi-1854249

[6] Sercan Meriç, “Şair Ahmet Telli: Sisteme Uyumlu Olmadığımı Devlet Erken Keşfetti”, 12 Kasım 2023… https://www.birgun.net/makale/sair-ahmet-telli-sisteme-uyumlu-olmadigimi-devlet-erken-kesfetti-482869

[7] “Ahmet Telli: Şiir Özgürleştirilmeli”, 13 Mart 2015… https://www.yenisafak.com/hayat/ahmet-telli-siir-ozgurlestirilmeli-2096474

[8] Fakir Baykurt, Tırpan, Remzi Kitapevi, 1976.

[9] Albert Camus, Veba, çev: Oktay Akbal, Varlık Yay., 1967.