"Özgür Özel eğer sorunu çözmek istiyorsa sorunun muhataplarının yanına gitmek zorunda. Unutmayın, Saraçhane'de CHP'nin topladığı 40 bin kişilik kitleyi yüz binler hâline getirenler, Beyazıt'tan barikatları aşarak gelen öğrencilerdi."
Evet, Atatürk Türkiyesi, çürüyen bir çınar gibi onun gölgesindekilerin üzerine yıkılmak üzere. Onun yerine, Barack'ın deyimiyle güler yüzlü başkanlık sistemi, yani meşruti monarşi ilan edilmesi bekleniyor. Aslında bu sistemin adımlarının son 9 yıldır, kurbağayı yavaşça ısıtıp yeme yöntemiyle uygulandığını yaşadık ve görüyoruz.
Çember daralıyor!
İktidar, muhalefetle baş etmek için tüm devlet gücünü bir sanatçı inceliğinde kullanıyor. Muhalefetin başını çeken Özgür Özel ve ekibi ise bu darbelere karşı kimsenin beklemediği karşılıklar vererek inanılmaz bir direniş sergiliyor. Ve onun her halk buluşması, rejimin temsilcilerinde inanılmaz psikolojik kırılmalara neden oluyor. Bunu Erdoğan, Bahçeli ve Kılıçdaroğlu'nun son konuşmalarına bakarak görebilirsiniz.
Halkımızın "Hem dersini bilmez hem de şişman herkesten!" dediği hem kel hem de fodul şaşkınları bir tarafa bırakırsak, halkın ezici bir çoğunluğu, tüm öğretilmiş ve korkutulmuş olmasına rağmen, iktidara tahmin edemeyecekleri bir seçim dersi vermek için bekliyor diyebiliriz. Fakat o seçim gelmeyebilir! Evet, bir seçim gelecek ama adayların bir merkez tarafından belirlendiği bir seçim sistemi yeni Anayasa'da yerini aldığı zaman. Tıpkı İran'da olduğu gibi!
Sorun ise; Özgür Özel ve ekibinin, parti içindeki belli bir kesimin CHP tutkusu, fanatizmi ve beklentisi nedeniyle zaman kaybetmesi gibi yüzeysel nedenlere bağlanamayacak kadar derinde. Bilmek gerekir ki söz konusu olan “Butlan” ve “Hain Kemal” değildir.
Söz konusu olan sorun, hem kitlelerin moralinin zirvede olduğu bu aşamada bunu yükseltmekte ve de düğümü çözecek kişiyi saptayıp onunla ilişkiye geçip geçmemekte yatmaktadır. Onun için rejim temsilcilerinin, "Özel halkı isyana teşvik ediyor" diyerek korkularını açığa vuruyor olmaları bir tesadüf değil.
CHP içindeki demokrasi mücadelesini tüketerek ilerlemek elbette ki yerinde bir taktik! Gelinen aşamada Ankara'ya atanan yeni Cumhuriyet Başsavcısı ile Ö. Özel'e yapılacak operasyonun belli ki NATO toplantısı hemen sonrası başlatılacağını bize söylüyor. Bu hamleye karşı Özel'in yapacağı biricik adım ise yüz binleri değil, milyonları Ankara'da toplayarak buna cevabını vermek olmalı. Bu da yetmez; rejim tarafından bilinçli olarak kördüğüm hâline getirilen sorunu çözebilecek doğru kişiyi saptayıp onunla ilişkiye geçmesi gerekmektedir. Bir iki hafta sonra bu potansiyeli de bulamayabilir.
KÖR DÜĞÜMÜ ÇÖZECEK KİŞİ
Bir yanda; Erdoğan ve onun ikna edip saflarına kattığı Bahçeli, Kurtulmuş, Soylu, T. Türkeş, Feyzioğlu gibi birçok ismin yanında, kurulacak yeni rejimde Cumhurbaşkanı Yardımcısı olması planlanan iki isim: A. Öcalan (veya onun işaret ettiği bir kişi) ve K. Kılıçdaroğlu. Tabii bu ekibe patronlar olarak Trump ve şirketler oligarşisini de eklememiz gerekiyor.
Diğer yanda; İmamoğlu başkanlığında, Ö. Özel'in başını çektiği CHP'nin genç yönetimi ve milletvekilleri sıralanmış durumda. Onları, ne kadar güvenilir bilinmez ama ırkçı ve ulusalcı siyasi partiler takip ediyor. Önemli olan ise; geniş emekçi, emekli, çiftçi, öğrenci, aydınlar, TİP ve Kürtler dâhil ötekileştirilenlerin önemli bir kesiminin onları destekliyor olması. Tabii bunlara Avrupa sermayesinin sosyal demokrat kesimlerini de eklemeliyiz.
Fakat tüm sorun, yeni anayasanın çıkması için 400 milletvekili sayısına ulaşılıp ulaşılamamasında düğümleniyor. İktidar, CHP'deki Butlancı 20 vekili ve buna DEM'lileri de eklediğimizde bu sayıya rahatlıkla ulaşabiliyor. Bu kördüğüm (ırkçı parti liderlerinin Özel'e uyguladıkları abluka, diğer yanda DEM yöneticilerinin CHP direnişine olan ilgisizlikleri) ancak İskender'in kılıç darbesiyle açılabilir ki o kişinin de Demirtaş olduğunu görüyoruz. Demirtaş, DEM milletvekilleri üzerindeki değil ama Kürt halkı üzerindeki etkisini kullanarak vekilleri ve yöneticileri yönlendirebilir. Ve de anayasanın çıkmasına engel olabilecek tek kişi olarak duruyor. İşte tüm sorun burada düğümleniyor. Eğer yeni anayasa çıkarsa yeni seçim sistemi uygulanacağı için, APO'ya verilen paye ve özgürlük ile Erdoğan amacına ulaşmış olacak. Özgür Özel'in, Demirtaş ile ortak hareket etmediği müddetçe bir koncolos gibi gelen karanlık tehlikeyi Yeni Parti-Zafer Partisi vb. ile atlatması mümkün değil.
Yıllar öncesinden de yazdığım gibi, birinci tarafın ömrü Trump'ın gitmesiyle bitecektir. Bu nedenle iktidarını kaybetmemek için Trump, İran'ın tüm tekliflerini kabul edecek gözüküyor. Dolayısıyla ülkemizdeki rejim de Trump gitmeden bir beş yıl daha iktidarda kalabilmek için operasyonları hızlandırıyor ve Trump'ın görevden muhtemel alınma tarihinden önce genel seçim hazırlığı yapıyor. Belli ki döviz tedariki ve NATO toplantısı bekleniyor.
Temeldeki sorun; demokratik kırıntıları içerse de ülkemizdeki mevcut anayasanın ilgası ve yerine güler yüzlü monarşik bir anayasanın getirilmesiyle yakından ilgili. Sorun sadece CHP ve CHP'li belediyelere yönelik değil; Kürt ulusuna, komünistlere, emekçilere, çalışanlara, öğrencilere, aydınlara ve diğer ötekileştirilenlere yapılanlarla yakından ilgili. Sorun Kılıçdaroğlu'nun koltuk hırsı ve hainliği falan da değil! Sorun, APO ve Kılıçdaroğlu'nun B.O. Projesi'ne olan inançları ve buna teşne olmalarıyla ilgili!
Özgür Özel eğer sorunu çözmek istiyorsa sorunun muhataplarının yanına gitmek zorunda. Unutmayın, Saraçhane'de CHP'nin topladığı 40 bin kişilik kitleyi yüz binler hâline getirenler, Beyazıt'tan barikatları aşarak gelen öğrencilerdi.
Sorun; tüm yaşamı meşruti monarşi cenderesi içine hapseden BOP ile ilgili paradigmadan kaynaklanıyor. Çözüm ise hem Trump sonrasına kadar dayanmakta hem de rejim tarafından mağdur edilmiş tüm kesimlere ulaşıp onları bir araya getirmekte yatmaktadır.
SONUÇ OLARAK
"Atatürk'ün askerleriyiz" türünden bağırmalar, ne yazık ki Atatürk Cumhuriyeti'nin en antidemokratik sloganı olarak tarihe geçmek üzere. Birilerinin askeri olmak istiyorsak eğer, emekçilerin, ezilen ve ötekileştirilen tüm kesimlerin askeri olmalıyız. Yüz yıldır atılan bu tür sloganlar, ne gariptir ki rejimin şeriatçıların eline geçmesine mâni olamadı.
Laiklik dâhil tüm mevcut yasalar Türk usulü olup gericiliğe ve ırkçılığa karşı korunaksızdır ve onları sürekli iktidara taşıyor. Devlet sadece devrimcilere, emekçi sınıflara ve ötekileştirilen uluslara karşı kabadayı!
Bu nedenle; 68'li kuşağın bugünlere taşıdığı bayrağı, yukarıda sıraladığım taktiklerle birlikte daha yukarılara çıkartmanın tam zamanı!