“Tarih ebedî olduğunu
sanan uygarlıkların
kalıntılarıyla doludur.”[1]
“Bilgili ve fikir alışverişinde bulunmaya istekli Amerikalı öğrenciler, 26 Temmuz - 4 Ağustos 1959 tarihleri arasında Avusturya’nın Viyana kentinde düzenlenen ve Komünistlerin öncülük ettiği yedinci Dünya Gençlik Festivali’ne özgürlüğün taze havasını taşıdılar. (…)
Amerikalı ve ev sahibi Avusturyalı gençler, diğer özgür uluslardan gelen arkadaşlarıyla birlikte; Macaristan ve Komünist Çin’deki insan hakları ihlalleri; toplu pazarlık hakkından yoksun, sıkı denetim altındaki Komünist işçi hareketi; özgürlüğün Komünist doktrinin sınırlarında son bulduğu bir akademik yaşam ve tamamen tek bir hükümet ile parti çizgisinin kontrolü altındaki basın hakkında acı gerçekleri dile getirdiler. (…)
Komünist gençlik şöleninin, her zamanki gibi özgür tartışmaya tamamen kapalı bir şekilde gerçekleştirileceği netleşince, özgür ulusların hükümetleri, açık bir Komünist propaganda gösterisinde kullanılacak resmi katılımcılar olmayı kamuoyu önünde reddettiler.
Bu noktada, Festival sırasında Viyana’ya bireysel ziyaretçiler olarak gidecek olan ve Amerikan gençliğinin ve öğrencilerinin üstleneceği role büyük ilgi duyan bir grup genç Amerikalı, bu kitapçığı hazırlayan özel bir oluşum kurdu. (…)
1959’un başlarında ilgili binlerce lidere yazdığım bir mektupta da belirttiğim gibi, Viyana Festivali’nin bize ‘kaçırılmaması gereken bir meydan okuma ve fırsat -yani dünyanın dört bir yanından gelen gençlerle özgürce kaynaşma ve fikir alışverişinde bulunma fırsatı- sunduğuna’ olan inancım daha da pekişmişti.
Bu, hakikâti ve özgür sorgulamayı esas alan bir girişim başlatma yönünde bir meydan okumaydı. Bu; cesaret, atılganlık ve uluslararası komünizm ile dünya meseleleri hakkında kapsamlı bilgi ve donanım gerektiren bir meydan okumaydı. Genç Amerikalıların Viyana Festivali’nde başarıyla göğüsledikleri meydan okuma işte buydu. (…)
Viyana Gençlik Festivali Hakkında Bağımsız Enformasyon Servisi adlı kuruluşun çalışmaları sayesinde, Amerikalı katılımcılar yalnızca ideallerine duydukları coşkuyla değil, aynı zamanda Komünizm ve onun insan özgürlüğünü nasıl yok ettiği hakkındaki gerçekleri çarpıcı bir netlikle ortaya koymalarını sağlayacak bilgi ve donanımla da güçlendirilmiş oldular.
İster özgürlüğün korunduğu Amerika’da yaşıyor olalım ister Komünist bloğun karanlığında bulunalım; özgürlüğü seven herkes, Komünistlerin yalan ve çarpıtma kampanyası üzerine hakikât ışığını tutmak için iş birliği yapan bu genç Amerikalılara ve diğer tüm kişilere minnettar olmalıdır. (…)
Viyana’da, hakikât uğruna harekete geçen özgür gençliğin neler yapabileceğine tanık olduk. Ulusumuzun liderlerinin ve Amerikan kamuoyunun desteğiyle, Amerikan gençliğinin -hem bireysel olarak hem de örgütleri aracılığıyla- dünyanın yeni uluslarındaki genç erkek ve kadınlara hakikâti ve özgürlüğü sunmaya; ayrıca demokratik gençlik liderliğinin geliştirilmesine katkıda bulunmaya devam edebileceğine inancım tamdır.”[2]
Bu uzunca alıntı, ‘Viyana Gençlik Festivali Hakkında Bağımsız Enformasyon Servisi’ adlı oluşumun festival konusunda hazırladığı 1959 tarihli raporun önsözünde yer alıyor. Önsözün yazarı, dönemin ABD’li “antikomünist liberal” senatörü Hubert Humphrey. Oluşum, ‘Bağımsız Araştırma Servisi’ adlı, CIA tarafından finanse edildiği sonradan ortaya çıkacak kuruluşa bağlı… Hedef: Dünya Demokratik Gençlik Federasyonu tarafından 1959 yılında Viyana’da düzenlenen 7. Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivali’nin bir “komünist komplo” olarak afişe edilmesi ve festivalin dünyanın dört bir yanından katılan gençler nezdinde ABD/ “Hür Dünya” propaganda platformuna dönüştürülmesi... Humphrey’in göklere çıkardığı “Komünistlerin yalan ve çarpıtma kampanyası üzerine hakikât ışığını tutmak için iş birliği yapan genç Amerikalılar” ise, Bağımsız Araştırma Servisi tarafından bu “misyon” için seçilmiş, eğitilmiş ve festivale gönderilmiş 150 kadar Amerikalı gençti.[3]
1959’da Viyana ve 1962’de Helsinki’de düzenlenen ‘Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivalleri’ni “sabote etmek” için kurulan Bağımsız Araştırma Servisi’nin direktörü ise bildik bir isim: 2 Eylül 2026’da 92 yaşında ABD’de yaşamını yitiren “feminist ikon” Gloria Steinem.
Gloria Steinem o zamanlar 25 yaşlarında. Yaşamının “kurulu düzen”den “aferin” beklenmeyecek, hatta hiç de hoş karşılanmayacak bir çağında yani. Özellikle de ömrünün bir bölümünü, oldukça “aykırı”, “kurulu düzen karşıtı” bir eylem ve söylem tarzı olarak ortaya çıkan İkinci Dalga Feminizmin önde gelen bir figürü olarak sürdürecek biri için… “Üst”lerine “Komünistler tarafından düzenlenen festivali şöyle sabote ettik, ‘Hür Dünya’nın bayrağını şöyle dalgalandırdık,’ ‘Eski sömürgelerden gelen katılımcıları şöyle Hür Dünya saflarına çektik’…” yollu raporlar hazırlamak, hiç yakışmıyor.
Bilinir; CIA İkinci Paylaşım Savaşı’nın hemen ardından, Soğuk Savaş yıllarında ABD kapitalizminin çıkarlarını korumak ve savunmak amacıyla kesintisiz ve kararlı bir savaşım aygıtı olarak kuruldu. Örtülü operasyonları arasında ülkelerin Sosyalist Blok’un etkisi altına girmemesi için iç savaşlardan darbelere, askeri müdahalelere, sosyalizme yakın yönetimleri çökertme girişimlerine “her yolu mubah” gören “kirli işler”in yanı sıra, komünizme karşı, silahsız olarak yürütülen ideolojik mücadele de esaslı bir yer tutuyordu. Bu yolda komünist/ Marksist-olmayan solu dahi desteklediğine ilişkin araştırmalar, son yıllarda art arda yayınlanıyor.[4]
“Kültür savaşları”nın bir parçası olarak CIA, DDGF’nin düzenlediği festivallerle de fena hâlde ilgilenmiş gözüküyor. Örneğin, kamuoyunu bilgilendirme yasası çerçevesinde “temizlenerek” erişime açılan 90 sayfalık bir rapor, Viyana festivalinin kimler tarafından, nasıl, hangi aşamalardan geçerek örgütlendiği, hangi ülkelerden kimlerin katılacağı, destekçilerin kimler olduğu, nasıl finanse edildiği, ne harcandığı, hazırlık çalışmalarının kimler tarafından ne şekilde yürütüldüğü, festival programı, mekânı, festival süresince kimlerin nerede konaklayacağı, Avusturyalı yetkililerin, medyanın tutumu… vb.’ne kadar son derece kapsamlı ve ayrıntılı biçimde anlatmakta.[5]
Bu “takıntılı” ilginin gerisinde hiç kuşkusuz, festivalin destekçisi SSCB’ni “itibarsızlaştırmak”, on binlerce kişinin katıldığı festivali ABD/ “Hür Dünya” propagandası platformuna dönüştürmek, rafine bir antikomünizmle gençlerin yüreklerini kazanmak… gibi hedefler yatıyor.
Ama başka bir amaç daha var: Festival katılımcılarının yarın ülkelerinde kritik pozisyonlara gelebilecek öğrenciler olduğundan hareketle, olabildiğince geniş bir ilişki ağı devşirmek… Sosyalist ülkeler ya da kapitalist-olmayan bir yol izleme arzusundaki bağımsızlığına yeni kavuşmuş sömürgelerden, Asya’dan, Afrika’dan, Latin Amerika ülkelerinden gelecek vaat eden gençlere, yeri ve zamanı geldiğinde kullanmak üzere deyim yerindeyse “kanca atmak”… Festivale katılan Amerikan heyeti bu nedenledir ki bir yandan tüm etkinliklere katılarak antikomünist çıkışlarla gidişatı baltalamaya çabalarken, bir yandan da temasa geçtikleri her birey hakkında ayrıntılı raporlar hazırladıkları, olabildiğince geniş bir ilişki portföyü oluşturmaya çabalıyordu.
“Özde Ulusal Öğrenci Derneği (NSA)[6] Amerikan hükümetinin elini gizleyip onun ABD yönetimiyle asla bilerek işbirliği yapmayacak insanlarla birlikte çalışmasına olanak sağlayan bir eldiven görevi görüyordu. Bu insanlar hükümetten bağımsız bir öğrenci grubuyla muhatap olduklarını sanıyordu. NSA’nın bir paravan olduğundan habersizdiler.
(…) CIA NSA üzerinden gözde öğrenci gruplarına burs görünümlü mali destek sağlıyordu. İkinci olarak, NSA bir devşirme aygıtıydı. Ajansın başka ülkelerdeki öğrenci liderleri arasında potansiyel istihbarat kaynaklarını teşhis etmesini sağlıyordu. Ve üçüncü olarak, uluslararası konferanslara katılan NSA üyeleri, hazırladıkları raporlar ya da sözlü bilgilendirmeyle CIA’ye devasa bir veritabanı sunmaktaydı…
CIA ayrıca ulusal öğrenci örgütlerinin liderlerinin bir gün ülkelerinin hükümetlerinde önemli görevler üstlenebileceklerini hesaplıyordu. Bu gerçekleştiğinde (ki sıkça gerçekleşmekteydi) Amerikan hükümetinin elinde onlara ilişkin bir dosya bulunuyordu. (CIA-NSA ilişkilerini irdeleyen ‘Patriotic Betrayal’ kitabının yazarı Karen M.) Paget, “Zamanla ekip binlerce yabancı öğrencinin siyasal eğilimleri, kişisel özellikleri ve geleceğe ilişkin tahayyülleri konusunda raporlar sundu. Yabancı öğrenci birlikleri ve ülkeleri içindeki siyasal dinamiklere ilişkin ayrıntılı analizler sağladılar…”[7]
Öğrenci derneği üzerinden kurulan bu ilişkiler, hiç kuşkusuz ABD yönetimine, diplomatik ilişkiler nedeniyle açık olarak girişemeyeceği faaliyetlerde de (muhalif hareketleri desteklemek, kitlesel eylemlerin önünü açmak, ayaklanma girişimleri gibi) geniş bir manevra alanı sağlamaktaydı…
Her ne hâl ise, geleceğin “feminist ikon”u genç ve asi tabiatlı bir kadının böylesi bir şema içinde yer alması yadırgatıcı (mı?)… İşin ilginç yanı, Steinem’ın CIA “iltisak”ını açığa çıkaran yazı sol eğilimli ‘Rampart Dergisi’nde yayınlandıktan sonra (1967) bu ilişkiyi ret, pişmanlık, “aldatıldım” yoluna girmeyip, aksine sahiplenmesi: “Benim deneyimim çerçevesinde Ajans imajından tümüyle farklıydı: liberal, şiddeti dışlayan ve onurlu…(…) Bugün olsa aynı şeyi yaparım…”[8]
Bu “liberal, şiddeti dışlayan ve onurlu” ajansın o yıllardaki “vukuat”ını anımsayalım mı?
- İran’da seçilmiş başbakan Musaddık’ın devrilerek Şah’ın yeniden tahta geçirilişi (1953)
- Guatemala devlet başkanı Arbenz’in bir darbeyle devrilmesi (1954)
- Sovyet iletişimin dinlenmesi için Berlin Tüneli’nin inşası (1955)
- Küba’ya Domuzlar Körfezi çıkarması (1961)
- Vietnem/ Laos’da gizli Hmong/ Miao ordularının oluşturulması (1964-75)
- Şili’nin seçilmiş devlet başkanı Allende’nin askeri darbeyle devrilmesi (1973)
Bir kısmı Steinam’ın CIA ile ilişkiye geçmesinden, ama tümü, Steinem “Bugün olsa aynı şeyi yaparım” demesinden önce gerçekleşmiş ve açığa çıkmış “onurlu” eylemler…
Tabii o yıllarda Steinem “feminist” olarak tanınmıyordu. Daha çok aktif bir öğrenci ve girişken bir genç gazeteci olarak bilinmekteydi. Yazar ve yayıncıların Vietnam Savaşı’nı protesto için vergi boykotu çağrısına katılan, ağırlıklı olarak “kadın sorunları” üzerinde yoğunlaşmış genç bir gazeteci. ‘Esquiere’, ‘Show’, ‘Cosmopolitain’ gibi dergilerde doğum kontrolü, kadınların iş yaşamı ya da evlilik arasında seçim yapmak zorunda bırakılmışlığı gibi temaları işleyen yazılar, söyleşiler, en ünlüsü de “tavşan kız” kisvesiyle sızdığı Playboy kulüplerinden birinde gerçekleştirdiği, “Tavşan Kızlar”ın sorunlarını dile getiren, ‘Show’ dergisindeki yazı dizisi…
“Feminist lider” olarak ün kazanacağı yazı ise ‘New York Magazine’in 7 Nisan 1969 tarihli nüshasında yayınlanan, “After Black Power, Women’s Liberation/ Siyah Güçten Sonra Kadınların Kurtuluşu)[9] başlıklı yazısıydı. ABD’nin yeni biçimlenmekte olan “İkinci Dalga Feminist Hareketi”ni, tüm “aşırılıkları”, “aykırılıkları”, radikalliği içinde sahiplenen bir feminizm övgüsü:
“13 üyeli bir WITCH (Cadıları ve çingeneleri ilk kadın direniş savaşçıları ilan eden Women’s International Terrorist Conspiracy From Hell/ Kadınların Uluslararası Cehennemi Terörist Konspirasyonu) meclisi beyaz eril üstünlüğün kalesi ‘Wall Street’i protesto ediyor. Ertesi gün borsalar beş puan düşüyor.
Daha çok cadı ve kara duvaklı gelinler Madison Square Garden’daki Gelinlik Fuarını basıyor. Ellerinde ‘Orospu imalatçılarına karşı çıkın’, ‘Rüşvet geliyor’ pankartları. Şarkılar söylüyor, bağrışıyor, gelin adaylarından oluşan izleyici sıraları arasına beyaz fareler salıveriyor ve gelinlikler, mutfak gereçleri, balayı seyahati paketleri, kalp biçimli yüzme havuzları pazarlayan sergicilerin ödünü patlatıyor.
Columbia Üniversitesi’ndeki boykotun sonunda öğrencilerin yönettiği Özgürlük Okulu ezilen sınıf olarak kadınlar üzerine bir seminer düzenliyor. Tartışmalar kadınlarla Zencilere ilişkin paralel mitosları (her ikisinin beyninin beyaz erkeklere göre daha küçük olduğu, doğal ‘iyilikleri’, sınırlı rasyonellikleri, beyaz erkekleri destekleyici rolleri vb.); kapitalist toplumun prototipi olarak ataerkil aile sistemini (bk. Marx ve Engels) içeriyor; cinsiyetler arasındaki ilişki yeniden yapılandırılmadan toplumun yeniden yapılandırılamayacağı sonucuna varılıyor. Erkekler sınıfa alınmıyor, ama ders okuldaki tüm sınıflardan daha geniş katılımlı ve daha uzun sürüyor.
Kadın Kurtuluş Hareketi içerisinde yer alan bir eylem grubu, ‘Redstockings/ Kızıl Çoraplılar’ (ne kadar çok oyunun kadın düşmanı olduğunu ve kadın oyun yazarlarının, yönetmenlerin, yapımcıların ne gibi zorluklarla boğuşmak durumunda olduğunu gözler önüne sermeyi hedefleyen) Yeni Feminist Tiyatro’da kürtaj üzerine tek perdelik bir oyunun yanı sıra, kürtaj olan kızların kişisel ve ayrıntılı tanıklıklarını kamu önünde aktardıkları ‘Olduğu Gibi Söyle’ başlıklı, mizahtan sadizme iki saatlik bir doğaçlama sergiliyor. Kimse kürtaj yasalarını reforme etmek istemiyor; onları reddediyorlar.
Kadınlar ne istiyor? Yukarıda sözü edilen olayların; sosyologların ‘özgürleşmiş’ olarak nitelendirdiği, Bloomingdale eksenli bir yaşam sürdüren, ‘Benim kendim için ne yapabileceğimi değil, kocamın benim için ne yapabileceğini sor?’ diyen Manhattanlı hanımlarla hiçbir ilgisi yoktur. Queens ve Bronx’un evlerine bağlı matriyarkları da feminist maceralar hakkında bir şeyler okumaktan pek haz almaz. Aksine, tüm bunlar, hem a) radikal hem de b) genç bir nitelik taşıması nedeniyle onlara yabancıdır.”[10]
Bu satırları 10 yıl kadar önce CIA için çalışan bir “kurulu düzen savunucusu” mu kaleme almış? 1959 yılında Steinem’ın öncülüğünü üstlendiği gençlik hareketine “hakikât uğruna harekete geçen özgür gençlik”, “ideallerine coşkuyla bağlı, bilgili ve fikir alışverişinde bulunmaya istekli gençler” gibi övgüler düzen Senatör Hubert Humphrey, Wall Street’i protesto eden cadılar, gelinlik fuarını basıp seyirciler arasına fareler salan eylemciler, karma yatakhaneler için boykota giden kadın öğrenciler, kürtaj yaptıran ve bunu “utanmadan” seyircilere anlatan “radikal gençler” konusunda ne düşünürdü acaba?
Ancak ne yaparsa yapsın, ne derse desin, Gloria Steinem “genç radikaller” tarafından pek benimsenmeyecekti. Fazla “düzen-içi” bulunuyordu - özellikle kurucularından olduğu (1972) ve yıllar boyu editörlüğünü üstlendiği Ms dergisi…
CIA bağlantısı ortaya çıktığında, Redstockings hareketi, Steinem’ı ve Ms. Dergisini CIA’nin “yumuşak güç” operasyonunun bir parçası olduğunu iddia edecek, bireyci, şirket-dostu yasal eşitlik odaklı “peltemsi bir kızkardeşlik”i savunarak hareketin devrimci sol kanadını nötralize etmekle suçlayacaktı.
Aslına bakılırsa, eleştiriler haksız sayılmazdı. İkinci dalga feminist hareket, doğduğu andan itibaren “radikal/liberal” gerilimini taşıyordu ve “feminist ikon” Gloria Steinem en “radikal” söylemlere de başvursa, “liberalizm” sınırlarını aşamayacaktı. Zaten radikallik iddiaları da kısa sürede sönümlendi.
Hareketin “düzen-içi”ne çekildiği, kurumsallaştığı, BM, IMF, DB vb. uluslararası kurumlarca massedildiği, standartlaştığı, geriye ne “Cadılar”, ne “Kızıl Çoraplılar” kaldığı 1980 sonrasında Gloria Steinem hâlâ sahnedeydi… Ancak bu kez, “kurulu düzen”in “Kadınların Kurtuluşu”na ne kadar adanmış olduğunu teftiş eden bir ombuds-woman olarak. Demokrat Partiliydi; etki edebildiği kadarıyla kadınları Demokrat Parti’nin “kadın-dostu” adaylarını desteklemeye çağırıyordu: Bill Clinton, Obama, en çok da Hillary Clinton…
2016 Başkanlık seçimleri öncesinde, Amerika Demokratik Sosyalistleri’nin onursal üyesi olmasına karşın, Demokrat Parti adayının belirlenmesinde ADS adayı Bernie Sanders karşısında var gücüyle Hillary Clinton’un yanında yer aldı. Feministlerin çoğunun neden Bernie Sanders’in adaylığını desteklediği yolundaki soruyu yanıtlarken ise, “yol arkadaşları”nı satmakta tereddüt etmeyecekti: “Çünkü yakışıklı delikanlılar Bernie’nin yanında…”[11] Sonradan te’vil etmeye çalışsa da kötü bir lapsus!
Hillary Clinton’u destekledi, çünkü Hillary Clinton “cam tavan”ı delmeye çalışan bir kadındı; adaylığı sırasında kadın düşmanlığıyla baş etmek durumunda kalmıştı; kadınların da ABD Başkanı olabileceği kanıtlanacak, başkan seçilmesi kadınlar açısından muazzam bir kazanım olacaktı; vb. vb.
Ama “Hillary Clinton, yalnızca ‘cam tavan’la mücadele eden bir kadın değildi. O aynı zamanda; neoliberal Demokrat siyaset, şirket gücü, Wall Street, ulusal güvenlik devleti ve Amerikan gücünün yurt dışında yansıtılmasıyla derin bağları olan, Amerikan siyasi düzeninin önde gelen bir temsilcisiydi.
Dolayısıyla, onun yükselişini öncelikle kadınların özgürleşmesi adına bir başarı olarak görmek, liberal feminizmin temel kısıtlılıklarından birini açığa çıkarır: Bireysel kadınların güç sahibi pozisyonlara gelmesini, kadınların bir toplumsal sınıf olarak özgürleşmesiyle karıştırma eğilimi.
Bu ayrım, salt sözcük oyununa dayalı bir ayrım değildir; özgürleşme dendiğinde ne kastedildiğinin tam yüreğine iner. Liberal feminist bir bakış açısı; mevcut güç yapılarını oluşturan mesleklerde, şirket yönetim kurullarında, yasama organlarında, bakanlıklarda ve üst düzey yönetici pozisyonlarında kadınların neden yeterince temsil edilmediğini sorgular.
Sosyalist feminist bir bakış açısı ise daha temel bir soru sorar: Bu güç yapıları nelerdir, kimlerin çıkarlarına hizmet ederler ve özgürleşme neden öncelikle bunlara eşit erişim sağlamak şeklinde tanımlanmalıdır? Aradaki fark derindir.”[12]
Evet, Steinem’in feminizmi bireyci, profesyonel, yükselme odaklıydı ve kapitalizmle, şirketler ve kurumlar dünyasıyla son derece uyarlıydı. Vurgusu kadınlara “fırsat eşitliği”, tarihsel olarak dışlandıkları profesyonel yaşama, kurumlara ve konumlara erişim talepleri üzerineydi: kadın işçilerin, banka çalışanlarının, sosyal yardımlarla geçinenlerin, ev hizmetlilerinin, tezgâhtarların, sendikacı kadınların talep ve mücadeleleriyle bir ilgisi yoktu… Kapitalizm tarafından kolaylıkla massedilebilecek, içselleştirilebilecek ve bir “vitrin”e dönüştürülebilecek bir feminizm - günümüzde buna “neoliberal feminizm” deniliyor. Steinhem’ın son fotoğraflarından biri olan, 8 Mart’ı Paris Hilton’la birlikte New York Borsası zilini çalarak kutlayan görüntüsü,[13] bu tür bir “feminizm”in ete kemiğe bürünmüş hâli…
Steinem’ın hayatından bu üç kesit - CIA hesabına uluslararası öğrenci konferansına antikomünist “baskın” düzenleme; radikal genç kadınlarla iş tutma ve Hillary Clinton’lu, Paris Hilton’lu neoliberal feminizm “ikon”luğu oldukça anlamlı bir dizilim sergiliyor…
Bu öykü ölümünden sonra sol çevrelerde pek çok kez dile getirildiği üzere “İkinci Dalga Feminizm”in bir CIA mamulatı olduğunu, ya da CIA’nin kadın hareketini işçi sınıfı hareketinden, sosyalist hattan koparmak üzere Steinem gibileri kullandığını göstermez belki… Ama bizatihi feminist hareketin sınıfsal çelişkilerden kaçınamayacağını, her sınıfın “kadınların kurtuluşu” perspektifinin kendi ufkuyla sınırlı olduğunu, bu bağlamda “burjuva feminizmi”nin, hangi radikal eylem ve söylemi sahiplenirse sahiplensin, eninde sonunda aslına rücu edeceğini anlatır bize…
Kabul etmeli ki, Hubert Humphrey’in “Aferin”i ile Uluslararası Kadınlar Günü’nü New York Borsası’nda zil çalarak kutlamak arasında mantıksal bir tutarlılık, bir süreğenlik var. Burjuva (neo-)liberal feminizmin tutarlılığı.
CIA’deki eski patronların ya da Hubert Humphrey’in bu tutarlılığa itiraz edeceklerini sanmıyorum…
13 Eylül 2026 11:16:48
N O T L A R
[*] Kaldıraç Dergisi, No:303, Ekim 2026…
[1] Terry Eagleton.
[2] Report on the Vienna Youth Festival, held in Vienna, Austria July 26 through August 4, 1959 / [with a foreword by Hubert H. Humphrey].https://babel.hathitrust.org/cgi/pt?id=uc1.$b588268&seq=69
[3] Festivale 400 kişilik ABD katılımcıları New York merkezli solcu gençler ile Chicago merkezli “antikomünist” gençler arasında bölünmüştü.
[4] Bu konuda bkz. Sibel Özbudun, “… ‘Büyük Birader’in ‘Akıl ve Yürekleri Kazanma’ Mücadelesi: CIA ve ‘Kültürel Savaş”, Rojnameya Newroz, Eylül 2026… https://rojnameyanewroz3.com/abdde-komunizm-korkusu-sibel-ozbudun/
[5] “An operational estimate of the seventh world youth festıval Vienna 26 July - 4 August 1959”, Genel CIA Kayıtları, Belge No.: CIA-RDP78-00915R001000370004-6, Yayınlanma tarihi: 1 Nisan 1959, Erişime açılma tarihi: 20 Temmuz 1998, Yayınlandığı yer: CIA FOIA (foia.cia.gov) (https://www.cia.gov/readingroom). CIA-RDP78-00915R001000370004-6.pdf
[6] Ulusal Öğrenci Derneği (National Students Association - NSA): 1947-1978 arasında ABD’de en etkili ve geniş öğrenci örgütlerinden biri. Liberal, “ilerici”, anti-kolonyal, sivil haklardan yana eğilimleriyle tanınır. Soğuk Savaş yıllarında CIA tarafından bolca manipüle edilmiştir.
[7] Louis Menand, “A Friend of the Devil”, The New Yorker, 23 Mart 2015, https://www.newyorker.com/magazine/2015/03/23/a-friend-of-the-devil
[8] Markos Kounalakis, “The Feminist was a Spy”, 29 Ekim 2015, https://uscpublicdiplomacy.org/blog/feminist-was-spy
[9] Bu arada, Steinem’ın 1959’da “ABD’de ‘zenci sorunu’nun çözümlendiği”ni söylemesi de ilginç: “İmzasını taşıyan 1959 yayınlarından biri, A Review of Negro Segregation in the United States, ABD’de ırk ayırımcılığı sorununun özde çözüldüğünü ve artakalan sorunların siyahların psikolojisinden kaynaklandığını iddia ediyordu. Düşük seçmen kaydı ‘Güney’in pek çok bölgesinde Zenciler arasında iyi yurttaşlığın bu en önemli sorumluluğuna karşı derin bir kayıtsızlığın mevcudiyetinden kaynaklanıyor’du.” (Jenny Brown, “Gloria Steinem Was the Godmother of Neoliberal Feminism”, Jacobin, 4 Eylül 2026.)
[10] Gloria Steinem, “After Black Power, Women’s Liberation”, The New York Magazine, 7 Nisan 1969…
[11] Jenny Brown, “Gloria Steinem Was the Godmother of Neoliberal Feminism”, Jacobin, 4 Eylül 2026.
[12] Pauline Park, “Gloria Steinem’s CIA ties and liberal feminism limitations”, https://www.facebook.com/paulineparknewyork/posts/mark-c-rosenzweig
[13] Kat Tenbarge, “Unraveling the truth around Gloria Steinem’s legacy”, 7 Eylül 2026, https://spitfirenews.com/p/gloria-steinem-cia-asset-death-legacy