“Yürüyeceğiz. Zafere dek

Zafere dek dövüşeceğiz.”[1]

Küba bir kez daha, her gün biraz daha sertleşen bir zeminde ABD emperyalizminin hedef tahtasında!

Trump’ın açıklamasına göre Küba’da rejim bu seneyi çıkartamayacak…[2]

Yıllardır adayı ele geçirme niyetlerinin hayal kırıklığını saldırganlığa dönüştüren Washington’un Küba karşıtı kampanyası tüm hızıyla devam edeken; “Ablukadan boğmaya güzergâhında…11 milyon Kübalıyı toplu bir tehdit olarak gören zihniyet,… ABD’nin Küba’ya savaşı en acımasız evresine giriyor.”[3]

ABD’nin ekonomik boğma stratejisi izlediği Küba, devrimden bu yana en büyük soru(n)lar ile boğuşuyor.

2026 Kasım’ında gerçekleşecek ara seçimler, Trump yönetiminin başkanlığının geri kalan kısmı için yaşamsal önemde. Özellikle Kübalı göçmenlerin oyunu da garantileyebilmek için… Ama aynı zamanda İran savaşı fiyaskosunun üstünü örtebilmek için de!

Trump elinden geleni ardına koymazken;

ABD’nin Küba’ya uyguladığı petrol satışı yasağı adada günlük yaşamı durma noktasına getirdi. Ayrıca önemli gelir kaynaklarından turizm sektöründe müthiş bir daralma yaşanıyor. Petrol rezervlerinin dağıtımında kısıtlamalar artıyor. Toplanamayan çöpler yakılmaya başlanırken; ilaç bulabilmek güçleşiyor. Gıdaya erişim düzensizleşiyor.

Evet, Küba, tarihi boyunca ABD ambargosu altında yaşadı. Tamam… Ancak bu seferki farklı. Çünkü ada hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Özetle ABD’nin Küba’ya ambargosu, petrol satış yasağı ile birlikte büyük bir insanlık suçuna dönüştü.

ABD TEHDİDİ

Emperyalist ABD’nin askerî tehdidi de işin “artı”sı![4]

ABD Başkanı Trump ve danışmanları, Küba’ya saldırı senaryoları üzerinde çalışılıyor.[5]

‘CBS News’un haberine göre, ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon), İran ile gerilim sürerken Küba’ya yönelik hareket planı seçeneklerini “sessizce” gözden geçirdiği bildiriliyor;[6] ABD’nin Çin, Rusya ve İran’a karşı yeni soğuk savaş yürüttüğünü vurgulayan Porto Riko Valisi Jenniffer Gonzalez, “ABD Küba’ya karşı bir saldırı planlanıyor,”[7] diye ekliyor.

Örneğin ABD Senatosu, Trump’ın Kongre onayı olmadan Küba’ya askeri müdahalede bulunmasını engelleyecek karar tasarısını bloke etti. Washington, Küba’ya dönük abluka ve tehdit siyasetini sürdürürken, Cumhuriyetçiler “aktif çatışma yok” diyerek Trump’ın elini serbest bıraktı.[8]

Konuya ilişkin olarak Küba ordusunun ABD’nin askeri gücüyle “boy ölçüşemeyeceğini” öne süren ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, “Askeri seçenekler de dahil tüm seçenekler masada”[9] demesi yanında; ABD Hazine Bakanlığı, Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel’in de aralarında bulunduğu 5 kişiyi (Miguel Diaz-Canel’in kendisi, eşi ve üvey oğlunun yanı sıra eski Devlet Başkanı Raúl Castro’nun oğlu Alejandro Castro Espin ile torunu Raúl Alejandro Castro Calis’i) yaptırım listesine aldı. Karar kapsamında yaptırım uygulanan kişilerin ABD’deki mal varlıkları dondurulurken, bazı Küba kurum ve kuruluşlarına da yaptırım uygulanacağı açıklandı.[10]

Tüm bunlara karşın ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz, ülkesinin herkesin gözü önünde Küba’ya uyguladığı ambargonun aslında olmadığını iddia ederek, “Bu Ada’nın etrafında ticaret veya Küba’ya insani yardım girişini engelleyen bir ABD Donanması savaş gemisi çemberi yok. Bu sahte. Bu yanlış. Bu bir yalan. Nokta”[11] diyebildi!

Fidel Castro’nun, “ABD, dünyaya terör ve ölüm ihraç eden tek ülkedir,” tespiti ne kadar da doğru değil mi?

CANİLERİN ABLUKASI

Küba Başkanı Miguel Díaz Canel’in, “Kıtlıklar bizi yıpratıyor. 96.000 kişi ameliyat için bekliyor - bunların 11.000’i çocuk. Bildiğimiz ve iyi yaptığımız şeyler. Oysa toplu cezalandırma, suç teşkil eden bir politika, gerçek anlamda soykırım niteliğinde bir politika tarafından engelleniyoruz,” diye tarif ettiği ABD’nin Küba ablukası, Castro’nun tespitinin canlı örneklerinden...

29 Ocak 2026’da Donald Trump, Küba’ya petrol sağlayan ülkelere ek gümrük vergisi uygulanmasını içeren bir kararname imzaladı. Kararname “Küba’nın zararlı eylem ve politikalarına karşı, ulusal acil durum” kılıfıyla sunuldu ve Küba üzerindeki ablukayı sertleştirdi.

Küba ambargosu yeni bir olgu değil!

Florida kıyılarından sadece 90 deniz mili açıkta bulunan, 10 milyon kadar nüfuslu bu ada ülkesine 1960’lardan beri ABD ambargosu uygulanıyor. Bu ambargo ekonomik ve siyasi kısıtlamalardan oluşuyor.

Sürecin arka planını hatırlayacak olursak: Kıyılarına bu kadar yakın yeni Sovyet müttefiki tehdidinden endişe duyan ABD egemenleri, 1962’de dönemin başkanı J. F. Kennedy öncülüğünde iki ülke arasındaki ticarete ambargo getirmişti.

İlerleyen aylarında Küba’daki Sovyet füzelerinin varlığı nedeniyle patlak veren ve tarihe “Küba Füze Krizi” olarak geçen olay, ABD ile SSCB’yi nükleer savaşın eşiğine dahi getirmişti. Yani bölge bugün olduğu gibi yakın tarih açısından da küresel fay hatlarından birisi idi.

Küba uzun yıllar SSCB’nin askeri ve ekonomik desteğiyle direndi. SSCB’nin likidasyonu ardından da üretimde, ticarette ve yaşam standartlarında önemli kayıplar yaşandı.

Abluka yıllar içinde ABD politik çıkarlarına göre dozajı farklılaşan bir seyir izledi. Trump’ın ikinci Başkanlık döneminin daha ilk gününde İran, Suriye (Esad rejimi) ve Kuzey Kore’nin de bulunduğu “Terörizmi Destekleyen Devletler” listesine Küba yeniden eklendi. Küba ablukası da Trump’ın 29 Ocak ek gümrük vergisi hamlesiyle bir üst evreye taşındı.

Çok açık ki, ABD yeni bir haydutluk için gemi iyice azıya almış durumda! Açgözlü, saldırgan ve buyurgan tarzıyla emellerini şöyle beyan ediyor Trump: “Küba’yı ele geçirme şerefine nail olacağıma inanıyorum. İster özgürleştireyim ister alayım, dürüst olmak gerekirse orayla istediğim her şeyi yapabileceğimi düşünüyorum,”![12]

Böylelikle Küba hükümeti, ABD’nin ekonomik ambargosu nedeniyle gıda, ilaç, enerji ve su altyapısı için gönderilen 7 binden fazla konteynerin uluslararası limanlarda bloke edildiğini ya da sevkıyatının geciktirildiğini açıklıyor…[13]

Ya da Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Parrilla, BM genel kurulundaki konuşmasında: “ABD hükümeti, Küba’ya karşı yaklaşık yetmiş yıldır devam eden ve son yedi ayda giderek daha acımasız ve gaddar bir hâl alan çok katmanlı, konvansiyonel olmayan bir savaş yürütmektedir. Şimdi, deniz ablukasına denk gelen ve dolayısıyla bir savaş eylemi olan bir enerji ablukası uygulanıyor. Küba’nın hem ticari hem de insani amaçlı yakıt sevkiyatına erişimi, doğrudan tehditler, engellemeler ve hatta tankerlerin ABD deniz kuvvetleri tarafından kuşatılması veya taciz edilmesi yoluyla engellenmektedir. ABD hükümetinin en üst kademelerinden defalarca askeri saldırı tehditleri savrulmuş ve kamuya açık kaynaklar savaş seçeneklerini ve hazırlıklarını tanımlamaktadır…

Kübalı aileler, özellikle de çocuklar, gençler ve anneler, uzun süren ve dayanılmaz boyutlara ulaşan elektrik kesintilerinin sonuçlarından mustariptir. Elektrik kesildiğinde çoğu zaman içme suyu da eksik olmaktadır. Onlar, hastaları için ilaca sahip olamamanın acısını çok iyi bilirler. Gıda kıtlığı ve temel gıda maddelerinin artan fiyatlarından da bebek ölüm oranı her 1000 doğumda 4.0’dan 9.9’a yükseldi. Bu durum gerekli teçhizat ve tedavi imkânları mevcut olsaydı 1780 bebek ölümünün önlenebileceği anlamına geliyor. Ülkedeki kanserden ölüm sayısı da belirgin şekilde artıyor. Çocuklarda ve gençlerde hayatta kalma oranı yüzde 85’ten yüzde 65’e düşmüştür. Bu gelişme, ABD ablukasının en ağır dönemiyle çakışmaktadır. Amerikan ablukası sessizce boğuyor ve öldürüyor,” diyor.[14]

Şunu net biçimde görmek gerek: 29 Ocak 2026’da Trump yönetimi, uzun süredir sürdürülen baskı kampanyasını boğucu bir araca dönüştürdü. Bir başkanlık kararnamesiyle, ABD’nin gümrük tarifesi sistemini, Küba’ya petrol satmaya cüret eden herhangi bir ülkeye karşı silaha çevirdi. Artık mesele Küba halkını yarımkürenin geri kalanından yalıtmak değil, kasıtlı bir topyekûn ekonomik sıkıştırma stratejisidir. Soğuk Savaş’tan bu yana görülmemiş ölçüde saldırgan bir hamledir.

Küba’nın elektrik şebekesi, su pompaları, toplu taşıması, hastaneleri ve okulları ithal yakıtla çalışır. ABD, üçüncü ülkeleri zorlayarak bir ülkenin adeta yaşam metabolizmasını sekteye uğratmayı hedefliyor. Küba hükümetinin açıklaması da bunu ifade ediyordu: ülkeye yakıt girişini engellemek için tasarlanmış “şantaj, tehdit ve doğrudan zorlama”. Sonuç, halkın iradesini kırmak için açlık, karanlık ve hastalıkları siyasi silah olarak kullanan, uluslararası hukuku ihlâl eden toplu cezalandırmadır.

Bunu “dış politika” olarak adlandırmak, onun doğasını hafife almaktır. Bu, on ardışık ABD başkanının tek bir amaçla, yani Küba’nın devrimci projesini yok etmek için acımasızca sürdürdüğü, sürekli gelişen, çok taraflı bir savaş aracıdır.

Eisenhower (1960), Küba’nın ABD’ye ait rafinerileri kamulaştırmasının ardından ilk ablukayla saldırganlığı başlattı.

Kennedy (1961-1962), başarısız Domuzlar Körfezi çıkarmasıyla gerilimi tırmandırdı; ablukayı tam uyguladı ve üzere Küba liderlerine yönelik sabotaj ve suikast girişimlerinden oluşan gizli bir program olan Mongoose Operasyonu’nu onayladı. Operasyon çerçevesinde Fidel Castro’ya karşı 630’dan fazla suikast girişimi gerçekleşecekti.

Clinton (1992-1996), Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından “nakavt darbesi” olması umulan hamleyi yaptı: Torricelli ve Helms-Burton yasalarını geçirdi. Bu yasalar ABD ablukasını sınır ötesine taşıdı; Küba’yla ticaret yapan yabancı şirketleri cezalandırdı ve küresel ticaret üzerinde ABD’nin yetki iddiasını genişletti.

Trump (2017-2026), Obama dönemindeki kırılgan yumuşamanın ardından yalnızca yön değiştirmekle kalmadı; acımasızlığı derinleştirdi. Küba’yı yeniden “Terörizmi Destekleyen Devletler” listesine aldı. Bu siyasi bir kurgu olarak kınanan bir hamle oldu ve ayrıca 243 yeni yaptırımı yürürlüğe soktu. Son hamle olan 2026 tarihli başkanlık kararnamesi, adayı enerji kıtlığıyla mahvetmeyi amaçlıyor.

Stratejinin niyeti başından beri çıplaktı. Lester D. Mallory imzalı ve gizliliği kaldırılmış 1960 tarihli Dışişleri Bakanlığı notu, “para ve tedarik”i keserek “açlık, çaresizlik ve hükümetin devrilmesi” yaratılmasını savunuyordu.

ABD SALDIRGANLIĞI

Küba’ya yönelik ABD politikası, emperyalist saldırganlığın, manipülasyonların (hileli yönlendirmenin)[15] örneklerinden birisi olması yanında, Fidel Castro’nun “Dünyaya demokrasi getirdiğini iddia eden ABD, gerçekte soykırım, terör ve katliamdan başka bir şey getirmedi.” “Kapitalizm iğrençtir. Sadece savaş, ikiyüzlülük ve rekabet getirir,” tespitini birebir doğrulamaktadır.

“Nasıl” mı?

2026’nın ilk beş ayı, Venezüella’da meşru devlet başkanı Maduro’nun kaçırılması, İran’a yönelik savaş, Burkina Faso’da devlet başkanı Ibrahim Traore’ye saldırı girişimleriyle, emperyalizmin saldırganlık düzeyini yoğunlaştırdığı bir dönem oldu.

Öte yandan ABD’nin son on yıldır Çin’e karşı geliştirdiği ticaret savaşı politikasından geri adım atılırken, Trump’ın “en büyük projem” dediği gümrük vergileri politikasından da çabuk vazgeçildi.

Vaziyet, emperyalist merkezin gerileyişini kabul ederek gücünün yettiği yerde saldırganlaştığı, yetmediği yerde bükemediği bileği öptüğü yeni bir durum yarattı.

“Yeni yönelim” aslında yeni bir güçten değil, sistemik bir zayıflıktan kaynaklanıyor. ABD’nin Venezüella, İran ve Küba’ya yönelik saldırganlığının tırmanması, hegemonik bir genişlemenin değil, gerileyen hegemonyanın rıza alma ayağının tamamen yok olmasının bir sonucu, askeri gücünü sergileyerek biat ettirmekle ilgili.

Yani ABD emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı… Ardından Meksika ve Kolombiya gibi bir dizi Latin Amerika ülkesi yanında Küba’yı da hedef tahtasına koyması... Ada üzerindeki baskı ve kuşatmayı arttırması, “zaten yıllardır ambargo var” rehavetiyle ya da “mevcut ambargo sıkılaştırılıyor” basitliği ile ele alınabilecek bir gelişme değil…

Durum şu: ABD Küba’yı yakıtsız bırakarak boğmaya ve teslim almaya çalışıyor. 3 Ocak 2026’da ABD’nin Venezüella’ya saldırısı ve Maduro’nun kaçırılmasının ardından, ABD’nin Venezüella petrol akışına el koyması ile birlikte Küba’nın yıllardır ayakta kalmasını sağlayan damarlardan biri daha kesilmiş oldu. Ardından Trump kuşatmasını Küba’nın petrol ihtiyacını karşılayabilecek diğer ülkelerin de boğazına çökecek şekilde genişletti.

‘The New York Times’, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilâtı’nın (CIA), Küba üzerindeki baskıyı artırıp istihbarat faaliyetlerini genişletmek amacıyla “Küba görev gücü” kurduğunu açıklayıp, bu yapılanmanın Trump yönetiminin Havana üzerindeki ekonomik ve siyasi baskıyı artırma stratejisinin bir parçası olduğunu ifade etti.[16]

Bununla paralel ABD savcıları Raúl Castro hakkında iddianame hazırladılar. 1996’da Küba hava sahasını ihlâl eden iki sivil uçağı düşürme emrini verip, dört kişinin ölümüne neden olmak “suçlaması”yla yargılanmak üzere ABD’ye teslim edilmesini istediler.

30 yıl önceki olay nedeniyle 94 yaşındaki devrim önderini yargılama talebinin hukukla ilgili olmadığı açık; iddianame siyasi bir hamleden, Küba saldırısına gerekçe hazırlamaktan öte anlam taşımıyor.

“Neden” mi?

Donald Trump, ikinci başkanlık döneminden itibaren Amerika kıtasını yeniden Washington merkezli bir nüfuz alanı olarak tanımlayan bir siyasal dil kullanıyor. Bu yaklaşım, iki yüzyıl önce ilan edilen Monroe Doktrini’nin güncellenmiş versiyonu olarak değerlendirilebilir. Latin Amerika, bu perspektifte bağımsız bir jeopolitik alan değil; yeniden düzenlenmesi gereken bir “arka bahçe” olarak görülür. Venezüella’da gerçekleşen ve Küba’da hedeflenen “rejim değişikliği” gibi Arjantin’den Şili’ye ve oradan Kolombiya’ya kadar “ABD dostu” sağcı reaksiyoner hükümetlerin oluşmasına verilen açık destek, kapsamlı bir ideolojik yeniden yapılanma arzusunun göstergesidir.

Ancak Latin Amerikalı halkların hafızasında ABD müdahalelerinin pek iyi bir yeri olmadığı bilinir. ABD dostu rejimlerle yönetilmenin karşılığı, demokrasi ve ekonomik refah değil, askeri diktatörlükler ve kronik yoksulluk olmuştur. Brezilya, Şili ve Arjantin başta olmak üzere, 1960’lı ve 70’li yıllarda bölgede ortaya çıkan sosyalist yönetimler, ardı ardına CIA güdümlü askeri darbelerle devrilmişti.

Bugün de Maduro, Morales ya da Raúl Castro… ABD hepsinin peşinde; belli ki kıta üzerinde sosyalist hafızanın -şöyle ya da böyle- hiçbir izine tahammül edemiyor. Onlar nezdinde aslında gerillacı, parlamenter sosyalist ya da Bolívarist anti-sömürgeci devrim anlatılarının tabutuna son çivi çakılması gerekiyor, o kadar...

Bu açıdan bakıldığında ABD yönetiminin hedefi, yalnızca dış politikada bir başarı hikâyesi üretmek değildir. Daha derinde, Soğuk Savaş sonrasında tam olarak çözülememiş bir tarihsel hesabın kapatılmaya çalışıldığı görülüyor. Latin Amerika’da ABD hegemonyasına meydan okuyan bütün siyasal gelenekler itibarsızlaştırılabilirse, Monroe Doktrini yalnızca jeopolitik olarak değil, sembolik olarak da yeniden tesis edilmiş olacaktır.

Bu nedenle Trump’ın çabası, İran fiyaskosunun tazmini için Küba’yı hırpalamak ya da birkaç eski devlet başkanını hapsetmekten ibaret olarak okunmamalıdır. Görünenin ötesinde önemli bir sembolik/ patolojik anlam taşımaktadır. Anlaşılan o ki mesele Che Guevara, Fidel Castro’nun efsanelerini tarihe gömmektir.[17]

Evet Trump ABD’si, yeni yaptırımlarla 1959’daki devrimden bugüne abluka ve krizden başka bir şey dayatmadığı Küba’yı şimdiye kadar görülmemiş bir insani krize sürüklemeyi hedefliyor.

Elektriksiz hastaneler; çalışamayan kuvözlerde ölen bebekler, durmuş yaşam destek makinelerinde ve ışıksız gerçekleştirilen acil ameliyatlarda hayatını yitiren hastalar. Kapanmak zorunda kalan okullar, üniversiteler, fabrikalar, işyerleri… Ekmek çıkaramayan fırınlar. Bulup buluşturdukları gıda maddeleri ve ilaçlar yakıt kıtlığı yüzünden dağıtılamadığı için daha da ağırlaşan açlık, hastalık… İnsanı kahreden bir çaresizlik!

Tıp dergisi ‘Lancet’, 2025 Ağustos’unda ‘Uluslararası Yaptırımların Yaşa Özgü Ölüm Oranları Üzerindeki Etkileri” başlıklı araştırması, tek taraflı yaptırımların yılda 564 bin 258 ölüme neden olduğunu ortaya koydu. Yaptırımlarla her yıl öldürülenler doğrudan savaş sonucu ölenlerden birkaç kat fazla.[18]

1970’lerde yaklaşık 15 ülke Batı’nın tek taraflı yaptırımlarıyla karşılaşırken, bugün bu ülkelerin sayısı 60’ı buldu ve büyük çoğunluğu da Küresel Güney ülkeleri.

Trump’ın Küba’nın ABD için “alışılmadık ve olağanüstü bir tehdit” oluşturduğu yalanında bir doğruluk payı da yok değil! Küba değil, bağımsızlıkta ve dayanışmada ısrar eden her ülke ABD için olağanüstü tehdit! Başka bir dünyanın mümkün olduğu fikrinin kendisi tehdit çünkü!

TAVRIMIZ

Küba Başkanı Miguel Díaz Canel’in, “Küba’da öğrencilerle dolu sınıflar, öğretmenlerle dolu okullar olduğu sürece, ulus var, Vatan var, Devrim var ve Sosyalizm var,” diye tanımladığı Fidel’ın Kübası, ABD emperyalizmine boyun eğmedi, teslim olmadı.

Fidel Castro, “Ne emperyalizm bize hayatı bağışladı, ne de biz emperyalizmden hayatımızı bağışlamasını yalvardık! Küba Devrimi, emperyalizme rağmen yapıldı ve Küba Devrimi, emperyalizme rağmen ilerlemeye devam edecek!” diye haykırarak her zaman dik durup, her devrimci gibi diklenerek eklemişti:

“Emperyalizm her zaman yenilmez olduğunu düşünür. Ama bir halk onuru için savaşmaya karar verdiğinde, hiçbir teknoloji veya silah bu iradeyi kıramaz”…

“Emperyalizm bir yırtıcı hayvan gibidir; korku gösterirseniz, geri adım atarsanız ve tereddüt ederseniz sizi yiyip bitirecek doymak bilmez bir içgüdü geliştirmiştir. Ama onlara karşı durur ve kararlı kalırsanız, emperyalistler kaçar”…

“Afrika’daki emperyalist kolonilerin kurtuluşu mücadelesine ufak bir katkıda bulunmanın ve Güney Afrika’daki apartheid gibi en iğrenç adaletsizlik ve baskı biçimlerinden birine karşı verilen mücadelede yer almanın onuruna sahibiz”…

“Sosyalizm, aynı zamanda kendini nasıl savunacağını bildiğini de göstermiştir ve hiçbir düşmanın önünde titremez! Eğer emperyalizm sosyalist vatanımıza saldırmaya cesaret ederse, topraklarımızın her karışı için ölümüne savaşacağız!”…

“Kimse Küba’yı ele geçirmeye kalkışırsa, toprağının kanla ıslanmış tozunu toplar; eğer mücadelede yok olmazlarsa”…

“Biliyorum ki bir halk böyle birleştiğinde, inancı olduğunda ve onu asla terk etmeyecek adamları olduğunda, bu yenilmez bir halktır; ve Devrim’i ne bir şey ne de kimse yenebilecek”…

“Küba’yı fethetmeye kalkışan herkes, eğer önce savaşta ölmezlerse, ancak kanla sulanmış topraklarını ele geçirecektir. Vatan ya da ölüm!”…

“Amerikan emperyalizmi Küba halkının onurunu asla ezemeyecektir”…

Dün böyleyse, bugünde Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Parilla, Küba’ya karşı olası bir askeri saldırının emrini verenlerin “savaş suçlusu” olarak tarihe geçeceğini söyledi ve Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz Canel ekledi:

“Marksizm-Leninizm ölü bir doktrin değil, bir katekizm değil, ama bir yöntem, bir rehber, hayatın sorunlarını somut olarak çözmek için bir araçtır... sosyalizm, bilimsel Marksizm’in bize öğrettiği gibi, kapitalist barbarlıktan kurtulmanın tek gerçekçi ve insani yoludur...” “ABD’nin Küba’ya yönelik askeri tehditleri uluslararası suç niteliği taşıyor. Olası bir müdahale bölgesel barış ve istikrarı yıkıma sürükleyecek. Bunun gerçeğe dönüşmesi sonuçları kestirilemez bir kan gölüne yol açacaktır.”[19]

Tıpkı Küba Komünist Partisi II. Kongresi’nin ‘Küba Halkı Devrim Yolundan Sapmayacaktır’ raporunda (1980) Fidel Castro’nun haykırdığı gibi: “Tarihin akışı geri döndürülemez. Kapitalizm; bencilliği, suçları ve kusurlarıyla birlikte, köleci ve feodal toplumların ortadan kalktığı gibi ortadan kalkacaktır. Herhangi bir ülke kendi gelişiminde geri bir adım atabilir; ancak insanlık bir bütün olarak asla geriye gitmez.”

ENTERNASYONALİST DAYANIŞMA ELZEMDİR

Şimdi bu yolda Küba’nın “Ama”sız, “Fakat”sız dayanışmaya gereksinimi var.

Mesela ABD kuşatmasına karşı Küba’nın yanında olduklarını açıklayan Çin’in, “Askeri güç tehdidine karşıyız,” vurgusuyla Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning’in Küba’ya destek verip, “Ülkeler herhangi bir gerekçeyle başka devletlerin egemenliğini ihlâl etmemeli,”[20] diye eklemesi gibi…

Ya da Küba Devrimi liderlerinden 94 yaşındaki Raúl Castro’ya yönelik “cinayet suçlaması”yla iddianame hazırlanmasına Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun’in, ABD’nin “her fırsatta güç tehdidinde bulunmayı durdurması” gerektiğini açıklayıp Pekin’in “Küba’yı kararlılıkla desteklediğini” belirtmesindeki üzere...

Veya Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova’nın, bu adımı “kaba bir müdahale” ve “yeniden canlanan Monroe Doktrini’nin alaycı bir tezahürü” olarak nitelendirip, Moskova’nın Küba halkına desteğini sürdüreceğini vurgulamasındaki gibi…[21]

Hatırlayın “Enternasyonalist olmak, insanlığa karşı kendi görevimizi yerine getirmektir. Başkaları için savaşamayan, kendisi için de savaşamaz”…

“İnsanlar geçer, halklar kalır, fikirler kalır. İnsanlar geçer, fakat adalet duygusu, insanlar arasında kardeşlik ve eşitlik, halkımız içinde değerlerimizi, umutlarımızı ve sevincimizi savunma hakkı asla yok olmayacaktır”…

“Ben Yahudi karşıtı değilim, ama Siyonizme karşıyım. Siyonizm bir tür ırkçılıktır”…

“... Nazizmin kendi döneminde Yahudi halkına karşı başlattığı acımasız zulmü ve soykırımı reddediyoruz. Ama çağdaş tarihimizi düşündüğümde, günümüzde emperyalizm ve Siyonizm’in Filistin halkına karşı yürüttüğü tahliye, zulüm ve soykırımdan daha benzer bir şey aklıma gelmiyor”…

“Filistin davası, düşmanlarının iğrenç vahşetiyle kıyaslandığında, hiçbir zaman bu kadar haklı görünmemiştir. İnsanlık ne kurbanların kahramanlığını ne de saldırganların barbarlığını unutacaktır”…

“Bu yüzden şunu söyleyebiliriz ki, Vietnamlılar sadece kendileri için savaşmadılar: Onlar dünyanın tüm halkları için savaştılar, insanlığın kurtuluşu davası için savaştılar, sosyalizm ve komünizm davası için savaştılar! Orada ölen adamlar, bizim için de öldüler. Ve insanlık, Vietnam’a bu hizmetleri için sonsuza dek minnettar kalacak!”…

“Büyük Vatanseverlik Savaşı’nda ölen milyonlarca Sovyet insanı, insanlık için, düşünme ve sosyalist olma hakkını, Marksist-Leninist olma hakkını, komünist olma hakkını ve tarih öncesi dönemden çıkma hakkını savunarak öldüler,” derdi Fidel Castro Holokost, Filistin, Vietnam, Alman işgaline Sovyet direnişi hakkında…

Hepimiz Küba’ya borçluyuz; kara Afrika’dan Ortadoğu ve Latin Amerika’ya; ihtiyaç duyan her yere gönderdiği doktorlarından gerillalarına…

Şimdi sıra bizde, hepimizde, insan(lık)da; “Şu anda barış için eylemlerin çoğaltılması ve aynı zamanda işçilerin onları sömüren ve baskı yapanlara karşı yükselttiği ekonomik ve sosyal talepler lehine eylemlerin de iki katına çıkması gerektiğine inanıyoruz,” ifadesindeki üzere bir kez daha Fidel Castro’nun…

KÜBA BİZ, HEPİMİZİZ

Küba yaşayacak, Küba yaşatılmalı. Çünkü Küba biziz, ezilenlerin, onurun, direnişin ta kendisi…

Fidel Castro’nun adı, Latin dünyasında emperyalizmin düşmanı ve sosyalizmden sonuna kadar vazgeçmemiş bir önder olarak işçi sınıfının belleğindeki yerini almıştır.

25 Kasım 2016’da, 90 yaşında aramızdan ayrılan Fidel Castro, Küba Komünist Partisi’nin aynı yıl gerçekleştirilen kongresindeki “son” konuşmada, “Yakında kendisinin de herkes gibi gideceğini” belirtip, “Ancak Küba devriminin idealleri yaşayacak!” demişti…

“Başkomutan/ Comandante el Jefe”, “Büyük Önder/ El Lider Maximo” Fidel Castro’nun verdiği mesaj, tarihinin en büyük krizini yaşayan Küba’nın ABD emperyalizmine karşı direnişinin de sembolü hâlâ; “Devrimin en güçlü silahı bilinçli bir halktır.” “Ama eğer kader bize bir gün, Yankee imparatorluğunun Hitler’in dünyayı yönetme hayallerini somutlaştırdığı bir dünyada, sosyalizmin son savunucuları arasında kalma görevini verirse, bu kaleyi son damla kanımıza kadar nasıl savunacağımızı biliriz,” vurgusundaki üzere…

Toparlarsak: Küba’nın -elbette var olan- soru(n)ları üzerine -hayatında üç tavuk güdememişlerin “üçü beşten atarak”!- kestikleri ahkâma karşı, Fidel Castro’nun, “Sosyalizmin başarısızlığından bahsediyorlar ama Afrika, Asya ve Latin Amerika’da kapitalizmin başarısı nerede?” sorusundan hareketle Kübalıların ve Küba Devrimi’nin gerçekliğinden birkaç veri aktaralım:

‘BM Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre her gün 35.000 çocuk açlıktan ölüyor. Bunların hiçbiri, ama kesinlikle hiçbiri Kübalı değil…

Dünyada milyonlarca çocuk sağlık hizmetlerinden yoksun. Her gün 24 bin çocuk kızamık, sıtma, zatürree ve kötü beslenme gibi önlenebilir hastalıklardan ölüyor. Bir milyondan fazla çocuk da fuhşa zorlanıyor. Bunlardan hiçbiri, kesinlikle hiçbiri Kübalı değil…

Dünyada 200 milyondan fazla çocuk sokaklarda yaşıyor. 218 milyon çocuk zihinsel, fiziksel ve duygusal gelişimlerine zarar veren işlerde çalışıyor. Bu çocukların hiçbiri, ama hiçbiri Kübalı değil...

‘BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (2009) raporuna göre dünyada 101 milyon çocuk okula gidemiyor. Her yıl 18 yaş altı 64 milyon çocuk zorla evlendiriliyor. Bunların hiçbiri, kesinlikle hiçbiri Kübalı değil...

Dünyada yüz binlerce genç ilk ve orta öğrenimden sonra yoksulluk nedeniyle eğitimlerine devam edemiyor. Bunların hiçbiri, kesinlikle hiçbiri Kübalı değil. Çünkü Küba’da bütün çocukların ve gençlerin sınırsız ve parasız (eğitim malzemeleri dâhil) eğitim hakkı vardır. Küba’da okuma yazma oranı yüzde 99.8’dir. Ayrıca, Küba binlerce yoksul ülke öğrencisine ücretsiz üniversite eğitimi de sağlıyor. Bu Küba’nın gerçekliğidir…[22]

Dünyada binlerce cahil yetişkin var. Küba’da üniversite eğitimi almak isteyen yaşlılar için ülkenin her tarafına yayılan 690’dan fazla sınıf ve 299 yan kuruluşa sahip 19 yetişkinler üniversitesi ve bunlardan 10 yıl içinde mezun olan 70.806 yaşlı insan var. Bu Küba’nın gerçekliğidir…

Küba, en çok kadın temsilciye sahip parlamentolar sıralamasında, Amerika kıtasında birinci, dünya sıralamasında en üstlerde yer alır. ABD Parlamentosunda kadınların temsil oranı yüzde 17, Küba Parlamentosunda yüzde 43’tür. Bu Kübalı kadının gerçekliğidir…

Ocak 2009 sayımına göre dünyada 100 milyon evsiz var. Sadece New York’ta 37.000 evsiz bulunuyor. Bu sayı her yıl yüzde 34 oranında artıyor. Küba’da sokakta yatan hiç kimse yok. Küba’da halkın yüzde 85’i kendi evinin sahibidir ve kiralar aylık gelirin yüzde onunu geçemez. Bu Küba’nın gerçekliğidir.

Dünyada yoksul halklara yardım eden binlerce doktor var. Bunların, en ücra köşelerde çalışanlarından büyük bir çoğunluğu Kübalıdır. Bu Küba’nın gerçekliğidir…

Dünyada, birçok dalda binlerce uzman, yoksul halklara yardım ediyor. Kimsenin gitmediği, en ücra köşelerde çalışan bu uzmanların büyük bir çoğunluğu Kübalıdır. Bu Küba’nın gerçekliğidir…

Daha fazla kâr amacıyla yetiştirilen, genleriyle oynanmış gıdalar sağlığı tehdit ederken, dünya organik tarıma geri dönmeye çırpınırken, Kübalı organik tarım ürünleriyle hem de çok düşük fiyatlarla beslenerek dünyaya organik tarım dersi vermeye devam ediyor. Bu Küba’nın gerçekliğidir…

‘Küresel Barış İndeksi’ (2009) raporlarına[23] göre en iyi ülkeler sıralamasında Küba, ABD’den daha üst sıralardadır. Küba 68. sırada yer alırken ABD 83. sırada bulunuyor. Değerlendirmeyi yapanlar arasında; Uluslararası Af Örgütü, Kolombiya Üniversitesi, Richard Branson, George Russell ve Ted Turner ve Nobel Barış Ödüllü Başpiskopos Desmond Tutu, Dalai Lama, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan gibi kişilerin bulunduğunu ve bunlardan hiçbirinin komünist olarak nitelenemeyeceği göz önüne alındığında, bu sonucun daha da değerli olduğu görülecektir. Eğer bu bir yalansa yalancılar da listede adları bulunanlardır.[24]

Sözü yine “Kapitalist ekonomi politiği hakkında okuyarak komünist oldum. Onun ne kadar absürt, ne kadar mantık dışı, ne kadar gayri-insani olduğunu anladığımda ona karşı bir şeyler yapmak gerektiği konusunda planlar yapmaya başladım,” diyen Fidel Castro’ya bırakalım: “İnsan haklarından sıkça bahsedilir, ama insanlığın haklarından da bahsetmeliyiz. Neden bazı insanlar yalınayak dolaşmak zorunda kalsın ki, diğerleri pahalı arabalarla seyahat edebilsin!”…

“Komünist, kapitalistten daha güçlüdür, çünkü komünist para için kendini satmaz. Komünistin vicdanı vardır, kapitalistin ise paradan başka bir şeyi yoktur. Onun vatanı bile yoktur; onun için vatan, en çok para ödedikleri yerdir”…

“İnsanın, azınlıkların ve ulusal çoğunlukların sorununu yalnızca sosyalizm, yalnızca komünizm, yalnızca sömürenlerin ya da sömürülenlerin bulunmadığı bir toplum, yalnızca sınıfsız bir toplum çözebilir”…

VE…

Fidel Castro’nun, Che Guavera’nın, Camilo Cienfuegos’un Küba’sı insan(lık)ın onurudur.[25]

Hiçbir komünist “Küba kusursuzdur,” demedi…

Küba’nın tarihi bağımsızlık için sömürgeciliğe karşı verilen direnişin tarihi olduğunun altını çizdi.

Devrimlerin çelişkili süreçler içinde ilerlediğini; Küba Devriminin de bunun istisnası olmadığını; her adımda yeni meydan okumalarla, sarsıntılarla karşı karşıya kaldığını, kalabileceğini unutmadı.

Küba’nın mevcut hâli “Tek ülkede sosyalizm olur mu?” sorusuna verilmiş iki uçlu bir yanıt olduğunu, yani “hem evet, hem de hayır”ı içerdiğinin gördü. Küçük bir adada yalıtılmışlık gerçeğini ne inkâr ne de estetize etti.

Kıtasal Bolívarcı Hareketin Kolektif Başkanlık üyesi yoldaşımız Narciso Isa Conde’nin, “Sosyalist ideali yeniden canlandırmak için: Asya ve Avrupa’da kapitalist restorasyon süreçlerinin olumsuz evrimi ve XX yüzyıl içindeki başarısız sosyalist deneyimlerin yapıcı-eleştirel analizlerinin bir parçası olmakta bir seçenektir,”[26] uyarısını “es” geçmeden; zaman zaman nefes alma imkânı bulsa da, Küba ekonomisi kendini bağımlılıktan ve krizden çıkaramamaktadır. Bu durum, dünyadaki sosyalist sektörel inşa girişimleri için süreğendir.

Bağımsızlığını ve sistemin toplumcu yapısını korumak için zorunlu olarak başvurulan tedbirlerin Küba’sının yaşadığı ağır ekonomik sorunların temel nedeni, sosyalizmin, küçük bir ülkenin imkânlarıyla kapitalist dünyanın kuşatması altında kendini sürdürme güçlüğünden kaynaklanmaktadır. Bu güçlüğün aşılması kendi olanaklarıyla mümkün olamamaktadır.

Bir de Raúl Castro’nun emekliliği, Havana’da devrime katılan neslin artık egemen olmadığı ortaya koyuyor.

Yine de on milyonluk küçücük ada ülkesi, 1959’dan ve en önemli destekçisi SSCB’nin dağılmasından (1992) sonra da direnmesiyle, dünya halkları için bir umut kaynağı olageldi.

2026 Haziran’ında Trump, ABD askerinin İran’dan dönerken Küba’da “kısa bir mola” vereceğini söylese de ABD’nin Küba’yı nasıl çökertmeye girişeceği hâlâ belli değil. Birden fazla değişik yöntem olasılık olarak duruyor…

Trump ve hempaları Küba’nın kolay yem olmadığını bal gibi biliyorken; dünya işçi sınıfının mevzii olarak Küba savunulmalıdır.

Tavrımız açık ve net: Her halükârda Küba 1959’da gerçekleştirdiği devrimden sonra yarattığı toplumun sosyal ve kültürel nitelikleriyle, sömürge dünyasının emperyalizmden kurtuluşuna verdiği enternasyonalist destekle ve 1990’lardan beri zalimlerin önünde boyun eğmemesiyle tarihin başköşesine kurulmayı hak etmektedir.

Yeri gelmişken bir gerçeği daha belirtmek gerek: Emperyalizmin, kapitalizmin insanlık dışı niteliğini sergileyen örnektir Küba. Devrim olduğunda Küba’da toplam 6286 doktor vardı. Bunların 3 bini ABD’ye kaçtı. 3286 doktorla yola çıkan sosyalizm sadece 2011- 2012 eğitim yılında 11 bin yeni doktoru yetiştirdi. Üstelik diplomalarını alanlardan 5694’ü Latin Amerika, Asya ve Afrika’nın yoksul ülkelerinden gelen öğrencilerdi.[27]

Özetin özeti: Küba Devrimi, anti-emperyalist, sosyalist çizgisinde hiçbir zaman yalpalamadı. ABD emperyalizmine karşı verilen mücadelenin tarihte benzerini bulmak mümkün değildir. Kübalı devrimciler hiçbir zaman emperyalizm karşısında diz çökmeyi kabul etmeyip Fidel Castro ile haykırdılar:

“… ‘Komünist’ kelimesi yüzyıllar boyunca çokça karalanmış ve yerilmiştir (...). Bütün sömürücüler, bütün imtiyaz sahipleri, ‘komünist’ kelimesini her zaman bir suçmuş gibi nefretle karşılamışlardır”…

“Bir komünist doğası gereği enternasyonalisttir, ancak aynı zamanda bir vatanseverdir. Herhangi bir ülkede uluslararası görevini yerine getirirken, aynı zamanda kendi halkına karşı komünist sorumluluğunu da üstlenir”…

O hâlde haykır(alım): “Patria O Muerte Venceremos/ Ya Vatan Ya Ölüm Kazanacağız”!

14 Eylül 2026 08:55:42, Muğla.

N O T L A R

[*] Kaldıraç Dergisi, No:303, Ekim 2026…

[1] Fidel Castro, Devrim İçin Savaşmayana Komünist Denmez, çev: Doğan Gün, Yar Yay., 1972, s.46.

[2] Ertan Erol, “Kuşatma Altında Küba”, Evrensel, 9 Şubat 2026, s.6.

[3] Molo de los Santos, “Abluka’dan Boğmaya”, Birgün, 9 Şubat 2026, s.11.

[4] “Şunu akılda tutmalıyız ki emperyalizm bir dünya sistemidir, kapitalizmin son aşaması -ve bu, bir dünya karşılaşmasında yenilgiye uğratılmalıdır. Bu mücadelenin stratejik amacı emperyalizmin yok edilmesi olmalıdır. Bizim payımız, sömürülen ve azgelişmiş dünyanın sorumluluğu, emperyalizmin temellerini ortadan kaldırmaktır: baskı altındaki uluslarımız, buradan sermaye, hammadde, teknisyen ve ucuz iş gücü çıkardıkları ve buraya yeni sermaye -hâkimiyet aletleri-silahlar ve her türlü eşya ihraç ettikleri yer; böylece bizi mutlak bir bağımlılığa sürükleyerek.” (Che Guevara, İki, Üç, Daha Fazla Vietnam-Üç Kıta Konferansı’na (Tricontinental) Mesaj, İlk Eriş Yay., 2010.)

[5] Josh Marcus, “ABD-Küba Gerilimi”, 29 Mayıs 2026… https://www.indyturk.com/node/777783/d%C3%BCnya

[6] “ABD’nin Küba’ya Saldırı Planı İddiası”, 16 Temmuz 2026… https://www.bloomberght.com/abd-nin-kuba-ya-saldiri-plani-iddiasi-3782991

[7] “Gonzalez: ABD Küba’ya Karşı Bir Saldırı Planlıyor”, 27 Mayıs 2026… https://www.trthaber.com/haber/dunya/porto-riko-valisi-gonzalez-abd-onumuzdeki-hafta-kubaya-karsi-bir-saldiri-planliyor-946344.html

[8] “ABD Senatosu Trump’ın Küba’ya Saldırı Hazırlığının Önünü Açık Bıraktı”, 29 Nisan 2026… https://haber.sol.org.tr/haber/abd-senatosu-trumpin-kubaya-saldiri-hazirliginin-onunu-acik-birakti-408985

[9] “ABD’den Küba’ya ‘Askeri Saldırı’ Tehdidi”, 13 Ağustos 2026… https://www.birgun.net/haber/abd-den-kuba-ya-askeri-saldiri-tehdidi-tum-secenekler-masada-729085

[10] “Mal Varlıkları Donduruldu”, 5 Haziran 2026… https://www.birgun.net/haber/abd-den-kuba-devlet-baskani-diaz-canel-ve-4-kisiye-yaptirim-mal-varliklari-donduruldu-716540

[11] “ABD Küba’ya Ambargo Uygulamıyor”, 8 Temmuz 2026… https://www.birgun.net/haber/abd-nin-bm-temsilcisi-waltz-abd-kuba-ya-ambargo-uygulamiyor-722757

[12] Yılmaz Seyhan, “Küba’da Abluka, Kıtada ABD Haydutluğu!”, 5 Nisan 2026… https://marksist.net/yilmaz-seyhan/kubada-abluka-kitada-abd-haydutlugu

[13] “ABD Ambargosu Büyüyor”, 30 Temmuz 2026… https://www.birgun.net/haber/abd-ambargosu-buyuyor-kuba-nin-binlerce-konteyneri-limanlarda-kaldi-726425

[14] Gürsel Köksal, “Fidel’le ve Küba’yla Yan Yana Durmak!”, 15 Ağustos 2026… https://www.birgun.net/makale/fidel-le-ve-kuba-yla-yan-yana-durmak-729357

[15] “Soğuk Savaş sırasında, anti-komünist ideolojik çerçeve, mevcut komünist toplumlarla ilgili herhangi bir veriyi düşmanca bir kanıta dönüştürebiliyordu. Sovyetler bir konuda müzakereyi reddederse, onlar uzlaşmaz ve saldırgan oluyorlardı; uzlaşmaya hazır görünürlerse, bu sadece bizi gardımızı düşürmek için ustaca bir hileydi. Silahlanma sınırlamalarına karşı çıkarak saldırgan niyetlerini göstermiş oluyorlardı; ama gerçekte çoğu silahsızlanma anlaşmasını desteklediklerinde, bu onların yalancı ve manipülatif oldukları anlamına geliyordu.

SSCB’deki kiliseler boşsa, bu dinin bastırıldığını gösteriyordu; ama kiliseler doluysa, bu halkın rejimin ateist ideolojisini reddettiği anlamına geliyordu. İşçiler grev yaparsa (ki bu nadir durumlarda gerçekleşirdi), bu kolektivist sistemden yabancılaştıklarının kanıtıydı; grev yapmazlarsa, bu korkutuldukları ve özgürlükten yoksun oldukları içindi. Tüketim mallarında kıtlık, ekonomik sistemin başarısızlığını gösteriyordu; tüketim arzında bir iyileşme ise yalnızca liderlerin huzursuz bir nüfusu yatıştırmaya çalıştığını ve böylece üzerlerinde daha sıkı bir kontrol sağlamak istediklerini ifade ediyordu.

ABD’deki komünistler, işçilerin, yoksulların, Afrikalı-Amerikalıların, kadınların ve diğerlerinin hakları için mücadelede önemli bir rol oynarsa, bu yalnızca güçsüz gruplar arasında destek toplayıp kendileri için güç kazanmanın kurnazca bir yoluydu. Güçsüz grupların hakları için savaşarak nasıl güç kazanıldığı ise hiçbir zaman açıklanmadı. Karşı karşıya olduğumuz şey, yönetici çıkarlar tarafından bu kadar özenle pazarlanan, tüm siyasi yelpazede insanları etkileyen doğrulanamaz bir ortodoksluktur.” (Michael Parenti, Blackshirts and Reds: Rational Fascism and the Overthrow of Communism, 1997.)

[16] “CIA, Küba’ya Operasyonları Genişletmek İçin Gizli Ekip Kurdu”, 6 Ağustos 2026… https://www.birgun.net/haber/abd-basini-yazdi-cia-kuba-ya-operasyonlari-genisletmek-icin-gizli-ekip-kurdu-727784

[17] Zafer Yörük, “Küba’yı Hırpalamak: Trump’ın Rüyası ve Kâbusu”, Yeni Yaşam, 4 Haziran 2026, s.5.

[18] L. Doğan Tılıç, “ABD İçin Ölümcül Tehdit: Küba”, Birgün, 17 Şubat 2026, s.3.

[19] “Küba’dan ABD’ye Tehdit Yanıtı”, 19 Mayıs 2026… https://www.birgun.net/haber/kubadan-abdye-tehdit-yaniti-bolge-kan-golune-donusur-713438

[20] “Çin, ABD Kuşatmasına Karşı Küba’nın Yanında Olduklarını Açıkladı”, Evrensel, 28 Mayıs 2026, s.7.

[21] “Washington’ın Raúl Castro Soruşturmasına Tepki Yağdı”, 22 Mayıs 2026… https://www.birgun.net/haber/washingtonin-Raúl-castro-sorusturmasina-tepki-yagdi-714129

[22] Devrim öncesinde köylü halkın en çok sağlık ve eğitim alanında kaderine terk edilmişti. Nüfusun yüzde 23.6’sı okuryazar değildi. Çocukların yüzde 54’ü hiç okula gitmiyordu. Okul ve derslik sayısı yetersizdi. On bin atanamayan öğretmen vardı. Gerillalar yoksul halka, “Yaşadığınız yerde hastaneler, okullar olmasını istemez misiniz? Ekip biçtiğiniz toprağın sizin olmasını istemez misiniz?” diyerek halkın devrime destek vermesini ve mücadeleye katılmasını istemişlerdi.

Devrimden sonra halka verilen sözler tutulmuştu. 1959 sonlarına doğru, Küba’da yaklaşık on bin derslik inşa edildi. 6-12 yaş arası çocuklarda okullaşma oranı yüzde 90’a kadar yükseltildi. Yaklaşık 40 bin öğrenciye eğitim vermek için Colombia, Moncada Kışlası vb. askeri tesisler okula dönüştürüldü. Aynı yıl, Kapsamlı Eğitim Reformu ilan edildi. Ayrıca işçilere, üniversite ya da ortaöğretim düzeyinde eğitim almaları için İşçi ve Köylü Okulları kurulmuştu.

Devrimin hemen ertesi yılı “Eğitim Yılı” ilan edilmiş ve okuma-yazma seferberliği başlatılmıştı. Küba kısa sürede, 1958’de yüzde 23.6 olan okuma-yazma bilmeyenlerin oranını, keskin bir geçişle, yüzde 3.9’a düşürdü. (Hasan Karakaya, “Ablukadaki Küba’dan Notlar”, Birgün, 19 Ağustos 2025, s.20.)

[23] Küresel Barış İndeksi 2009: Küba, ‘ABD’den Daha İyi Bir Ülke’, Alejandro Ruiz.

[24] Atiye Parılyıldız, “Küba’nın Gerçekliği”, 28 Mart 2010… https://sendika.org/2010/03/kubanin-gercekligi-atiye-parilyildiz-41920

[25] Bkz: i) Temel Demirer, “Devrimin ‘Yeşil Timsah’ı: Küba”, 27 Ekim 2008… https://temeldemirer.blogspot.com/2012/04/devrimin-yesil-timsah-kuba.html ; ii) Sibel Özbudun-Temel Demirer, “Fidel İçin Sancağı Yarıya İndirmeyin, Daha da Yükseltin!”, 27 Kasım 2016… https://temeldemirer.blogspot.com/2016/11/fidel-icin-sancagi-yariya-indirmeyin.html ; iii) Temel Demirer, “Che Her Yerdedir; Bizimledir!”, Rojnameya Newroz, Yıl:6, No:224, 17 Kasım 2012... ; iv) Temel Demirer, “Devrimci Sosyalistlerin Che’si”, Kaldıraç Dergisi, No:294, Ocak 2026… ; v) Temel Demirer, “Komutan(ımız) Che”, Rojnameya Newroz, Yıl:4, No:149, 20 Ekim 2010… ; vi) Temel Demirer, “Conquistadore’lere ve Ardıllarına Direnen Abya Yala”, Kaldıraç Dergisi, No:280, Kasım 2024… ; vii) Sibel Özbudun-Temel Demirer, “Dersimiz: Komutan(ımız) Che veya Hasta Siempre, Commandante!”, Kaldıraç Dergisi, No:231, Ekim 2020… ; viii) Sibel Özbudun, “Che’den Korkun, O Şimdi Her Yerde!”, Rojnameya Newroz, Ekim 2025… https://sibelozbudun.blogspot.com/2025/10/cheden-korkun-o-simdi-her-yerde1.html ; ix) Sibel Özbudun-Temel Demirer, “Emperyalizm Karşısında “Yeşil Timsah” Biziz, Çünkü Küba Bizimdir!”, Görüş21, Mart 2026… https://temeldemirer.blogspot.com/2026/03/emperyalizm-karsisinda-yesil-timsah.html

[26] Narciso Isa Conde, “Küba: Kapitalizme Giden Yolları Kapamak ve Yeni Sosyalizme Açılmak”, 21 Eylül 2010… https://sendika.org/2010/09/kuba-kapitalizme-giden-yollari-kapamak-ve-yeni-sosyalizme-acilmak-narciso-isa-conde-46408

[27] Ahmet Güneş, “Sosyalizm ve Küba’yı Anlamak”, 10 Ağustos 2021… https://sendika.org/2021/08/sosyalizm-ve-kubayi-anlamak-628267