Moderatörlüğünü Kuzey Duisburg Alevi Toplumu Başkanı Düzgün Küçükdoğan’ın üstlendiği panele, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Hüseyin Mat, eski HDP Milletvekili Besime Konca ve Yeni Parti adına Yaşar Yorulmaz konuşmacı olarak katıldı.

FATİH ÇİMEN – DUİSBURG

Düzgün Küçükdoğan: “Birbirimizi dikkatle dinlemek ve somut çözüm yollarını konuşmak istiyoruz”

Panelin açılışında konuşan Kuzey Duisburg Alevi Toplumu Başkanı Düzgün Küçükdoğan, toplantının amacının katılımcıları birbirlerinin görüşlerine ikna etmek değil, karşılıklı anlayış ve diyalog ortamı oluşturmak olduğunu belirtti.

Küçükdoğan, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Amacımız birbirimizi ikna etmeye zorlamak değildir. Birbirimizi dikkatle dinlemek, kaygıları görünür kılmak ve somut çözüm yollarını konuşmak istiyoruz. Kürt halkının demokratik hakları, Alevilerin eşit hak talepleri ve ortak geleceğe ilişkin kaygıları birbirini tamamlayan unsurlardır. Konuşmalarımızda karşılıklı saygıyı, rızalığı ve çözüm dilini korumak istiyoruz.”

Hüseyin Mat: “15 yıl önce bu salonda söylediklerimizi bugün yeniden tekrarlıyoruz”

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Hüseyin Mat, konuşmasında Alevilerin hak mücadelesinin tarihsel gelişimine, demokratik taleplerine ve toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekti.

AABF’nin 30. yılında birlik mesajları: Gözler bugün başlayacak BE ONE Festivali’nde
AABF’nin 30. yılında birlik mesajları: Gözler bugün başlayacak BE ONE Festivali’nde
İçeriği Görüntüle

Mat, aradan geçen yıllara rağmen Alevilerin temel taleplerinde ilerleme sağlanamadığını belirterek şunları söyledi:

“15 yıl önce bu salonda ne söylemişsek bugün yine aynı şeyleri tekrarlıyoruz. Peki, neden tekrarlamak zorunda kalıyoruz? Çünkü bir adım ilerleme şansına sahip olamadık. Alevilerin meselesine baktığımızda, dünya genelinde ulusal meselelerin gündeme gelmeye başladığı dönemlerle Alevilerin inançsal hak taleplerinin ortaya çıkışı arasında ciddi bir zaman farkı olduğunu görüyoruz.

Yaşadığımız topraklarda ve coğrafyada, bizim gibi mağduriyet yaşayan herkes adına mücadele veriyoruz. Tarihin her döneminde şunu söyledik: Komşumuz, okul arkadaşımız veya iş arkadaşımız mutlu olmadığı sürece, yalnızca kendi haklarımız karşılandığı için mutlu olduğumuzu söylememiz mümkün değildir. Biz meseleye her zaman toplumsal açıdan yaklaştık ve çözüm anlayışımızı da bu yaklaşım üzerine kurduk.

Avrupa Alevi hareketi, 37 yıl önce, 1989 yılında kurulduğunda yalnızca Almanya’daki Alevilerin haklarını korumak amacıyla kurulmadı. Biz artık burada ‘Gastarbeiter’, yani misafir işçi değiliz. Hem inancımızı özgürce yaşayacağız hem de asimilasyona karşı mücadele edeceğiz.

Köln’de binler "BE ONE" festivalinde buluştu
Köln’de binler "BE ONE" festivalinde buluştu
İçeriği Görüntüle

Asimilasyon yalnızca Türkiye’de yaşanan bir sorun değildir. Egemen kimliklerin bulunduğu her yerde alt kimlikler asimilasyonla karşı karşıya kalmıştır. Bu nedenle Almanya’da yasal haklarımızı elde etmek, Türkiye’de ise gasp edilen haklarımız için mücadele etmek amacıyla örgütlendik.

Bizim gibi buraya göç eden Kürtler, solcular, sosyalistler, devrimciler ve birçok demokratik güç bulunmaktadır. Bu insanların da talepleri vardır. Biz mücadelemizi onların talepleriyle ortaklaştırarak sürdürüyoruz.

Aleviler demokrasiden, özgürlükten, laiklikten ve demokratik bir cumhuriyetten yanadır. Alevilerin de talepleri vardır. Eşit yurttaşlık hakkı, zorunlu din derslerinin kaldırılması, yaşanan katliamlarla yüzleşilmesi ve cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi bu talepler arasındadır.

Aleviler örgütlüdür. Hiçbir siyasi parti Aleviler adına konuşmamalı ve Alevileri temsil ettiğini iddia etmemelidir. Aleviler kendilerini temsil ederler.”

Mat, konuşmasının devamında barışın, demokrasinin ve eşit yurttaşlığın sağlanabilmesi için yalnızca iyi niyet temennilerinin yeterli olmadığını, somut sorumlulukların üstlenilmesi gerektiğini vurguladı.

Alevilerin eşit temsiliyetinin sağlanmasının, taleplerinin ilgili muhataplarla açık biçimde tartışılmasının ve ortak çözüm yollarının geliştirilmesinin toplumsal bir sorumluluk olduğunu ifade eden Mat, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Barışın, demokrasinin ve eşit yurttaşlığın tesis edilmesi yalnızca temennilerle değil, sorumluluk alarak, diyalog kurarak ve ortak akılla hareket ederek mümkün olacaktır.

Alevilerin eşit temsiliyeti, taleplerimizin muhataplarıyla açıkça tartışılması ve ortak çözüm yollarının geliştirilmesi hepimizin ortak sorumluluğudur.

Aleviler olarak kendi kurumlarımız, örgütlülüğümüz ve yöneticilerimizle yaşamın her alanında söz, karar ve temsil hakkımızı güçlü bir şekilde ortaya koymalıyız. Çünkü bizi ilgilendiren konularda bizim de sözümüz, irademiz ve karar alma süreçlerinde eşit temsiliyetimiz olmalıdır.

İnanıyoruz ki barışın, demokrasinin, adaletin ve eşitliğin kazandığı bir gelecek, başta Aleviler olmak üzere tüm mazlum halkların ortak kazanımı olacaktır.

Der Spiegel’in Elif Eralp röportajı yayımlanmadan tartışma yarattı
Der Spiegel’in Elif Eralp röportajı yayımlanmadan tartışma yarattı
İçeriği Görüntüle

Daha fazla demokrasi, daha fazla eşitlik, daha güçlü temsiliyet ve kalıcı barış için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

Besime Konca: “Bölünme korkusuyla Kürt sorunu terörize edildi”

Eski HDP Milletvekili Besime Konca, panelde yaptığı konuşmada Türkiye’deki barış sürecini, Kürt sorununun tarihsel gelişimini ve demokratik çözümün önündeki hukuki ve siyasi engelleri değerlendirdi.

Barışın sağlanabilmesi için yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Konca, tutukluların durumuna, silah bırakanlara ilişkin hukuki süreçlere, örgüt adına açılan davalara ve kayyum uygulamalarına dikkat çekti.

Konca, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Yasal anlamda düzenlemelerin yapılması, bütün tutsakların ve silah bırakanların durumlarının çözüme kavuşturulması, örgüt adına açılan bütün davaların sonlandırılması gerekiyor. Kayyumların kaldırılması gerekiyor. Barış toplumun bir ihtiyacı mıdır?

Bölünme korkusuyla Kürt sorunu terörize edildi.

DEM Parti'nin kararı sonrası İBB AKP'ye mi geçecek?
DEM Parti'nin kararı sonrası İBB AKP'ye mi geçecek?
İçeriği Görüntüle

1993 yılında, Turgut Özal döneminde atılan adım önemliydi. O dönem siyasal İslam'ın hâkim olduğu bir dönem de değildi. Cumhuriyet hakikati vardı. Ancak Tansu Çiller hükümeti döneminde 17 bin faili meçhul cinayetin ve katliamların yaşandığı dönemler söz konusuydu.

Özgürlük hareketinin 1984'lerde mücadeleye başladığını düşündüğümüzde, 1993 yılında bir muhatap arayışına girildiğini görüyoruz. Savaşla bu işin yürütülmesinden yana olunmadığı, Kürt sorununun siyasal yollarla çözülmesi gerektiği yönünde bir hareket gerçekliği vardı.

Kürtlerin özgürlük talebi yalnızca devlet veya iktidarlar tarafından değil, aynı zamanda sivil toplum ve siyaset alanında yaratılan kutuplaşmalar aracılığıyla da engellendi. Bölünme korkusu üzerinden Kürt sorunu terörize edildi.

1993'te, 2013'te ve 2015'te yaşanan süreçler ile bugün yaklaşık iki yıldır yürütülen sürece rağmen, taleplere yanıt verilmesi ve gerekli hukuki adımların atılması konusunda yaşanan sorunlar bu gerçekliği ortaya koyuyor.”

Yaşar Yorulmaz: “Hukukun üstünlüğü olsaydı siyasi tutuklular ve gazeteciler cezaevinde olmazdı”

Yeni Parti adına panele katılan Yaşar Yorulmaz ise konuşmasında Türkiye’de hukukun üstünlüğü, anayasal düzen, yargı bağımsızlığı ve basın özgürlüğü konularını ele aldı.

Anayasanın yalnızca var olmasının demokratik bir hukuk devleti için yeterli olmadığını belirten Yorulmaz, anayasal kurumların bağımsızlığına ve liyakat ilkesinin önemine dikkat çekti.

Yorulmaz, konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu:

“Hukukun üstünlüğü sağlanmış ve anayasa uygulanmış olsaydı, Selahattin Demirtaş ile birlikte bu kadar çok siyasi tutuklu olmazdı.

Hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğü olsaydı, Merdan Yanardağ ile birlikte birçok gazeteci cezaevinde olmazdı.

Hukukun üstünlüğü olsaydı, bugün Osman Kavala ve düşüncelerinden dolayı tutuklu bulunan birçok kişi cezaevinde olur muydu?

Önemli olan yalnızca bir anayasanın bulunması değildir. Önemli olan, anayasanın kurumlarıyla birlikte ülkede liyakati ve hukukun üstünlüğünü sağlayabilmesidir.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve diğer birçok kurum bir kişinin denetiminde çalışıyorsa o ülkede demokrasiden söz edilemez. Böyle bir yönetim ancak otokratik bir iktidar olarak tanımlanabilir.”

Yorulmaz, konuşmasının devamında siyasette kullanılan ayrıştırıcı dilin toplumsal birlikteliğe zarar verdiğini belirterek farklı kimliklerin, inanç gruplarının ve toplumsal kesimlerin hedef alınmasına karşı çıktı.

Siyasetin kapsayıcı ve birleştirici bir dil benimsemesi gerektiğini vurgulayan Yorulmaz, sözlerini şöyle tamamladı:

“Ayrıştırıcı dilden uzak durulması gerekir. Alevileri, Ermenileri, kadınları, emekçileri ve sosyalistleri ayrıştıran bir dil siyasetin içinde var olduğu sürece, böyle bir siyasi oluşumla ortak bir ilişki kurulması mümkün değildir.”

Panel soru-cevap bölümüyle sona erdi

Türkiye’de barış süreci, Kürt sorununun demokratik çözümü, Alevilerin eşit yurttaşlık ve temsiliyet talepleri ile hukukun üstünlüğü konularının ele alındığı panel, konuşmacıların değerlendirmelerinin ardından gerçekleştirilen soru-cevap bölümüyle sona erdi.