“Rejimin yönü ile gençliğin eğilimleri arasında bir ayrılma olduğu andan itibaren, felaket yakın demektir. Totalitarizm, az ya da çok uzun sürede tehlike oluşturmaya başlar. Eğer, cumhuriyet gençliğin umut ve tutkularını toplayıp yön veremezse, onlara katkıda bulunmazsa, önüne geçilmez bir baskı altında hızla yıkılacaktır”.
Her dönemin gençliği, yerleşik düzenin sınırlarını zorlama ve kendi doğrularını inşa etme eğiliminde. Gençlik, bir toplumsal yapının geleceğini oluşturan en dinamik, üretken, aktif, özverili, çalışkan ve hareketli unsuru. Burada kastedilen, 15-25 yaşları arasında bulunan ve eğitim-öğretim çağında olan gençlik. UNESCO, gençliğin tanımını şöyle yapıyor: “Gençlik; yaşamını kazanmak için çalışmayan, kendine ait özel evi ve iş yeri bulunmayan ve sadece öğrenim gören kişidir.”
Bugün, siyasi otoritelerin gençlerin eğilimlerine öncelik vermesi gerekliliği, modern ve demokratik yönetim anlayışının merkezinde yer alan temel bir tartışma konusu. Bu sav, ilerici ve uzun vadeli temsil ile yerleşik kurumsal deneyimin istikrarı arasında net bir denge kurulmasını gerektiriyor. Genç kuşakların eğilim ve yönelimlerinin göz ardı edilmesi, gelecekte çeşitli gençlik hareketleri ve krizlerinin yaşanmasını kaçınılmaz kılacaktır.
Gençlerin beklenti ve eğilimlerini dikkate almak, toplumsal gelişim, kurumsal başarı ve sürdürülebilir bir gelecek için hayati bir zorunluluk. Gençlerin beklentilerini stratejilere dahil ederek bu argümanı savunurken katılımcı, samimi ve sonuç odaklı adımlar atılmalıdır.
GENÇLİĞİN EĞİLİMİ İLE REJİMİN YÖNÜ
Gençliğin eğilimlerini dikkate almak, onları dinlemek ve taleplerini karşılamak ve onların “söz ve karar” sahibi olmalarına olanak sağlamak gerekiyor. Eski başbakanlardan Pierre Mendès-France, 1954'teki bir konuşmasında gençliğe söz hakkı tanınması ve onların eğilimlerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştı. Ülkenin geleceğini kurmada ve inşa etmede genç kuşakların dinamizminden yararlanılması gerektiğini savunarak bu konuda şunları söylemişti:
“Rejimin yönü ile gençliğin eğilimleri arasında bir ayrılma olduğu andan itibaren, felaket yakın demektir. Totalitarizm, az ya da çok uzun sürede tehlike oluşturmaya başlar. Eğer, cumhuriyet gençliğin umut ve tutkularını toplayıp yön veremezse, onlara katkıda bulunmazsa, önüne geçilmez bir baskı altında hızla yıkılacaktır”.
Mendès-France’ın uyardığı gibi, Fransa, Almanya ve diğer bazı Batı Avrupa ülkeleri, 1968 olaylarının yarattığı büyük sarsıntının ardından, bir strateji değişikliğine gitti. Gençliği sistemin dışına itmenin ve baskı uygulamanın, rejimi tamamen yıkabileceğini fark ederek sisteme entegre etme ve sistemle bütünleştirme yolunu seçti.
Böylece, birçok Avrupa ülkesinde seçme yaşı düşürülerek gençlerin yasal siyaset zeminine çekilmesi sağlandı. Akademik özerklik, öğrencilerin yönetimde “söz ve karar” sahibi olması önündeki engeller azaldı. Sosyal haklar ve ifade özgürlüğü sağlandı. Gençlik örgütlenmelerinin önü açılarak, muhalefetin sokaktan sandığa ve yasal platformlara kayması teşvik edildi.
BEKLENTİLER VE GERÇEKLER
Gençlerin dinamik beklentilerini, özlemlerini, yenilikçi vizyonlarını ve toplumsal gelişime dair taleplerini karar alma mekanizmalarına entegre etmek gerekiyor. Yalnızca geleceğin dünyasını inşa edecek olan bu kuşağın, aidiyet duygusunu ve toplumsal güvenini pekiştirmeyle kalmayıp, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmayı, demokratik katılımı ve toplumsal barışı kalıcı kılmanın en stratejik ve vazgeçilmez adımıdır.
Demokratik Meşruiyet ve Temsil: Güçlü ve çağdaş bir demokrasi, geniş toplumsal katılıma dayanıyor. Gençler, küresel ölçekte son derece önemli bir demografik grubu temsil ediyor. Onların bakış açılarını göz ardı etmek, dışlamak siyasi sistemin temsil edilebilirliğini zayıflatıyor ve kamu kurumlarına olan güveni aşındırma riskini taşıyor.
Uzun Vadeli Politika Sürdürülebilirliği: Bugün alınan politika kararları -özellikle iklim değişikliği, kamu borcu, teknolojik düzenleme, eğitim ve öğretimle ilgili olanlar- genç kuşakların; geleceğini orantısız bir şekilde etkiliyor. Gençlerin bakış açılarını entegre etmek, kuşaklar arası uçurumları kapatabilir ve yönetimin kısa vadeli seçim kazanımlarından ziyade uzun vadeli sonuçları hesaba katmasını sağlayabilir.
İnovasyon Katalizörleri: Tarihsel olarak, gençlik hareketleri sosyal değişimin ve siyasi inovasyonun itici güçleri oldu. Sivil haklardan dijital aktivizme kadar, genç kuşaklar yeni bakış açıları getiriyor. İletişim araçlarına hızla uyum sağlıyor. Üstelik, geleneksel demokratik sistemleri daha kapsayıcı hale getirmek için, yeniden şekillendiriyorlar.
Eğitim ve İstihdam Politikaları: Gençlerin beklentileri ekonomik bağımsızlık, adalet ve gelecek güvencesidir. Müfredatlar ezberden uzak, yapay zekâ, veri analitiği ve eleştirel düşünme gibi geleceğin yeteneklerine göre tasarlanmalı. İşe alım ve staj süreçlerinde şeffaflık, liyakat ve fırsat eşitliği yaşama geçirilerek gençlerin kurumlara olan güveni inşa edilmeli. Yeni kuşakların iş-yaşam dengesi ve esneklik beklentilerine uygun iş ortamları yaratılmalıdır.
Politika Tutarlılığı: Gençlik tek tip değil. Sosyoekonomik durum, eğitim, coğrafya ve cinsiyete göre ayrışıyor. Üstelik, sadece görünür gruplara odaklanmak, ekonomik engeller yaşayan ve siyasetten dışlanmış hisseden kırsal veya marjinal gençlerin sesini duyurmayı engeller.
Kurumsal Uzmanlığın Değeri: Gençlik odaklı siyasete karşı çıkanların temel tezi net. Ekonomik ve jeopolitik vizyon, tepkisel sokak hareketlerinin değil, kurumsal deneyim ve devlet aklına sahip tecrübeli aktörlerin işi. 68 Kuşağı, eğitimde reform yapılmasını sağlayan, yönetimde « söz ve karar » hakkı elde eden ve siyasi alana büyük bir heyecan katarak aktif rol üstlenen eylemleriyle, bu görüşlerin doğru olmadığını açıkça kanıtlamıştır.
REJİM İLE GENÇLİK ARASINDAKİ KOPUKLUK
Mendès-France, demokratik rejimlerin sürdürülebilirliği ile genç kuşakların beklentileri arasındaki kritik bağa dikkat çekerek, bir devlet yönetimi ile o devletin gençliği arasında fikirsel ve duygusal bir kopuş başladığında, sistemin çöküşünün (felaketin) yaklaştığını belirtiyor. Genç kuşaklar, sistemin gelecekteki koruyucuları ve yürütücüleri. Mevcut rejim, onların beklentilerine yanıt vermiyorsa, meşruiyetini kaybediyor demektir.
Gençliğin tutkularına söylenemeyen ve gereksinimine yanıt veremeyen bir demokrasi, kendi zeminini oymuş olur. Çünkü karşılık bulmayan her coşku, sığınacak karanlık uçlar arar. Geleceğe dair bir aidiyet ve ümit bulamayan gençlik, kaçınılmaz olarak radikal alternatiflere savrulur.
Suçu gençlikte aramak yerine, sorumluluğu tamamen devlete, kurumlara ve nihayetinde 'cumhuriyete' yüklemek gerekir. Devlet, gençliği bastırmak veya yok etmek için değil, onların dinamizmini kanalize etmek, özgür alanlar açmak ve potansiyellerini desteklemek için vardır. Aksi takdirde, bu toplumsal baskı nedeniyle sistemin kendi içinden hızla çökeceği öngörülür.
Sonuç olarak, gençliğin eğilimlerini bir tehdit olarak görüp onu yok etmeye çalışmak, toplumların geleceğe yönelik yaratıcı gücünü, adalet arayışını ve entelektüel birikimini yok ediyor. Demokratik bir cumhuriyetin uzun ömürlü olması, gençliğin umutlarını baskılamakla değil, o umutlara yön verip sisteme dahil etmekle mümkün. Bu bağlamda, öğrenci eylemleri şiddetle değil, istek ve taleplerini gideren diyalog ve demokratik yöntemlerle bir çözüme kavuşturulmalıdır.