Güz hışımla çöktü yeryüzüne.
Her gün duyulan sel felaketleri,
Hortumların kökünden söktüğü ağaçlar,
Caddelere savurduğu dallar,
Yoksulların damlarından uçurduğu çatılar...
Ben kışın ayazından korumak için
Bahçemizi toplarken,
Üşüdü el ve ayak parmaklarım.
Senin yanımda olmanı,
Parmaklarımı avuçlarının arasına alıp
Isıtmanı isterdim.
Avuçlarının sıcaklığı içime aksaydı,
Güzün soğuğuna dayanmak bir yana,
Ölümü bile alırdım göze.
Senin sıcaklığının bedeli olarak
Ardımda bırakırdım
Yeryüzünün bütün bereketini.
Bahçede bu mevsimde yaşanan
Mutluluk ve acı,
Ne güzel bir ahenk oluşturuyor!
Bir kuş sürüsü,
Bulutların gölgesinden uzaklaşıyor.
Ben de katılabilsem o kuşlara...
Ruhum, senin yaşadığın kente doğru çekiliyor;
Tıpkı bir çift kuşun kırlara yönelmesi gibi.
Biz de el ele tutuşsak
Defne korularında,
Doğduğum toprakların güneşli kırlarında...
Sana ve sıcaklığına duyduğum özlem,
Denizin kıyıya duyduğu özlem gibi;
Kırlangıcın sonbaharda
Güney diyarlarına duyduğu özlem gibi.
Tıpkı bir çobanın,
Sürüsüyle birlikte gece vakti
Karla kaplı dağlar arasında
Ay ışığına duyduğu özlem gibi.
Tüm benliğim,
Bütün kederli özlemim
Doğduğum topraklara ve sana dönük!
Bu sonbaharda dökülen yaprakların
İçime akıttığı derin bir acı ve özlem...
Gel, tut ellerimi.
Toprak olmaya hazırlanan bu yapraklar gibi
Solmayalım biz...
Çıkarsız bir sevdanın öyküsünü
Bir hatıra olarak bırakalım yeryüzüne...
28.10.2026