“Hiçbir kitap, sadece tek bir kişinin eseri değildir; Türkiye, Irak ve Suriye’de Kürt Hareketi’nin mücadelesi, kadınların eşitsizliğe karşı duruşu, Alevi Hareketi’nin canlanması, özellikle genç neslin Gezi-Taksim Direnişi olmasaydı bu kitap yazılamayacaktı.”

***

Son yıllarda, ‘İnsan Hakları İhlâli’ düzleminde ele alabileceğimiz ve bu düzlemde ‘haksızlık’ diyebileceğimiz onca şey yaşanırken; insanlığın büyük bir çoğunluğunun sessizliğe bürünmesi, azımsanmayacak sayıda insana sürekli: “Onur nedir, vicdan nedir? Hukuk nedir, adalet nedir?” yönlü yazılar yazdırdı. Bu insanlar bazı gazetecilerdi. Bu insanlar bazı Tabipler Birliği Üyeleriydi. Bu insanlar bazı avukatlardı ya da diğerleriydi. Bunlar arasında Almanca bilenler, Almanya’da yazılan 18. ve 19. yüzyıl yazarlarından alıntılarla başlıyorlardı yazılarına. “Onur-vicdan, adalet-hukuk, demokrasi” kavramlarının nasıl doğduğunu, nerelere getirildiğini irdeleyip; insan kalmak için, bu kavramların doğdukları tarihleri hatırlamanın önemini pratikleştiriyorlardı. Yani, akademik-demokratik düzlemde verdikleri mücadelede; kavramları ihmâl etmemeye muazzam bir itina gösterdiler. Seslerini duyan sadece bir avuç insanın olabileceğini bildikleri halde, bu itinayı hâlâ ve sürekli göstermekteler.

Bizler cephesinde ise; çoğumuzun konuşurken ya da yazarken otomatik olarak kullandığımız kavramlar, doğru bulduğumuz-ezberimizde olan alıntılar dahi çok uzun zamandır hiç tartışılmadı. (Açıkça ifade edeyim; ben de bu kitabın çıkışından haberdar olmama rağmen, “klasik şeyler yazılmıştır” diyerek, edinme girişiminde dahi bulunmadım. Kitap hakkında bir dizi yazıya rastlamam, kitabı acilen edinme ihtiyacımı tetikledi). Böylesi bir süreçte; Kürt Ulusal Hareketi’nin yanında yeralmak bir yanıyken, ciddi-hayati pratiklerde de birlikte davranılmaya başlanıldı. Ancak bu hareketin; ulus-devlet hedefinden, stratejisinden Demokratik Konfederalizm stratejisine geçişine yönelik neredeyse hiçbir yorum-tartışma yazısı yayınlanmadı. Öcalan’ın tezleri üzerine; kaba birkaç makalenin dışında, neredeyse hiçbir çözümleme yapılmadı.

Nihayetinde: Çağımızın neredeyse canlı kalmış olan tek Ulusal Hareketi’nin, bir ulus-devlet stratejisinden vazgeçmesi dahi; teorik bir tartışma canlılığı yaratmaya yetmedi!!! (Çağın en önemli hastalıklarından birisi olan “inkârcılık” kolgezerken, bu canlılığın oluşamamasının objektif-sübjektif haklı yanlarını da gözardı etmemek gerekiyor.)

***

Böylesi bir teorik cansızlık-politik pasiflik, akıma kapılınmışlık döneminde; Sevgili Yener Orkunoğlu’nun, hem de akımın tersine yüzmeyi de göze alarak bu yönlü bir araştırma-inceleme sürecine yıllarını ayırması ve bunu “Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus” adlı ürüne dönüştürme yönünde kulaç atmasının önemi hiç de az olmasa gerek!

***

Bu kitaba ilişkin yazacaklarımda; Sosyal Medyada da akım haline gelen, “Okuma! Öğrenme! Sadece cımbızla ve eleştir! Sen haklı çık!” zihniyetine kapılmamayı hayli önemsiyorum.

Kitap; bizim cephemizde uzun yıllardır gösterilemeyen bir titizlikle hazırlanmış, gerçek bir araştırma-inceleme kitabı. Orkunoğlu’nun kitabı yazarken gösterdiği; “haksızlıkta bulunmama, inkârcılığa düşmeme, teorilerle inatlaşmama...” yönlü incelik, bir okur olarak bana kitabı başladığım gibi bitirtti.

***

“Millet, milliyet, ulus, ulus-devlet” gibi önemli kavramlar; her ülkenin Anayasası’ndan hukuk maddelerine dek çakılı bırakılmış, adeta beynimize de monte edilmiş kavramlardır. Kapitalizmin şafağından bu yana, sayısız iktidar savaşının önde koşan atlarıdır da. Devrimlerin her aşamasında, önderlikleri zorlayan kavramlardır aynı zamanda.

Çoğumuzun; “ Ulus nedir? Halk nedir? Ulusal Sorun, Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı”nın irdelendiği, üzerinde çok ciddi bir şekilde çalışılmış teorik kitaplar ve yayınlar hakkında bilgimiz var. Ve biz bunları bugüne dek kaynak olarak koruyup, alıntılar yapıp durduk. Ki bu yanlış değildi! Ancak bu yönlü gerçekten titizlikle çalışılmış araştırma-inceleme kitaplarına ihtiyacı karşılayamadığımız için; yani sadece Türkçe’ye çevirilmiş olan temel kitaplara mâhkum olduğumuz için, elimizde bulunan kaynakları da zihnimizde çürüttük dersem; sanırım haksız bir yaklaşım olmaz.

***

Yener Orkunoğlu kitabının birinci ve ikinci bölümlerinde; özel olarak Sosyal Bilimler alanının kafesine kapatılan, “millet, milliyet, ulus, devlet, ulus-devlet” kavramlarının doğuşu ve toplumlar tarihi içerisinde farklı ülkelerdeki gelişimini, ele alınışını, uygulanışını ve şekillendirme aşamalarını inceliyor. Bu kavramların İngiliz, Fransız Aydınlanması ve Alman Romantizmi dönemlerine özgü içeriklerini irdelerken, azımsanmayacak sayıda düşünüre ait belgeleri okura sunuyor.

***

Üçüncü Bölümde: “Marx ve Engels’in, Avrupa’daki burjuva demokratik devrimlerin hemen ardından proleter devrimlerin gerçekleşeceği beklentilerinin farklı uluslara, ya da “tarihi olmayan uluslara” bakışlarını etkilediğini” belgelerle açımlamaya çalışıyor.

Engels’in; “tarihi olmayan uluslar” tespiti ve bakış açısını, bu yanılgısının ağır bedelinin tarihte nasıl cereyan ettiğini detaylı bir şekilde aktarıyor.

Orkunoğlu bu bölümde, onların katkılarını inkâra düşmeme yönlü çok büyük bir titizlik göstererek, bunun altını defalarca çizerek, şu eleştiriyi dile getiriyor: “Marx ve Engels’e şöyle bir eleştiri yapılabilir: Marx ve Engels, 1848-1849 döneminde milliyetçi ideolojinin toplumsal devrimi engelleyen bir güç olduğunu yeterince kavrayamamışlardı. Ayrıca devlet ile milliyetin örtüşmesini\çakışmasını sorgulamadılar. Engels, ilk dönemde işçi sınıfı hareketinin milliyetçilikten uzak duracağına inanmış, milliyetçiliğin gücünü küçümsemiş, ulusal kurtuluş mücadelelerine yeterince önem vermemişti...”

***

Dördüncü bölümde, neden “Avusturya ve Alman Marksizminde Ulusal Sorun”u ele aldığını şöyle açıklıyor Orkunoğlu: “Marksistler de 20. yüzyılın başında ulusal sorunla yakından ilgilenmek zorunda kalmışlardır. Millet ve milliyet sorunu çokuluslu olan Avusturya ve Rusya İmparatorluğu’nda tartışılmış, sorun teorik olarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Özellikle çok milliyetli Avusturya İmparatorluğu’nda ulus sorunu aciliyet kazanmıştır”. Ve ilk olarak sağ eğilimi temsil edenlerden bir düşünür ve politikacı olan, hukukçu Karl Renner’in, devlet ve ulus sorununa ilişkin görüşlerini kısaca aktarıyor.

Arından Avusturya Marksizminin teorik önderi olarak kabul edilen Otto Bauer’nın; 1905 yılında yazdığı (o zaman 24 yaşındadır) ve 1907 yılında yayınlanan “Milliyet Sorunu ve Sosyal Demokrasi” kitabından: “Modern devlet”in ulus-devlet olarak ortaya çıkmayışının tarihini ve “Modern devlet”in oluşum sürecini aktaryor. Devamında da Kautsky’nin Lenin tarafından da benimsenen görüşlerini irdeliyor ve sonrasında Kautsky’e yönelik Lenin’in ve Rosa Luxemburg’un eleştirel düşüncelerini aktarıyor.

Orkunoğlu tüm bu araştırma-inceleme verilerinin ardından, yine bu bölümde, Kautsky’nin ulusal sorunla ilgili ilk olarak 1887’de yayınlanan makalesinden Nationalitaet und Internationalitaet (1908) başlıklı broşürüne dek, alıntılar ve değerlendirmeler sunuyor. Kautsky’nin düşüncelerine ve ertesindeki tarihsel döneme ilişkin: “Burjuva anlamda olmayan devrimci bir ulus anlayışı geliştirmeyi başaramamıştır. Onun ulus konusundaki görüşleri Bolşeviklerin, özellikle Stalin’in ulus konusundaki anlayışını belirlemiştir. Dolayısıyla ulus (millet) ve ulusal topluluk (milliyet) arasındaki ayrım yapmamanın bedeli ağır olmuştur” biçiminde bir değerlendirme yapıyor.

***

Beşinci bölümde: I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan önce “Avusturya Marksizminin ulusal sorundaki reformist görüşlerini en sert biçimde eleştiren” Josef Strasser (1870-1935)’in “İşçi ve Ulus” adlı broşüründeki “ulusu; ortak dil ve kültür olarak tanımlayan anlayışların milliyetçi anlayış olduğunu ileri sürdüğü” belgeleri tartışmaya sunuyor.

Ardından Rosa Luxemburg’un “Ulusal Sorun” adlı kitabında detaylandırdığı; “ulus-devletler, halkın iradesinin değil, burjuvazinin sınıf egemenliğinin biçimi ve araçlarıdır” ve “ulus-devletlere karşı çıkan ama özerklikten yana olan” düşüncelerini tartışmaya sunuyor. Bunun yanısıra Luxemburg’un düşüncelerine yöneltilen eleştiriler de aktarılıyor.

***

Altıncı bölümde: Bolşevikler’in Ulusal Sorun’a bakışları noktasında: Lenin’in, Stalin’in bu konudaki fikirleri, Lenin-Buharin tartışması, Stalin’e yönelik eleştiriler; 1903-1923 tarihleri arasında, dönemlere ayrılarak okura sunuluyor.

***

Yedinci bölümde: 1980 sonrası millet ve milliyetçilik teorilerine ilişkin ise; Ernest Gellner’in 1983 yılında yayımlanan “Milletler ve Milliyetçilik” adlı eseri, Eric Hobsbawm’ın “Program, Mit, Gerçeklik” altbaşlığını taşıyan kitabından bölümler, bunlara yönelik eleştiriler aktarılıyor.

***

Sekizinci bölümde: “Türkiye Sol Hareketi”nin Ulusal Sorun’a bakışı; Hikmet Kıvılcımlı’nın Yol adlı çalışmasıyla, ardından da Mihri Belli’nin 1969’da yazdığı ‘Millet Gerçeği’ başlıklı yazılarıyla açımlanıyor. Ardından; Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkaya’nın görüşleri özetlenerek, TiP ve TKP’nin görüşlerine de yer veriliyor.

***

Bu sekiz bölümde: 18. yüzyıldan 20. yüzyıla dek; “ulus, millet, milliyet, ulus-devlet” kavramlarını ve bu kavramların çeşitli coğrafyalar-toplumlar-tarihsel olaylar içerisinde ele alabileceğimiz çok zengin bir inceleme-araştırma kesiti önümüze serilir.

21. yüzyıla gelindiğinde, tarih sahnesine en geç çıkan uluslardan biri olan Kürt Ulusu hakkında, Orkunoğlu şu görüşünü belirtir: “Bilindiği gibi tarihsel olarak geç kalmanın hem sorunları hem de yararları vardır. Dört parçaya bölünmüş olan Kürtlerin yaşadıkları sorunlar biliniyor. Kürt Hareketi, ulus-devletin çıkmazını gören ilk ezilen ulus hareketidir.”

Ve Orkunoğlu, Kürt Hareketi’nin ulus-devlet anlayışını reddetmesine sebep olan tarihsel-toplumsal nedenleri 6 madde halinde özetler.

Ardından Öcalan’ın “Demokratik Uygarlık Manifestosu” kitabında, ulus-devleti reddedişindeki teorik-tarihsel yanlış aktarımları, belgelerin doğrusunu sunarak eleştirir. Öcalan’ın politik meselelerde yetkin olduğunu, önceki yaşam tarzının yeterli teorik çalışmaya elvermediğini; teorik meselelerdeki yanlış aktarımlarında İmralı koşullarının payının olduğunu da belirtmeyi es geçmez.

Orkunoğlu Demokratik Ulus anlayışını (ki bunu bir proje olarak nitelendiriyor) açımlarken şunları belirtir: “Bazı “hatalı” kavrayışların önünü almak için şunları vurgulamayı gerekli görüyorum: Ulus-devlet, milliyetçi idelojiden ayrılmayan bir devlettir. Türkiye, çok-milliyetli bir toplumdur, bu sosyolojik gerçeklik iki alternatifi dayatıyor: Ya ulus-devlet anlayışı aşılarak, Demokratik Ulus yaratılacak; ya da ulus-devlet anlayışı Türkiye’de yaşamı çekilmez bir hale getirecek ve eninde sonunda bir parçalanmaya yol açacaktır.”

Orkunoğlu “Demokratik Ulus” projesini sunarken; kitapta sayısız veriyle açıklık getirmeye çalıştığı “ulus” kavramına ek olarak, “demokrasi” kavramının da tarihsel doğumunu, gelişimini ve bu kavramda yaratılan aşınmaları sunmayı da ihmal etmiyor.

Emeğine-yüreğine sağlık Sevgili Orkunoğlu diyerek, kitap hakkındaki son sözü Orkunoğlu’na bırakıyorum:

“Modern çağın dini olan milliyetçiliğin güçlü olması ve ona karşı ideolojik mücadelenin yavaşlığı, cesaretimizi kırmamalıdır. Milliyetçi ideolojiye karşı mücadeleye girişenler, en küçük başarılardan memnun olmalı, uzun sürecek olan bu mücadelede hem kararlı hem sabırlı olmayı öğrenmelidirler. Kötümser ve iyimser olmak için nedenler vardır. Kötü gelişmeleri görmezden gelmeyen, aydınlatıcı fikir ve eylemlerin değiştirici gücüne inanan iyimser tutum, daha gerçekçi bir yaklaşımdır.”

Kitabın Künyesi: Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus – Yener Orkunoğlu, İletişim Yayınları-2018.