Suriye’de 8 Aralık 2024’te Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) öncülüğündeki muhalif grupların yönetimi ele geçirmesinin ardından başlayan siyasi dönüşüm sürecinde, kadınlara ve özellikle etnik ve dini azınlıklara mensup kadın ve kız çocuklarına yönelik zorla kaçırılma olayları ciddi endişelere neden oluyor.

Merkezi Almanya’da bulunan Suriye İnsan Hakları Topluluğu (AHRS) ile İsveç merkezli Anat for Justice and Human Rights (ANAT) tarafından yürütülen ortak saha çalışmasında, Ocak 2025 ile Ağustos 2026 arasında 101 kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığı belgelendi. Kuruluşlar, güvenlik baskısı ve faillerin korunması nedeniyle rapora dahil edilemeyen en az 30 doğrulanmış vakanın daha bulunduğunu açıkladı.

AHRS ve ANAT’ın Ekim 2026 tarihli ortak raporunda yer alan verilere göre, belgelenen 101 vakanın 87’si Alevi, 9’u Sünni, 3’ü Şii ve 2’si Hristiyan kadın ve kız çocuklarından oluşuyor. Kaçırılanların 32’sinin 18 yaşından küçük olduğu belirtiliyor.

32 kadın ve kız çocuğunun akıbeti bilinmiyor

Raporda yer alan bilgilere göre, kaçırılan 101 kişiden 66’sı daha sonra geri dönmeyi başardı. Ancak bu kişilerin tamamının fiziksel ve psikolojik travma yaşadığı ifade ediliyor.

Geri kalan zorla kaçırılmaların 32’sinde mağdurların hâlâ kayıp olduğu ve akıbetlerinin bilinmediği bildiriliyor. Ayrıca en az iki kadının kaçırılmalarının ardından zorla evlendirildiğinin belgelendiği, bir vakanın ise henüz açıklığa kavuşturulamadığı kaydediliyor.

Kaçırılma olaylarının özellikle 2025 yılının mart ve nisan aylarında yoğunlaştığı, her iki ayda da 11'er olayın kayda geçirildiği belirtiliyor. Raporda, 2026 yazında, özellikle temmuz ayında da zorla kaçırmalarda ciddi artış yaşandığına dikkat çekiliyor.

Türkiye’de hemşire sayısı OECD ortalamasının üçte biri
Türkiye’de hemşire sayısı OECD ortalamasının üçte biri
İçeriği Görüntüle

Ailelere baskı ve cezasızlık iddiaları

AHRS, kaçırılma olaylarının yanı sıra mağdur ailelerinin susturulmaya çalışıldığı ve faillerin korunmasına yönelik kurumsal bir örtbas mekanizmasının işlediği iddialarını da gündeme taşıyor.

Kuruluşun açıklamasında, bazı faillerin ailelere işkence görüntüleri izleterek şantaj yaptığı, mağdurların serbest bırakılmasının ardından ise yaşananları inkâr etmeye veya failleri aklayacak ifadeler vermeye zorlandığı ileri sürülüyor.

AHRS, geçici yönetimin güvenlik birimlerinin kaçırma olaylarını etkin biçimde soruşturmadığını ve bazı vakaları gönüllü ayrılma ya da aile içi şiddet şeklinde sınıflandırarak gerçeklerin üzerini örttüğünü savunuyor.

Açıklamada, Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu, Uluslararası Af Örgütü, Avrupa Birliği İltica Ajansı ve Reuters tarafından yayımlanan çalışmaların da Suriye'deki azınlıkların güvenliği, kadınlara yönelik şiddet ve cezasızlık sorunları bakımından dikkate alınması gerektiği vurgulanıyor.

TBMM'ye, Türkiye'ye ve Avrupa Birliği'ne çağrı

AHRS ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Suriye'de kadın ve çocuklara yönelik kaçırma, zorla alıkoyma ve zorla evlendirme iddialarının son bulması için ulusal ve uluslararası kurumlara dört temel çağrıda bulundu.

Kuruluşların talepleri şöyle sıralandı:

  1. Siyasi ve ekonomik destek insan hakları koşullarına bağlansın: Başta Almanya ve Avrupa Birliği olmak üzere Suriye'deki geçici yönetimi destekleyen ülkelerin, yardımlarını dini ve etnik azınlıkların korunması, kadın haklarının güvence altına alınması ve kaçırma şebekelerinin dağıtılması şartına bağlaması istendi.
  2. Uluslararası soruşturma başlatılsın: BM Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu (CoI) ve Suriye için Uluslararası, Tarafsız ve Bağımsız Mekanizma'nın (IIIM), belgelenen vakaları insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları çerçevesinde incelemesi talep edildi.
  3. Sorumlular hakkında hukuki süreç başlatılsın: Kaçırma, işkence ve zorla evlendirmelere karışan veya bu suçlara göz yuman askeri ve idari sorumluların tespit edilerek uluslararası yaptırımlara tabi tutulması ve evrensel yargı yetkisi kapsamında soruşturulması çağrısı yapıldı.
  4. Türkiye diplomatik girişimlerde bulunsun: Türkiye'nin mevcut diplomatik ilişkilerini kullanarak kayıp kadın ve çocukların bulunması, alıkonulanların serbest bırakılması ve sorumluların uluslararası yaptırım mekanizmalarına dahil edilmesi için girişimde bulunması istendi.

AHRS, konuyu BM Azınlık Sorunları Forumu'na taşıyacak

AHRS, hazırladığı saha verilerini ve belgeleri 25-27 Kasım 2026 tarihlerinde Cenevre'deki Birleşmiş Milletler Sarayı'nda (Palais des Nations) gerçekleştirilecek BM Azınlık Sorunları Forumu'nun 19. Oturumu'nda uluslararası toplumun gündemine taşımayı planladığını duyurdu.

Kuruluş, belgelenen vakaların uluslararası insan hakları hukuku, zorla kaybetmelere karşı koruma mekanizmaları ve kadınlara yönelik ayrımcılığın önlenmesine ilişkin uluslararası sözleşmeler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Açıklamada ayrıca Roma Statüsü'nün zorla kaybetme ve zulme ilişkin hükümlerine dikkat çekildi.

“Kaçırılan kadın ve çocukların akıbeti açıklanmalı”

AHRS Yönetim Kurulu adına açıklama yapan Başkan Hasan Gazi Öğütcü, Suriye'de kaçırılan kadın ve çocukların derhal bulunmasını, alıkonulanların serbest bırakılarak ailelerine kavuşturulmasını ve sorumluların yargı önünde hesap vermesini talep etti.

Öğütcü, girişimin yalnızca diplomatik bir açıklamayla sınırlı kalmayacağını belirterek uluslararası kamuoyunu, insan hakları kuruluşlarını, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerini, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonunu ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini harekete geçmeye çağırdı.

Açıklama, “Sessizlik, suça ortak olmaktır” mesajıyla sona erdi.

#SuriyeKadınlarınınKaçırılmasınıDurdurun #SuriyeliKadınlarıKoruyun #SuriyeliKadınlarİçinAdalet #OnlarıEvineGeriGetirin #KaçırılanKadınlaraÖzgürlük #MağdurlaraAdalet