Gazeteci Murat Ağırel, mesleki faaliyetleri nedeniyle daha önce ev hapsine alınmıştı. Ancak bu kez Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminin Ağırel’i, henüz yayımlanmamış olduğu belirtilen eleştirel bir yazı nedeniyle gözaltına aldırdığı öne sürüldü.
SÜHEYLA KAPLAN
Gözaltına alınan gazeteci Murat Ağırel, gönderdiği bir mesajda yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
“Daha önce yayımladığım yazılar nedeniyle birçok kez gözaltına alındım. Ancak bu, hiç yazmadığım bir haber yüzünden gözaltına alındığım ilk olay.”
Ağırel’in gözaltına alınması, Türkiye’de eleştirel basına yönelik baskıların yalnızca bir örneği olarak değerlendiriliyor. Haberde aktarılanlara göre hükümet, bağımsız televizyon kanalı Halk TV’ye yönelik kapatma kararı aldı. Ülkenin köklü haber platformlarından T24’e erişimin engellenmesi de basın özgürlüğüne ilişkin endişeleri artırdı.
Gazeteciler üzerindeki baskı artıyor
Türkiye’de gazetecilik yapmanın uzun yıllardır zor olduğunu belirten, kendisi de yıllar önce ülkesinden ayrılmak zorunda kalan gazeteci Can Dündar, mevcut koşulları son derece ağır ifadelerle değerlendirdi.
Dündar’ın değerlendirmesine göre Türkiye, gazeteciler açısından geçmişte de güvenli bir ülke değildi; ancak bugün yaşanan baskıların boyutu daha önce görülmemiş bir noktaya ulaştı.
Muhalif gazetecilere yönelik soruşturmalar ve tutuklamalar, ülkede bağımsız haberciliğin geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıyor.
İmamoğlu ve muhalefet üzerindeki baskı
Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetiminin muhalefete yönelik politikaları da eleştirilerin odağında. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’ın en önemli siyasi rakiplerinden biri olarak öne çıkıyor.
Der Spiegel’in internet sayfasında yer alan habere göre İmamoğlu yaklaşık bir buçuk yıldır tutuklu bulunuyor. Çok sayıda siyasi çalışma arkadaşının da tutuklandığı belirtilirken, ana muhalefet lideri Özgür Özel’in parti görevinden uzaklaştırılmasına ilişkin bir mahkeme kararı da siyasi gerilimi artıran gelişmeler arasında gösteriliyor.
Muhalefete yönelik bu adımlar, Türkiye’de siyasi rekabetin koşulları ve demokratik kurumların bağımsızlığı konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.
“Türkiye demokrasiden giderek uzaklaşıyor”
Maximilian Popp, 2016-2019 yılları arasında Der Spiegel’in Türkiye muhabiri olarak görev yaptı. Popp’a göre Erdoğan’ın iktidarı döneminde demokratik kurumların zayıflaması uzun süredir devam ediyor; ancak Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra bu süreç belirgin biçimde hızlandı.
Popp’un değerlendirmesine göre iktidar, serbest seçimlerde başarılı olma konusunda endişe duyuyor olabilir. Bu nedenle Türkiye’de siyasi alanın daha da daraldığını ve ülkenin otoriter bir yönetim biçimine doğru ilerlediğini savunuyor.
Almanya’nın sessizliği eleştiriliyor
Popp’un yazısındaki temel eleştirilerden biri de Avrupa’nın, özellikle Almanya’nın Türkiye’deki gelişmelere gösterdiği ilginin yetersiz kalması.
Türkiye’de basın özgürlüğünün gerilemesi, muhalefete yönelik baskılar ve demokratik kurumların zayıflaması, yalnızca ülke içindeki siyasi dengeleri değil, Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerini de ilgilendiriyor.
Popp, Türkiye’nin giderek dış dünyadan izole olduğunu ve ülkenin adeta “demir bir perdenin” arkasında kaldığını savunuyor. Ona göre Almanya’da ise bu gelişmeler kamuoyunun gündeminde hak ettiği yeri bulmuyor.


