"Radikal İslamcı HTŞ çizgisine teslim olmayı reddeden Kürtlerin ve Arapların SDG çatısı altında elde ettiği kazanımlar, dayatılan savaş politikalarıyla adım adım tasfiye edilmektedir."

Çocukluğumuzda nenelerimizin anlattığı masallardan birinde, öldürülmek istenen kişiye bir “seçim” sunulurdu: Kırk katır mı, kırk satır mı? Her iki seçeneğin de sonucu ölümdü. Bu sözde tercih, aslında kaçınılmaz bir yok oluşu ifade ederdi. Masallarda sultanlar, ortadan kaldırmak istedikleri kişilere bu türden seçenekler sunarak kararlar verirlerdi.

Bugün uluslararası politikada egemen güçler, hükmettikleri coğrafyalarda baskı altındaki halklara benzer biçimde seçenekler dayatmaktadır.

Son on yıldır Suriye’de bu kirli savaşın yükünü taşıyan, IŞİD’e karşı verilen mücadelede binlerce bedel ödeyen Suriyeli Kürtlere bugün dayatılan çözüm de tam olarak budur: Kırk katır mı, kırk satır mı?

ABD ve müttefiklerinin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme planı sona yaklaşırken, Kürtlerin ve Arapların ortak direniş gücü olan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) devre dışı bırakılmaktadır. IŞİD’e karşı mücadelede “müttefik” olarak görülen Kürtler, artık ihtiyaç duyulmayan bir unsur haline getirilmiştir. Batılı güçlerin Kürtlere verdiği sözler anlamını yitirmiş; Kürtlerin, düne kadar “terörist” olarak aranan, bugün ise Türkiye’nin himayesinde ve ABD’nin onayıyla Suriye’nin meşru lideri olarak sunulan Ahmed Şara yönetimine teslim olmaları öngörülmektedir.

Radikal İslamcı HTŞ çizgisine teslim olmayı reddeden Kürtlerin ve Arapların SDG çatısı altında elde ettiği kazanımlar, dayatılan savaş politikalarıyla adım adım tasfiye edilmektedir.

ABD hegemonyasının temel stratejisi; Trump döneminde açıkça görüldüğü üzere, Ortadoğu’nun yeraltı ve yerüstü kaynaklarının Amerikan askerî, siyasi ve ekonomik çıkarları doğrultusunda kontrol altına alınmasını hedeflemektedir. Bu strateji aynı zamanda İsrail’in bölgedeki belirleyici güç haline getirilmesini de öngörmektedir.

Geçtiğimiz yılın Mart ayında SDG adına Mazlum Abdi ile geçici Suriye hükümeti adına Ahmed Şara arasında imzalanan anlaşma hiçbir zaman hayata geçirilmemiştir. Buna rağmen müzakereler sürdürülmüş; ancak eş zamanlı olarak Dürzilere, Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik askerî saldırılar artarak devam etmiştir.

Türkiye ve ABD’nin desteğiyle Ahmed Şara liderliğindeki geçiş hükümeti, Kürtlerin denetimindeki bölgelerde bazı Arap aşiretlerini kendi tarafına çekmeyi başarmış; bu saf değiştirme SDG’nin savunma kapasitesini ciddi biçimde zayıflatmıştır.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın 20 Ocak’ta Suriye Demokratik Güçleri (SDG) döneminin kapandığını açıklaması ve Esad sonrası geçiş sürecinde Ahmed Şara liderliğindeki yeni hükümete dâhil olmalarının gündeme gelmesi tesadüf değildir. Bu açıklama, uzun bir süredir hazırlıkları yapılan bir planın hayata geçirilmesinin göstergesidir.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi’nin açıklamalarıyla SDG fiilen oyun dışına itilmiş, teslimiyete zorlanmıştır. Kürtler, Halep’in bazı mahalleleri dâhil olmak üzere birçok bölgeden yoğun askerî saldırılar sonucunda çekilmek zorunda kalmıştır.

Geçtiğimiz hafta Şam hükümetinin sürdürdüğü askerî operasyonlara ABD’nin yeşil ışık yakması, Kürt güçlerinin Suriye’nin kuzeydoğusundan geri çekilmesini beraberinde getirmiştir. Türkiye’nin askerî desteğiyle Kürtler fiilen Kobani ve Haseke hattına sıkıştırılmıştır. Bununla da yetinilmeyerek Kürt yerleşim bölgeleri abluka altına alınmıştır.

Her ne kadar geçici Şam hükümeti dört günlük bir ateşkes ilan etmiş olsa da SDG’ye yönelik saldırılar fiilen devam etmektedir. Uluslararası analistlerin ortak görüşü, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt özerk yönetiminin geleceğinin ABD’nin onayıyla belirleneceğidir. ABD’nin Şam ve Ankara yanlısı tutumu, başta Kürtler olmak üzere Suriye’deki tüm halkların kaderini doğrudan etkilemektedir.

Çatışmalar sonucunda Kürtlerin stratejik bölgelerden çekilmesi, IŞİD tutuklularının bulunduğu cezaevlerinden yüzlerce, hatta Kürt kaynaklarına göre binlerce militanın kaçmasına yol açmıştır. Bu durum, bölgede yeni katliamların yaşanması riskini de artırmaktadır.

SDG ile varılan son anlaşma, Kürtler açısından fiilî bir teslimiyet anlamına gelmektedir. Rakka ve petrol zengini Deyrizor gibi stratejik bölgelerin terk edilmesi, ağır bir yenilgi tablosu ortaya koymaktadır. Kürtlere dayatılan seçenek nettir: Kırk katır mı, kırk satır mı?

Bu süreçte Kürtlerin, Türkiye ve Şam tarafından dayatılan seçeneklere mahkûm olmadan; bölgesel özerkliği koruyan, eşit haklara dayalı, demokratik ve özgür bir Suriye için diğer halklarla ortak bir strateji geliştirmesi hayati önemdedir.