"İnsanların ruhunu

öldürüyorlar anne.

İşte asıl cinayet bu..."[1]

Karl Marx'ın, "Özel mülkiyet bizi o kadar aptal ve taraflı yaptı ki, bir nesne ancak ona sahip olduğumuzda, bizim için sermaye olarak var olduğunda bizimdir... Böylece tüm fiziksel ve entelektüel duyuların yerini... sahip olma duygusu almıştır," ifadesinde somutlanan çürüme, çözülmeyle yüz yüzeyiz...

Yaşamın anlamının başkaları ile zenginleştiğini reddeden tek boyutlu kapitalist yabancılaşma insan(lık)a kendini inkârı dayatıyorken; Ingmar Bergman'ın, "Yüzüme taktığım maske mi gerçek, yoksa altında saklı olan ve benim 'ben' demekten çekinmediğim varlık mı?" sorusunu ya da Virginia Woolf'un, "İnsanın kendinden başka hiç kimse olmasına gerek yoktu"; Maksim Gorki'nin, "İnsan başkasının değil, kendi vicdanıyla yaşamalı,"[2] saptamasını doğruluyor.

Dayattıkları dışındaki başkalarının özgürlüğünü kabul etmeyen bir şiddet sarmalı olarak kapitalist yabancılaşma, tarihin sahnesine çağırdığı anti-tezi ile, insan özgürlüğünün itaatsizlikle tetiklenen başlangıcıdır.[3]

Hiçbir şeyin kolay olmadığı, hatta çok zor olduğu koşullarda dahi, her günün yeni olduğu ve bugünde her şeyin değişebileceği imkânı göz ardı edilmemelidir.

Malum: Günün her doğuşu yepyeni bir günü getirirken; yaşama ne katıyorsak, ancak o kadarını alabiliriz.

O hâlde koşullar insan(lık)ı asla yıldırmayan bir bilinçle göğüslenmelidir; "Nasıl yaşar insan?/ Hiç yılmadan; ezmekten, saldırmaktan, soymaktan bıkmadan. Böyle yaşar insan insanlıktan çıkmaktan hiç usanmadan," ifadesindeki üzere Bertolt Brecht'in.

Bilinçlilik insan(lık)ın var oluşuna mündemiç temel gerçeğidir. Çünkü bilinç olmaksızın var oluşumuz olanaksız olurdu.

Bilinçli bir insan(lık) tarihin en etkin gücüyken; bilinçsizlik diri diri gömülmekten başka bir şey değildir.

Yabancılaşmayı aşan bilinç korkuya teslimiyetin panzehiri, insan olmak ve kalmak gereğinin vazgeçil(e)mezliğidir.

* * * * *

Ya bilinçsizlik mi?!

Michel Foucault'nun, "Mal-mülk edinmekten şan ve şöhreti önemsemekten utanmıyorsunuz ama ruhunuzla ilgilenmekten kaçınıyorsunuz,"[4] tepkisine yol açan aldırmazlık/ boş vermişlik tablosunda yabancılaşmış insan(cık)lar başka türlüsüne inanmayıp, tahayyül edemezken, "Korkulacak tek düşman kendimiziz," diye uyarır Paracelsus.

Oysa korku aşılmaz değildir, bir yanılsama, bir boyun eğiştir, teslimiyettir.

Gerçekten de "İnsan(lık) öldü (mü?)" sorusunun yanıtı bizatihi biziz, asla başkası değil. Ancak insan(lık)ın aynı anda hem olduğu, hem de olmak istediği olduğunu göz ardı etmeden elbette.

Kolay mı?

Elbette Gustave Flaubert'in, "Çağımın salaklığına karşı, beni boğan nefret dalgaları hissediyorum"; Irvin D. Yalom'un, "Ne zaman insanların arasına çıksam daha az insan olarak geri dönüyorum"; Walter Scott'un, "Paranın öldürdüğü zihin, kılıcın öldürdüğü bedenlerden fazladır," saptamaları boşuna değildir.

* * * * *

Lakin önemli olan bunlara direnebilmek, değiştirmektir.

Malum üzere "İnsan, olanı inkâr ettikçe olmayana esir düşer; her türlü dürtü, fantezi, vehim, korku bir anda başına üşüşür, olanın inkârıyla açılan boşluğu doldurmaya başlar."[5]

Bu durumda harekete geçirmesi gereken tek şey insan onurudur. Dayanılamaz olana katlanırsak, onurumuzu kaybederiz.

Bir başka deyişle insan(lık)ın yaşamını daha iyi hâle getirmiyorsak, zamanınızı boşa harcıyoruz demektir.

Oysa aslolan her güne amacına uygun başlamak, bitirmektir. Bu elbette tehlikelidir, risklidir. Ancak yabancılaşmaya boyun eğmiyorsanız başka türlü yaşayamazsınız.

Kaldı ki Charles Bukowski'nin ifadesiyle "Sabah 6'da yataktan fırlayan, giyinip zorla bir şeyler atıştıran, başka birine para kazandırdığı yere ulaşmak için trafikle boğuşan ve tüm bunlara sahip olduğu için müteşekkir olması istenen biri hayattan nasıl keyif alabilir?"

Açıkça ifade ediyorum: Kapitalizmde(n) özgür olmak, gönüllü köleliliğin mutluluğundan bin kez yeğdir. Ve daha da önemlisi insan(lar) başkalarına yardım etmediği sürece yapayalnızdır.

O hâlde daha iyi olanı değil, kendimizi daha iyi hissettireni bilinçle seçmektir doğru olan. Yani doğru olanı yapmak için harekete geçmektir. Bu yoldaki güçlükler ise insan(lık)a ne olduğunu gösterir.

Yaşamındaki sınırlar yalnızca insan(lık)ın belirledikleridir; güzel şeyler çaba, eylem ve tercihlerimizin sonucu olarak ortaya çıkarken, insan olmak karanlıkta ışık, çıkmaz sokakta yol bulmaktır.

* * * * *

Unutmayalım: Çoğu insan yabancılaşmanın labirentlerinde gerçeği değil, teselliyi arar; ama çoğunluğun yaptığı yanlış, onu yanlış olmaktan çıkarmaz, doğrulamaz!

İnsan(lık)ın mevcut çürüme ve çöküşünü, onu yaratan kapitalizmden ayrı düşünmek, ele almak, irdelemek mümkün değildir.

İnsan olmak ve kalmak babındaki tutkularımızdan, hayallerimizden, duruşumuzdan vazgeçemeyiz. Eğer vazgeçersek, bedeniniz var kalsa da, yaşamınız son bulmuş demektir.

Yaşamak için insan(lık)a ait nedeni olan herkes, her zorluğun üstesinden gelebilir. Yeter ki teslim olmasın... Kabullenmesin... Çünkü "Şükretmek, küçük zihinlerin gulyabanisidir. O söze karşı bir şey duyduklarında hortlak görmüş gibi olurlar. Vasıfsız politikacılar, filozoflar ve ilahiyatçılar ise tapar ona. Şükürcülükte yüce bir ruhun yapacağı hiçbir şey yoktur. Duvardaki gölgesiyle ilgilenir," diyen Ralph Emerson haklıdır sonuna dek...

O hâlde her ne pahasına olursa olsun, insan(lık)ın ölmesinin mümkün olmadığına ilişkin kesinlikle Spartacus'e kulak vermeliyiz:

"Şimdi onlara, nefes alan herkesin eşit olduğunu öğreteceğiz... Özgürlüğün boğazını sıkmak isteyen herkes, özgürlüğün çığlıklarıyla ölecek..."

Evet, iş bu nedenle "Dum spiro spero/ Nefes aldığım sürece umudumu yitirmeyeceğim"!

22 Kasım 2025 19:36:32, İstanbul.

N O T L A R

[*] Ümüş Eylül Kültür-Sanat Dergisi, Yıl: 15, No:59, Nisan-Mayıs-Haziran 2026...

[1] Maksim Gorki, Ekmeğimi Kazanırken, çev: Süleymen Nebioğlu, May Yay., 1974.

[2] Maksim Gorki, Çocukluğum, çev: Güler Dikmen, Yücel Yay, 1976.

[3] Bkz: i) Temel Demirer, "Yıkım ile Yabancılaşma Kıskacında İnsan(sızlık)", Görüş, Aralık 2021... https://temeldemirer.blogspot.com/2022/02/yikim-ile-yabancilasma-kiskacinda.html ii) Temel Demirer, "Gergedanlaş(tırıl)ma Kastı ve İnsan(lık)", Esmer, No:75, Ekim-Kasım 2012... iii) Temel Demirer, "... "Ama"lı, "Fakat"lı, İnsan(lık) Hâl(sizliğ)i", Patika, Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi, No:82, Temmuz-Ağustos-Eylül 2013... iv) Temel Demirer, "İnsan Olmanın (ve Kalmanın) Etiği", Gündoğusu Dergisi, No:6 Şubat-Mart 2013... v) Temel Demirer, "İnsan Olmaya (ve Kalmaya) Söz Vermek", İnsancıl, Yıl:23, No:269, Aralık 2012... vi) Temel Demirer, "Tüketile(meye)n İnsan(lık)", Ümüş Eylül Dergisi, Yıl:7, No:27, Nisan-Mayıs-Haziran 2018... vii) Temel Demirer, "İtiraz Ahlâkı", Ümüş Hapishane Dergisi, Yıl:3, No:9, Ekim-Kasım-Aralık 2013... viii) Temel Demirer, "Dik Duran Aykırı İnsan(lar)", İnsancıl, Yıl 21, No:252, Temmuz 2011... ix) Temel Demirer, "İnsanı İnsanlaştıran Değerler: Aşk, Sanat, Başkaldırı, Mücadele", Güney Dergisi, No:86, Ekim-Kasım-Aralık 2018... x) Temel Demirer, "Umutsuzluğun Korkularına Son Vermek", Kaldıraç, No:247, Şubat 2022... xi) Temel Demirer, "İnsan(lık)ı Yazmak Hâl(ler)i", Kaldıraç, No: 234, Ocak 2021... xii) Temel Demirer, "... 'Theatrum Mundi' ya da İnsan(lık) Dekadansında, 'Nasılsınız'?", Güney Kültür Sanat Edebiyat Dergisi, No:102, Ekim-Kasım-Aralık 2022... xiii) Temel Demirer, "Ölüm Hakkında", Kaldıraç, No:121, Mayıs 2011... xiv) Temel Demirer, "Kork(ma)mak ve Özgürlük Üzerine", Güney Dergisi, No:107, Ocak-Şubat Mart 2024... xv) Temel Demirer, "Kapitalist Uygarlık Krizi: İnsan(lık) Hâl(ler)i ve Çürüme", Rojnameya Newroz, Nisan 2024... https://temeldemirer.blogspot.com/2024/04/kapitalist-uygarlik-krizi-insanlik.html

[4] Michel Foucault, L. Martini, H. Gutman, Kendini Bilmek, çev: Profil Yay., 2019.

[5] Ursula K. Le Guin, Rüyanın Öte Yakası, çev: Aylin Üçler, Metis Yay., 2011.