"İfade edilemez olanı
ifade etmeye en çok
yaklaşmış olan, müziktir."[1]
"Bence müzik duygusal düzeyde hissedilmesiyle, katıksız bir soyutluk sunmasıyla en yüksek sanat formudur. Müziğin yaratım fikrini en canlı, en sağlam biçimde ifade edebilen sanat olduğu anlamına geliyor."[2] Nina Simone'un, "Caz sadece müzik değildir. Bir yaşam biçimidir. Bir var oluş biçimidir, bir düşünme biçimidir"; Oliver Sacks'ın, "Beyin, bir müzikal eserdir; notalar (düşünceler) arasındaki uyum, zihnin melodisini oluşturur," ifadelerindeki üzere.
Kanımca, insanlık tarihinin en önemli keşiflerinden müziğin -elbette sınıfsal- kültürel bağlarımız, kodlarımızla ilişkisi tartışma götürmez bir gerçektir.
"Şarkılar bağ kurar toparlar ve bir araya getirir. Söylenmedikleri zamanlarda bile hazır bulunan toplama noktalarıdır onlar... Bir saniye süren bir yakınlıktır bu ya da hep birlikte dinlenen bir şarkının uzunluğu kadar."[3]
Kolay mı?
Tam da bunun için Ahmed Arif, "Bizler insan olalım, sevişelim, kötülüklerin kökünü kurutalım diye kalmış türküler"; Fyodor Dostoyevski, "Derler ki, müzik güzelse, verdiği tat bütün duygulara ayak uydurur. Mutlu insan, melodilerde mutluluğu, hüzünlü insan hüznü bulur";[4] William Shakespeare, "İçinde müzik olmayan insan, tatlı seslerin uyumuyla heyecanlanmayan insan, hainliklere, kötü hilelere yağma ve yıkımlara yatkındır. Ruhunun içgüdüleri geceler kadar uyuşuktur ve duyguları cehennem kadar karanlıktır," derler.
* * * * *
Müzik türleri açısından insan(lık) zengin bir kültüre sahip, elbette coğrafyamızda da...
Konuya ilişkin olarak, "... 'En güzel şarkı henüz yazılmadı. En güzel söz henüz söylenmedi' derdi ya Nâzım usta... Onun gibi içimde henüz yazılmayan şarkılar var," vurgusuyla ekler Haluk Levent:
"Sadece türküler değil dünyanın bütün etnik türküleri, halklarının tarafından, ozanlarının tarafından yapılmış türküler her zaman Rock ile sentez olmuştur. Sadece Rock ile değil klasik müzik ile senfoni ile caz ile pop ile arabesk ile dahi sentez olmuştur. Ben hep 'Bir Aşık Veysel çok büyük bir rockçıdır' derdim, dalga geçerlerdi. 'Nasıl olabilir böyle bir şey?' diye, bir bağlamayla rock mı olur. Teknik olarak Rock'ın tanımında davul, gitar bas ve sert sözler, sert şarkılar olmuş olsa da bence Rock tınıyla karşılığı olan bir şey yani ben Rock müziğini hep çocukluğumdan beri davulun, gitarın, basın ön planda olduğu sert söylemlerin ön planda olduğu bir düzen olarak hatırladım Rock müziği. Bir organizasyon olarak hatırladım Rock müziği. Fakat yıllar geçtikçe tek bir bağlama ile dahi Rock yapılabileceğini işte Aşık Veysel'den öğrenebiliyorsun, Neşet Ertaş'tan öğrenebiliyorsun, Mahzuni'den öğrenebiliyorsun. İşin teknik detayı olarak baktığında bizler ona sound kazandırıyoruz, başka bir sound içine alıyoruz. Onun için aslında özünde değişmiyor. 'Benim Sadık Yarim Kara Topraktır'ı bu albümde ben başka bir versiyonda söylüyorum ama aslında şarkının özü değişmiyor. Türküler, Rock müziğinin besin kaynağı diye düşünüyorum. Bu Amerikan county'de de öyle, İskoç müziğinde de. Hepsini gördük. Aslında müzikal olarak tatları verse de felsefi olarak hepsi kendi türkülerinden besleniyor. Bütün halklar tüm dünya halkları kendi türkülerinden besleniyor diyebilirim."[5]
Durum buyken; uzun yıllar halk müzikleri, dini müzikler ve Türkiye Sanat Müziği ile hemhâl olan coğrafyamızın Batı müziğinin farklı türleri ile geç tanıştığını da "es" geçmemeli.
Osmanlı'nın son dönemlerinde Saray'ın ilgi alanına giren Batı müziği Cumhuriyet'le birlikte aydın kesimleri üzerinde etkili olmaya başladı, kendi yaratıcılarını ortaya çıkardı.
Batı dünyası (yani kapitalizm) ile ilişkilerin artması ve iletişim alanındaki gelişmeler sonucu Batının popüler müzikleri geniş kitleleri etkilemeye başladı. Önce 'aranjman'lar, ardından özgün popüler parçalar geldi...
Bu süreçte poptan arabesk ve devrimci politik müziğe neler yaşanmadı ki?![6]
Şimdilerde umutsuz şarkılar, nafile müzik denizinde çırpınarak boğuluyoruz.
Bugünlerde kapitalist kültürel ve sosyal bağlamda yaşa(tı)dığımız süreç, yozlaşmış ve her gün biraz daha çürümeye yüz tutan, kendi değerleri ve kültürüyle âlâkası olmayan, kendi karanlığını sürekli kendi üzerine katlayan anlamsız bir hezeyanlar manzumesi ile kâbusa dönüyor.
Oysa Norveçli yazar Jon Fosse, 2024'de "Sanat Barıştır" başlığıyla kaleme aldığı metinde şunlara dikkat çekmişti:
"Hangi dili konuşursak konuşalım, ten rengimiz, saç rengimiz ne olursa olsun, dünyanın her yerindeki insanlar temelde birbirine benzer.
Aynı anda hem birbirimize benzemek hem de birbirimizden tamamen farklı olmak bir paradoks olabilir. Belki de insan, beden ve ruh arasında köprü kurması açısından doğası gereği paradoksaldır; biz hem en dünyevi, somut var oluşu, hem de bu maddi dünyaya bağlı sınırları aşan bir şeyi kapsarız.
Sanat bunu farklılıkları eşitleyerek ve her şeyi aynı hâle getirerek değil, tam tersine bize bizden farklı olanı, uzak ya da yabancı olanı göstererek yapar. Tüm iyi sanatlar tam da bunu, yabancı bir şeyi, tam olarak anlayamadığımız ama aynı zamanda bir bakıma da anladığımız bir şeyi içerir. Deyim yerindeyse bir gizem içerir. Bizi büyüleyip sınırlarımızın ötesine iten ve bunu yaparken de tüm sanatların hem kendi içinde barındırması hem de bizi yönlendirmesi gereken aşkınlığı yaratan bir şeydir bu..."[7]
Evet, müzik de insani aşkınlığını yitiriyor.
60'lı yıllardan 80'lere yoksulluk temasının işlendiği şarkılara, müziğe rastlamak mümkündü. Oysa bugünler söz konusu tür dışlanmış gibi.
Örneğin "Bir kilo et seksen lira, tadını unuttum/ İnsan gibi yaşamanın adını unuttum/ Yoksulluk kader olamaz, kader değildir/ Firavunlar bile böyle gaddar değildir/ Devlet baba borç içinde, sabret diyorlar," diye haykırıyordu Cem Karaca&Dervişan'ın 'Yoksulluk Kader Olamaz'ı 1977'de ve bu ezgi dört yanda çınlıyordu.
60'lı yıllardan '80'li yıllara uzanan süreçte yapılmış şarkılara baktığımızda ana arterde yoksulluk bahsi öne çıkardı; tür ayrımı gözetmeksizin üstelik.
Füsun Önal "Fakir Kızın Öyküsü"nü anlatırken Tanju Okan art arda gelen zamların üstüne ev sahibinin de zam yapmasıyla kendini parkta buluyor ve bunu "Parkta Yatıyorum" şarkısında dillendiriyordu.
Halk müziğinde ana tema neredeyse tümüyle buydu. Hele hele halk ozanlığı geleneğinin sürdürücüleri olan ve kendilerini solda konumlayan Âşık Mahzuni, Âşık İhsani, Âşık Zamani gibi isimlerde (ve elbette Edip Akbayram'dan Selda'ya, onlardan etkilenen isimlerde) bu, kaçınılmaz...
Küçük burjuva diyebileceğimiz ailelerden gelen Cem Karaca, Alpay gibi sanatçılar bile yoksulluktan söz ediyor, yoksulların hikâyesini anlatıyordu.
Evet, 60'lı yıllardan 80'lere yoksulluk temasının işlendiği onlarca örneğe rastlamak mümkündü. Şimdilerde değil!
Halk ve Sanat Müziği yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Radyo ve televizyonlarda çalınmayan, konserlerde yer verilmeyen, dijital alanda çok az dinlenilen geleneksel müziğimizin geleceği hiç de parlak değil. Bir de müziği sarıp sarmalayan metalaş(tırıl)ma tehlikesi.
Yani olması gereken müzik yerine kendi dertleri üzerinden tanrıya yalvaran, yakaran, "Allahım duy sesimi," diyen müzisyenler vb'leri kapladı çevremizi.[8]
Oysa Kongo Demokratik Cumhuriyeti Başbakan Patrice Lumumba, Birleşmiş Milletler'in "koruması"(?) altındayken -yine onlar sayesinde!- darbeciler tarafından kaçırılıp öldürülmesi üzerine 15 Şubat 1961'de Caz vokalisti Abbey Lincoln, Caz bateristi Max Roach ile yazar Maya Angelou'nun da olduğu, -Küba heyetinin verdiği geçiş kartlarıyla- BM genel kurulunu basıyor. "Katiller" diye bağırıyorlardı egemenlerin yüzlerine! Bir başka deyişle müzik, dünyaya, haksızlıklara karşı alınmış bir tavırdı...
* * * * *
O hâlde Âşık İhsani'nin 15-16 Haziran'ı, "düş değil bu hayal değil he hey be hey/ yetmişbin dev işçim kalktı yürüdü./ kokuşmuş düzene sahip çıkanın/ alnın çatına baktı yürüdü yürüdü yürüdü.../ yeter demek için patron kârına he hey be hey/ dev adımlar selam yazdı yarına he hey be hey/ işbaşından cadde ortalarına/ kükreyen sel gibi aktı/ yürüdü yürüdü yürüdü/ yürüdü yürüdü yürüdü/
çıplak ayaklısı, yanık döşlüsü he hey be hey/ işten atılmışı, keser dişlisi he hey be hey/ sakatı, hastası, genci, yaşlısı yaşlısı yaşlısı/ evinden dışarı çıktı/ yürüdü yürüdü yürüdü/ yürüdü yürüdü yürüdü/
o barış yerine kavgayı seçen,/ alnının terini su diye içen,/ kıyıda köşede eline geçen/ demiri iki kat büktü/ yürüdü yürüdü yürüdü/ yürüdü yürüdü yürüdü," diye anlattığı gerçeği piyanosuyla seslendiren Timur Selçuk'u; 'İspanyol Meyhanesi', 'Ayrılanlar İçin', 'Beyaz Güvercin', 'Sen Nerdesin?' ve benzerlerini yumuşacık, hüzünlü, duygusal şarkılarıyla belleğimize kazıyan ODTÜ Konseri'nin unutulmazını anımsayalım...
Kolay mı? 1 Mayıs'ın, işçi sınıfının o uluslararası mücadele gününün marşı, Timur Selçuk ile özdeşleşmişti.
Ayrıca Cem Karaca... Onun, Anadolu ezgilerini rock türünde milyonlara ulaştıran bir müzisyendi, güçlü sesi vardı; bir de 'Tamirci Çırağı'...
1960'lı yılların ikinci yarısından itibaren Anadolu türkülerini, deyişlerini, müzikal biçimlerini derlemeye yönelmişti. Cem 1970'li yıllarda işçi sınıfının yükseliş yıllarının Timur'la müzikal olarak taban tabana zıt, siyasi olarak kardeş müzisyeni olarak bizim için ayrı bir önem taşıyor. Daha ziyade rock'çı gençliğin idolü olarak kalan Erkin Koray'dan da, faşistlerin sesi olmayı seçen Barış Manço'dan da farklı olarak Cem, belki biraz da Ermeni anasının ezilmiş bir halkın içinden geliyor olmasındandır, devrimci hareketin saflarını seçti. Anadolu rock, çok önemli bir müzikal serüvendi.
Sonra da sürgünde yaşadığı uzun yıllar ardından yaşamını yitiren halk müziğinin unutulmaz yorumcularından 'Allı Turnam'ın, 'Kırmızı Gül'ün Sümeyra Çakır'ı...
Veya 1970'lerdeki politik şarkılarından bugünlere dek kadar yasaklamalarla cebelleşerek; "Bu karanlığın içinde duruşumu bozmadan yaşama katkıda bulunabildiysem ne mutlu bana," diyen Melike Demirağ'ı...
O; Yılmaz Güney ile başrolünü paylaştığı filmin, aynı adı taşıyan ve Şanar Yurdatapan'ın bestelediği 'Arkadaş'ı seslendirip; 'Geri Dönüşüm', 'Merhaba Arkadaş', 'Ninni', 'Ağlamak Ayıp Değil', 'Hani' gibi çok sayıda albüm ve 45'lik plaklarıyla ve "Silahınız sanatsa derdiniz bitmez... Karanlığa ışık tutmaya çalışıyorum,"[9] sözleriyle zihnimize işlendi.
* * * * *
Ve 1912'de Van'da doğup, kaybettiği anasını, babasını hiç tanımayan, neden kaybettiğini de "hiç bilmeyen", kimsesiz Mehmet Ruhi Su... Ne bir yakını vardı, ne akrabası!
Yıllar sonra Yalçın Küçük Ruhi Su'nun Ermeni yetim olabileceğini yazdı.
Oğlu Ilgın Ruhi Su da, "Babamın 1912'de Van'da doğması, öksüzler yurdundan gelmesi, bugüne kadar hiçbir akrabasının çıkmaması düşünüldüğünde Ermeni olma ihtimali hayli yüksek," demişti.
Ruhi Su'yu Adana'da çocuğu olmayan yoksul bir aileye verdiler. 1915 Ermeni tehcirinde ailesini kaybetmiş yüzlerce "devşirme" çocuk gibi.
Öksüzler Yurdu'na verildi. Müziğe meraklıydı. Yurtta bağlama, keman çalardı.
1942'de Ankara Devlet Konservatuarını bitirdi. Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde müzik öğretmenliği yaptı. Devlet Operasında çalıştı.
1951'de komünist diye içeri atıldı. Sansaryan Han'ın hücrelerinde tabutluğa kondu, işkence gördü.
5 yıl hapis yattı, yılmayıp, "Mahsus mahal derler kaldım zindanda/ Kalırım kalırım dostlar yandadır./ Dirliğim düzenim dermanım canım/ Solum sol tarafım imanım dinim," dedi ısrarla...
1957'de hapishaneden çıktıktan sonra Ankara Radyosunda iş buldu. İşi kısa sürdü, kovdular...
Kovulma nedeni "Serdari hâlimiz böyle n'olacak./ Kısa çöp uzundan hakkın alacak./ Mamurlar yıkılıp viran olacak./ Akıbet dağılır elimiz bizim," türküsünü seslendirmesiydi...
Türküleri milyonlara ulaştıkça, düşmanı da çoğaldı. Lakin toplumsal gerçeklere asla duyarsız kalmadı; türküleri sevdanın ve kavganın sesiydi.
16 Şubat 1969'da İstanbul Taksim Meydanı'nda ABD'nin 6. Filo'sunu protesto için 76 gençlik örgütünün toplandığı sırada devlet tarafından öldürülen gençlere türkü yaktı: "Bu Meydan Kanlı Meydan/ Ok Fırladı Çıktı Yaydan/ Kalkın Ayağa, Kalkın/ Biz Şehirden, Siz Köyden," dedi ve halkı isyana teşvikten yargılandı...
Anadolu Halk Müziğine büyük katkılar verdi. Çok sesli müziğin gelişmesinde önderlik yaptı. Başta Pir Sultan ve bir çok ozanın deyişlerini türkü yaparak, Alevî kültürünü milyonlara sevdirdi.
1 Mayıs 1977 Katliamına haykırdı: "Şişli Meydanında üç kız/ Biri Çiğdem biri Nergis/ Vuruldular güpegündüz/ Sorarlar bir gün sorarlar."
12 Eylül darbesi olduğunda Ruhi Su kemik kanserine yakalandı. Tedavi için yurtdışına gitmesi gerekiyordu. Pasaport vermediler. "Ölsün" dediler. 1985'de kaybettik Onu...
Naaşı 12 Eylül'den sonra ilk toplumsal protestoya dönüştü. Polisin tüm engellemelerine rağmen onbinler Şişli'ye aktı. Şişli'den Zincirlikuyu'ya giderken, onbinler haykırdı: "Ruhi Su'lar ölmez"
Yaşam Onu doğruladı, akladı...
Malum "İnsanların türküleri kendilerinden güzel, kendilerinden umutlu, kendilerinden kederli, daha uzun ömürlü kendilerinden," diyen Nâzım Hikmet haklıydı; Ruhi Su da, türküleri de ölümsüzdü.
Çünkü Ruhi Su, "Sabahın bir sahibi var/ Sorarlar bir gün sorarlar/ Biter bu dertler, acılar/ Sararlar bir gün, sararlar" derdi...[10]
Müziği müzik, hatta daha fazlası yapan da bu değil miydi?
Onlara ses veren Karacaoğlan, Pir Sultan, Dadaloğlu'ndan, Ruhi Su, Aram Tigran, Grup Yorum, Grup Munzur, Koma Amed, Pınar Aydınlar vb'lere, karanlığın karşısında aydınlıktan yana güneşli günler için dik durup, diklenmeleri değil midir, yaşama tutunmamıza, özgür ve eşit yarınlara bağlanmamıza katkıda bulunan?
Öyleyse şimdilerde, müziği daha da fazlası yapanlara, onlara muhtacız...
Kolay mı?
Vasilis Papakonstantinou, "Bizi kurtaracak pek çok şarkı olduğunu biliyorum," der.
Doğrudur; evet insana ulaşanlar, şarkılarıyla tarihe eşlik edenler, tarih yazanlar... Kendilerinden sonraki kuşaklara bıraktıklarıyla, ölümsüz yapıtlarıyla, mücadeleleriyle var oldular. Vardılar, varlar, var olsunlar!
O hâlde Behçet Aysan'ın, "Hani şarkılar vardır/ dilini bilmediğin bir tek sözcüğü/ bütün bir hayatı anlatır sana";
Emir Ali Yağan'ın, "Şarkılar getirdim size/ Ezgisi unutulmuş türküler/ Ve eteklerimde ateş yüzlü çocuklar";
Nâzım Hikmet'in, "Şarkılarımız/ varoşlarda sokaklara çıkmalıdır./ Şarkılarımız/ evlerimizin önünde durmalı/ camlara vurmalı/ kapıların ellerini sıkmalıdır/ sıkmalıdır/ acıtana kadar/ kapılar/ bağlı kollarını açana kadar...//
Her matem gecesi/ her bayram günü/ şarkılarımız/ bir gaz sandığını yere yıkarak/ sandığın üstüne çıkarak/ kocaman elleriyle tempo tutmalıdır.//
Şarkılarımız/ ön safta en önde saldırmalıdır düşmana./ Bizden önce boyanmalıdır/ şarkılarımızın yüzü kana.//
Şarkılarımız/ rüzgâra çıkmalıdır!" dizelerini terennüm ettirmelidir bizim müziğimiz...
20 Aralık 2025 18:53:19, Muğla.
N O T L A R
[*] Kaldıraç Dergisi, No:294, Ocak 2026...
[1] Aldous Huxley.
[2] Andrei Tarkovsky, Şiirsel Sinema, çev: Ebru Kılıç, Agora Kitaplığı, 2009, s.46.
[3] John Berger Hoşbeş, çev: Aslı Biçen, Metis Yay., 2017, s.78.
[4] Fyodor Dostoyevski, Beyaz Geceler, çev: Nihal Yalaza Taluy, Varlık Yay., 2002.
[5] Işıl Çalışkan, "En Güzel Şarkımı Daha Söylemedim", Birgün, 11 Mayıs 2021, s.15.
[6] Bkz: i) Temel Demirer, "Müziğe Dair Notlar", Çoban Ateşi, Yıl:3, No:82, 5 Mart 2009; Çoban Ateşi, Yıl:3, No:83, 19 Mart 2009; Çoban Ateşi, Yıl:3, No:84, 26 Mart 2009... Esmer Dergisi, No:50, 4 Nisan 2009... ii) Temel Demirer, "Klasik Müziğin Önemi", Ümüş Eylül Kültür-Sanat Dergisi, No:37, Ekim-Kasım-Aralık 2020... iii) Temel Demirer, "Yer ile Gök Arasındaki Uyum: Klasik Müzik", Kaldıraç, No:218, Eylül 2019... iv) Temel Demirer, "Çoksesli Müziğin Devrimci Dehası Beethoven", Ümüş Eylül, Yıl:9, No:34, Ocak-Şubat-Mart 2020... v) Temel Demirer, "Cumhuriyet ile Müzik(imiz)", Rojnameya Newroz, Mayıs 2019... https://temeldemirer.blogspot.com/2019/08/cumhuriyet-ile-muzikimiz.html ; vi) Temel Demirer, "... 'Pop Müzik' Faslı", Ümüş Eylül Dergisi, Yıl:10, No:39, Nisan Mayıs Haziran 2021... vii) Temel Demirer, "Politik (Devrimci) Müzik", Rojnameya Newroz, Temmuz 2019... https://temeldemirer.blogspot.com/2019/09/politik-devrimci-muzik.html ; viii) Temel Demirer, "Blues, Caz, Rock ve Ötesi...", Rojnameya Newroz, Ağustos 2019... https://temeldemirer.blogspot.com/2019/11/blues-caz-rock-ve-otesi.html ; ix) Temel Demirer, "Eski(meyen) Sesler, Tınılar", Rojnameya Newroz, Haziran 2017... https://temeldemirer.blogspot.com/2017/06/eskimeyen-sesler-tinilar.html ; x) Temel Demirer, "Anılar, Sesler, Şarkılar", Ümüş Eylül Dergisi, Yıl10, No:38, Ocak-Şubat-Mart 2021... xi) Temel Demirer, "Unutul(a)mayan Ölümsüz Sesler", Patika, No: 85, Nisan - Mayıs - Haziran 2014... xii) Temel Demirer, "Türküler(imiz) ve Biz", Rojnameya Newroz, Ağustos 2020... https://temeldemirer.blogspot.com/2020/08/turkulerimiz-ve-biz.html ; xiii) Temel Demirer, "Türkülerin Sevdalısı Ruhi Su", Patika Dergisi, No:106, Temmuz-Ağustos-Eylül 2019... xiv) Temel Demirer, "Aşıktı, 'Garip'ti, Halk Dervişi Neşet Ertaş", İnsancıl Dergisi, Yıl:29, No:351, Ekim 2019... xv) Temel Demirer, "Gomidas'lı Halk Müziği(miz)", Sosyalist Mezopotamya, No:8, Eylül 2020... xvi) Temel Demirer, "Ahmet Kaya Vardı, Vardır, Var Olacaktır", Kaldıraç, No:219, Ekim 2019... xvii) Temel Demirer, "... 'Beni Tarihle Yargıla' Derdi Ahmet Kaya!", Sosyalist Demokrasi, No:103, 4 Şubat 2011... xviii) Temel Demirer, "Gençlik(im)den Kalan(lar) Fikret ile Timur", Güney Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi, No: 95, Ocak-Şubat-Mart 2021... xix) Temel Demirer, "Hayat(lar)ımıza Dokunmuş Bir Müzisyen: Attilla Özdemiroğlu", Ümüş Eylül Dergisi, Yıl:6, No:21, Ekim-Kasım-Aralık 2016... xx) Temel Demirer, "Eleştirel Arabesk Hikâyesi", Güney Dergisi, No:89, Temmuz Ağustos Eylül 2019... xxi) Temel Demirer, "İsyana Dönüş(eme)yen İtiraz veya Müslüm Gürses Hikâyesi (mi?)", Kaldıraç, Dergisi, No: 212, Mart 2019... xxii) Temel Demirer, "Müzik Özgürce Nefes Almaktır; Yasaklanamaz!", Kaldıraç Dergisi, No: 259, Şubat 2023... xxiii) Temel Demirer, "... 'Pop Müzik' Faslı", Ümüş Eylül Dergisi, Yıl:10, No:39, Nisan Mayıs Haziran 2021... xxiv) Temel Demirer, "Müziğin Önemi ve Hatırlattıkları", Görüş21, Eylül 2023... https://temeldemirer.blogspot.com/2023/10/muzigin-onemi-ve-hatirlattiklari.html ; xxv) Temel Demirer, "Müzik, Müthiş Önemlidir", Rojnameya Newroz, Aralık 2021... https://temeldemirer.blogspot.com/2022/04/muzik-muthis-onemlidir.html ; xxvi) Temel Demirer, "Bugünlerde Müziğe Daha da Fazla Muhtacız", Rojnameya Newroz, Şubat 2023... https://temeldemirer.blogspot.com/2023/05/bugunlerde-muzige-daha-da-fazla-muhtaciz.html ; xxvii) Temel Demirer, "Tutunamayanların Feryadı Arabesk", İnsancıl Dergisi, Yıl:33, No:398, Eylül 2023... xxviii) Temel Demirer, "Müzik Gerçeğin (ve Müzisyenin) Aynasıdır", Görüş21, Ekim 2021... https://temeldemirer.blogspot.com/2022/02/muzik-gercegin-ve-muzisyenin-aynasidir.html ; xxix) Temel Demirer, "Toplumsal Manifestodur Müzik!", Görüş21, Temmuz 2024... https://temeldemirer.blogspot.com/2024/12/toplumsal-manifestodur-muzik.html ; xxx) Temel Demirer, "Klasik Müziğin Farklı İkilisi: Mozart ile Strauss", İnsancıl Dergisi, Yıl:29, No:349, Ağustos 2019... xxxi) Temel Demirer, "Dede Efendi'li, İtrî'li, Limonciyan'lı Klasik Mûsikî", İnsancıl Dergisi, No:361, Ağustos 2020... xxxii) Temel Demirer, "... 'Hüzünden Geçen Sevinç': Chopin", Newroz, Yıl:4, No:126, 25 Mart 2010...
[7] Jon Fosse, 2024 Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi... https://tiyatro.iksv.org/tr/haberler/2024-dunya-tiyatro-gunu-bildirileri
[8] Işıl Çalışkan, "Şarkılarda Yoksulluk Radar Dışı", Birgün, 23 Mayıs 2024, s.15.
[9] Işıl Çalışkan, "Onurumla Yaşadım", Birgün, 20 Haziran 2024, s.13.
[10] Bülent Eryılmaz, "Mezarında Kurşunlanan Adam.. Ruhi Su", 20 Eylül 2024... https://www.gazetehalk.com.tr/mezarinda-kursunlanan-adam-ruhi-su/