"Bir yarım umuttur elimizde kalan,
Göğüslemek için karanlık yarınları."
"Ama yine de umudumuz kalabalık."[1]
Kanımca isyancı dizeler, yaşamın ne olduğuna itiraz etmenin yanında, nasıl olması gerektiğinin yanıtıdır.
Onlar, sadece bir ayna değil, toplumsal gelişimi, dönüşümü, gerileyişi, ilerleyişi, aksaklıkları mücadeleye yansıtmaktır.
Yaşananları ve olması gerekeni, toplumsal gerçekliğinden soyutlamadan gündemimize taşırlar. Ki bunun içinde doğurma, çoğaltma, yaratma yani isyan eylemidir.
Paul Eluard'ın, "Şiir bir eylem olanağı, ilerleme olanağı olmalıdır, çünkü şiir bütün pencerelerde, bütün ufuklarda şarkı söyler, yalana karşı gerçekliğin ve örnekliğin şarkısını söyler,"[2] tarifindeki üzere, yaşama dair ne varsa isyancı şairin sorunsalıdır.[3]
Özetle Ahmet Erhan'ın, "Bu öyle bir çığlık ki, susuşlar kalıyor geride/ Ondan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor"; ya da Adnan Yücel'in, "Kar yağıyor yaktığım ateşlere, içimde kül kalabalığı isyan/ Beni anlatacak kadar kalabalık değil daha sokaklar," betimlemelerindeki üzere, isyancı, eleştirel olmayan, itiraz etmeyen, sevdalı ol(a)mayan şiir eksiktir; hatta şiir değildir.
* * * * *
"Siyasal Şiirin Öncüsü" Heinrich Heine'in,[4] "Ölüm serin bir gece/ Hayat güneşli bir gün"...
Bolşevik "Şair İşçi"[5] Vladimir Mayakovski'nin, "Dinle!/ Eğer yıldızlar yanıyorsa/ Demek ki buna ihtiyacı olan birileri var,/ Demek ki onların yanmasını isteyen birileri var!"...
Şili'de faşist Augusto Pinochet zulmünün diz çöktüremediği Victor Jara'nın "kalk ayağa dağlara bak!/ rüzgârın, güneşin ve suyun kaynağına/ sen ey işçi/ sen ki, nehirlerin yatağını değiştiren/ sen ki, direncin buğdayını eken, biçen/ kalk ayağa/ ellerine bak!/ tut ki, kardeşlerinin elini/ güçlenesiniz"...
"Benim ayinim düşünüp yapmaktır. Benim dinim insan gibi yaşamaktır," vurgusuyla "Karanlıklara Karşı Aydınlanmanın Şairi"[6] Tevfik Fikret'in "Doğru at adımlarını;/ Düşün; bugünkü adımlar hazırlıyor yarını!"...
Bir de Adnan Yücel'in, "bitmedi daha sürüyor o kavga/ ve sürecek/ yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!"
"boşuna değil bu telaşlı sessizlik/ bu gök çatlaması gece vakti/ ve haykırışlarımız"...
"Gecikince sabahlar/ Son türküler hep kanlı söylenir"...
"bugünlerden geriye,/ bir yarına gidenler kalır/ bir de yarınlar için direnenler"...
"bir ateş gerekir yeniden bir ateş/ zulmün karanlığını yakıp yükselen/ özgürlüğün sesini çiçekleyen bir ateş"...
"düşenlerin sonsuza koştuğu yerde/ sabrın çiçeklerini açtığı yerde/ asla kapanmaz yaşanan defter/ çünkü tarihin en güzel yerinde/ son sözü hep direnenler söyler"... dizelerini düşünün. Onlar halkın vicdanı, sesi, çığlığı, başkaldırısıdırlar. Düşünceleri, eylemleri, dizeleri, mücadeleci yaşamlarıyla aydınlanma, özgürleşme, insan olma ve kalma destanının onurlarıdırlar.
* * * * *
Has isyancı şairlerdendir Pablo Neruda.
O, Şili Komünist Partisi adayı olarak Salvador Allende'nin lehine geri çektiği Devlet Başkanı adaylığı konuşmasında, "Hayatımı hiçbir zaman şiir ve siyaset diye ayırmadım," deyip eklemişti:
"Hiçbir zaman iktidarlardakilerden biri olmadım, her zaman uğraşımın ve görevimin eylemlerimle ve şiirimle Şili halkına hizmet etmek olduğunu düşündüm. Onların türküsünü söyleyerek ve onları savunarak yaşadım."[7]
Evet Gabriel García Márquez'in "XX. yüzyılın hangi dilde olursa olsun en büyük şairi" sözleriyle betimlediği Ona, "Şili'nin Nâzım Hikmet'i" de diyebiliriz.
Kolay mı? Onundu şu dizeler:
"Şu iflas etmiş dünyada,/ en geçerli para birimi,/ kendin gibi bir insanla/ paylaştığın duygulardır"...
"Soracaksınız: Şiirin neden/ düşleri anlatmıyor/ yaprakları ve/ büyük yanardağlarını/ anayurdunun?/ Gelin görün kanı sokaklardaki"...
"Vatana kan sıçratanlara/ bir ceza istiyorum./ bu ateş emri veren cellatlar için/ bir ceza istiyorum./ bu suçla iktidara gelen hain için/ bir ceza istiyorum, can çekişmeyi başlatanlar/ için bir ceza istiyorum, bu suçu savunanlar için/ bir ceza istiyorum./ kanımızı emmiş ellerini bana uzatsınlar istemiyorum/ bir ceza istiyorum"...
"Zulüm, acı, ölüm şu bu,/ bir anda gizlerse de tohumu/ Ölmüş gibi görünürse de halk/ Döner gelir elbet bir gün.../ Kavuşur baharına toprak,/ Kızgın eller dağıtır ağır havayı"...
"Yüreğim bu kavganın içinde/ Kazanacak halkım,/ Bütün halklar kazanacak bir bir"...
* * * * *
"Dayan ha yıkılma," diyenlerdendi Enver Gökçe; "Açar mı bugün dört bahardır kanayan çiçek," sorusuyla.
"Türkiye yaşanmaz oldu/ Gel gör hâlimiz yaman/ Haramiler, bezirgânlar elinden/ Aman, el aman/ Kesilmiş mümkünüm, çarem/ Vay ne hâl olmuş vatan" dese de; müthiş bir bilinç, inanç ve coşkunun ete kemiğe bütünmüş haliydi.
Kolay mı?
"Yaşamak/ Ölümden/ Üstün/ Sadece/ Unutma/ Sen/ Şu/ Bitmeyen/ Kavgayı," vurgusuyla; "Sizlere selam olsun/ Hürriyeti yazan eller, dizen eller," der ve eklerdi "Açmaz/ Açamaz/ Deme/ Hiç/ Bir/ Zaman/ Bu/ Nar/ Çiçeği/ Açacaktır/ Elbet/ Bizim/ Caddelerimizde de/ Bayram/ Olacak/ Halkın/ Üstüne/ Böyle/ Kalksa da/ Faşist/ Namlular/ Namert/ Ellerdir/ En/ Sonda/ Bir/ Bir/ Kırılacak," dizelerini.
* * * * *
Şeceresine, "ben işçi çocuğuyum evladım/ demir yolu atölyesi işçilerinden/ emekli şükrü'nün oğluyum/ emekle doydu karnım" dizeleri kayıtlıydı.
"Gayrı bize ölüm yok/ Kavgayı/ Şiiri/ Ve seni çok seviyorum," diyen isyancılardandı.
"Acıyı Bal Eyleyen" bir düşünce ve davranıştı O.
Kolay mı?
Dizelerine, "Kanattılar türkümüzü, kırdılar çiçekli dallarımızı./ Tükürdüler içine ekmeğimizin, ağrıttılar ağrımızı"...
"Ulan öldürdüler bizi bu pezevenkler/ Bir tek günümüz geçmiyor ahsız Ofsuz/ Bir tek günümüz geçmiyor borçsuz harçsız/ Bir tek günümüz be yahu, bir tek günümüz oh diyesi/ Ulan öldürdüler bizi bu pezevenkler"...
"çirkindiler/ korkaktılar/ yarınsızdılar/ geldiler itilerek/ girdiler irkilerek/ kararttılar gecemizi/ Isırdılar karanlıkta/ kanattılar türkümüzü/ kırdılar çiçekli dallarımızı/ tükürdüler içine ekmeğimizin"...
"bir ülke ki ölüm ucuz/ yaşamak kan pahası"...
"bu zulüm/ bu işkence/ bu soygun/ burda bitmez/ bu oyun/ kapatılmaz/ defteri hiçbir/ namussuzluğun," hakikâti yansımıştı.
Ücretli köleliğe, patronlarına sonuna dek karşıydı. "fabrikayı işçiler çalıştırır/ işçileri bir milyoner/ ben diyorum ki size/ fabrikayı işçiler çalıştırır/ grev gittikçe büyüyor// bu düzen beyler düzeni/ bu düzeni ben yapmadım," derken uyarırdı onları: "Temiz yapın hapishaneleri beyler/ Bol pencereli/ Havalı olsun/ Duvarları fayans/ Yerler mozaik olsun/ Halı da serin beyler// Hep bu yönden esmeyebilir rüzgâr/ Bu koltuk hep bu yerde kalmayabilir/ Gün gelirde devran dönerse eğer/ Nasıl yatacaksınız beyler/ Nasıl dinlenecek o tatlı can bedenleriniz/ Bu ahır gibi zindanlarda?"
Mazeretlerin ardına saklanmayan, çekinmeyenlerden, her şeyi adıyla çağıranlardandı:
"hadin kardeşlerim hadin/ silkin meyvaları yeni bayram sabahlarına/ doldurun caddeleri ölümsüz adımlarınızla/ biraz daha biraz daha biraz daha yükseltin seslerinizi/ kurtulun bu yalınkat sızlanmalardan/ ey düşleri yaşamlarından büyük barış savaşçıları"...
"eti geçti/ duydun mu?/ bıçak kemikte/ duymadınsa duy artık/ behey allahın kulu/ bıçak kemikte/ duy da silkin n'olursun/ bu ne biçim uyku bu// kaldır artık başını/ 'kalsın benim dâvam dîvana kalsın' demiş ozan/ o dîvan sensin artık/ bıçak kemikte"...
"Uyan ey köşe bucağım/ Kırık kolum, sağır kapım, dilsizim/ Vaktidir direnmenin/ Vaktidir şimdi"
"Elbet bir bildiği var bu çocukların./ Kolay değil öyle genç ölmek,/ Yeşil bir yaprak gibi;/ Yüreği koparıp ateşe atmak/ Pek öyle kolay değil," dizelerindeki üzere...
Adı Hasan Hüseyin Korkmazgil'di; onurdu ve "Şiiri mücadele yoldaşı olarak seçen" Şükran Kurdakul'la aynı kuşaktandı.
* * * * *
Ve Can Yücel...
O; dili kullanmadaki ustalığı ve keskin yergi gücüyle şiirde benzersiz bir kimlik oluşturdu.
Öfke ve sevgi, nefret ve lirizm birer demirbaştır onun şiirlerinde...
Onun da raconu bu; sömürü düzeninden öc alırcasına öfkeli bir direniş sanki. Her dem sisteme karşı Can'siperane...
O parlak zekâ ve entelektüel birikim sokak ağzıyla yoğrulunca söylem ve biçim zorluğu da çekilmiyor. En ağdalı ifadelerden, en acılı ağıtlara, en yoğun sevda şiirlerine, al humor'u vur ironi'ye...
Ünlü yazar ve şairlerden çeviriler yaptı. 12 Mart darbe döneminde Che Guevara'nın 'Gerilla Harbi' ile 'İnsan ve Sosyalizm' kitaplarının çevirisi üzerine15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
"Umudu olmayan adam şiir yazamaz, şiir bir umudun olduğunun başlıca kanıtıdır, geleceğe, insanlığa. Beraber yaşamaya umudu olmayan adam zaten şiir yazmakta hayır görmez" diyordu. Onun için umudun yitirildiğini gördüğü yerlerde "acılı mizah" dediği dili kullandı.
Sevdiklerine şiirler adadı... Musa Anter katledildiğinde Ona yazdığı 'Musa Beğ' adlı şiirinde, argümanlarından hiç eksik etmediği kardeşlikten söz ediyordu:
"Musa Peygamber Kızıldeniz'in/ dalgaları arasında/ nasıl ulaştıysa/ O da kardaşlıkla/ dünya kardaşlığıyla/ ulaştı karşı kıyıya."
Resmiyeti ve resmi ideolojiyi hiç sevmedi. Şiirin şairiyle, kişiliğiyle bu denli örtüştüğü şair sayısı çok azdır. Zaten bir şiirinde yazmıştı: "Ben ömrümce muhalif yaşadım/ Devletçe de menfi bir TİP sayıldım/ Onun için kan grubum/ RH NEGATİF"
Yazdığı gibi yaşadı, yaşadığı gibi yazdı. Bize de yalansız yaşamayı önerdi[8] şiirlerinde yaşamı boyunca, "Yaşamayı yaşamak istiyorum" vurgusuyla ekleyerek:
"Bir koçbaşı gibi/ zorluyor duvarları çığlığımız/ açız çünkü/ açız güneşe, yeşile,/ toprağa ve açık havaya açız/ adam gibi çalışmaya/ insan gibi yaşamaya da açız"...
"Kuzu gibi olun diyorlar/ Büyüyüp ortaya çıkınca/ Koyun gibi gütmek için sizi"...
"Gül benizli isyanım!/ Eksi çıktıkça kanım, arta durdu bi canım../ Ben ölsem bile dipdiri o sol yanım"...
"Bir denizanasıdır umut,/ Ta suların ortasında,/ Açılır,/ Kapanır,/ Açılır,/ Kapanır,/ Kapanır,/ Açılır"...
"Bir insan görünce insan oluyorum/ Bir ağaç görünce ağaç/ Bir çiçek görünce çiçek/ Bir çocuk görünce çocuk/ Bir kadın görünce erkek/ Bir faşist görünce kahroluyor kahrediyorum"...
"Ne kadar çok elimiz varmış meğer/ İlkin, senin elinle tutuşan benimki/ Sonra çocuklarınki/ Gençlerinki/ Tekel işçilerininki/ Sonra, ellerin elleri.../ Ne kadar çok elimiz oldu, baksana/ Tutuşa tutuşa/ Bir orman yangını gibi"...
"Ne kadar yaşarsan yaşa,/ Sevdiğin kadardır ömrün"...
"Bu ara kendimi toprağa çok yakın hissediyorum/ O kadar seviyorum ki toprağı/ İçine giresim geliyor./ Bademlere sarılıyorum yolda,/ Ama öbür tarafa değil/ Bu topraklardaki/ Ne zaman olacağı meçhul/ Devrime doğru yürüyorum/ Nar çiçekleriyle"...
"Fidel çok insan bir dev./ Ağarmış saçları sakallarıyla/ Karlı bir dağ./ Gözlerinde güleç/ Kardelenler açıyor./ Sesi titremeyen bir ses/ Umudun sesi"...
* * * * *
Sonra "yanık otlar gibi/ sen bu şiiri okurken/ ben belki başka bir şehirde/ ölürüm," dizeleriyle, 2 Temmuz 1993'te Sivas'ın Madımak'ında yakılan Behçet Aysan...
1971 Ağustosu'nun o gece yarısında alıp götürdü askerler, Ankara Tıp Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi O.
Gözaltına alındığı Harbiye Cezaevinde öğrenecekti suçunu; 141 ve 142'ye muhalefet...
Gericiliğe, kapitalizme ve emperyalizme karşı özgürlük, eşitlik ve barış isteyen '68 kuşağının bir temsilcisiydi o da. Askerî öğrenci olması, yurdunun güzel geleceği için mücadele etmesine engel değildi. Öğrenci olaylarının içinde yer almış, 1969-1970'de Atilla Sarp'ın başkanlığındaki DEV-GENÇ'te sorumluluklar üstlenmişti.
Harbiye'de başlayan tutukluluk, Selimiye, Kartal-Maltepe, Ankara Mamak ve Ankara Merkez Cezaevlerinde toplam iki yıl sürdü. Bir sivil mahkeme tarafından sıkıyönetimin görevsizlik kararıyla 18 Aralık 1973'de tahliye olduğunda artık ne tıp fakültesi öğrencisiydi ne de askeri öğrenci.
Tüm olumsuzluklara karşın o mücadelesinden vazgeçmedi. Tırnaklarıyla, yüreğiyle ve sevgi dolu toplumcu şiirleriyle asıldı yaşama. Emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin, zulüm görenlerin yanında oldu her daim. 1976'da Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu örgütlenmesinin içinde bir süre sekreterlik ve eğitmenlik işlerini sürdürdü.
Anadolu'nun zengin kültürel şiir mozaiğini öne çıkarma düşündeydi, öyle de yaptı. Nitekim Refik Durbaş, "Aysan'ın şiiri yerel ile evrenselliğin kesiştiği yerde durmakta. Nâzım Hikmet, Attila Jozsef, Neruda, Ritsos misali şairlerle şiir arkadaşlığı evrenselliğinin göstergesidir," der.
12 Eylül sonrası siyasi denetimin yüksek olduğu yasaklı yıllarda dahi Behçet Aysan haksızlıklara karşı bir yanardağ gibi patlıyordu. Doktorluğa başladığı dönemlerde hastaneye gelen bir mahkûmun işkenceye uğradığını görünce, kolluk kuvvetleriyle kavgaya tutuşmuştu.[9]
Dizeleri buna kanıttı: "Yarın diye bir şey var" der ve eklerdi: "Ne dikenli teller olacak, ne tanklar tüfekler/ ne tüberküloz kalacak, ne lösemi/ ne işsizlik, ne banka, ne borsa/ süt gibi duru ve ak, ekmek gibi sıcak/ bizim de, bizim de günlerimiz olacak"...
Ardından yine 2 Temmuz 1993'te Sivas'ın Madımak'ında yakılan ve "Acı düştü peşime/ Ardımdan ıslık çalar." "Özenle boyadım ipliğini sevginin/ Gidip de bulamamanın incinmiş rengine./ Sisi gümüş bir rüzgârla tepelerden eğirdim/ Dokudum yalnızlığın bu serin kumaşını/ Sesime ayrılıklardan bir gömlek diktim./ Ölümü tastamam ezberledim de geldim." "Benim bu dünyada bir yerim olmadı,/ Kuytu gövdemi saymazsak eğer./ Gövdem ki varla yok arası,/ Hem varlığa, hem yokluğa değer./ Ama yüreğim hiç solmadı," diyen Metin Altıok'un dizeleri...
"Sen sofra bezini/ sevgiyle sererdin./ O zamanlar su azizdi,/ ekmek bereketli/ ben daha gençtim"...
"Ben seni yalansız/ Bahar gibi sevdim"...
"Yarın farklıdır bugünden/ Adı değişir hiç olmazsa/ Kara bir suyu geçiyoruz şimdilerde/ Basarak yosunlu taşlara/ Sen bugünden yarına/ Birazcık umut sakla/ Gün bitti sevdiceğim"...
"Sen yine de benden yana/ Ferah tut yüreğini./ Benim hüznüm yakasından/ eksik etmez çiçeğini"...
"Sık dişini, yılma sakın, vazgeçme bu umuttan/ Elbet bir gün insanlar hasretle kenetlenir/ Gör işte o zaman devranını dünyanın/ Bilinmedik cemrelerle bak nasıl çiçeklenir"...
"Bir yarım umuttur elimizde kalan,/ Göğüslemek için karanlık yarınları"...
"Senin şiirinden/ Kalkan turnalar/ Mutlaka bir halkın/ Solgun tarihine konarlar"...
* * * * *
"Şiir bir itirazdır. Şairin kendi adına değil o şiirdeki sözcükler aracılığıyla itirazı yeniden söylemektir. Şiir bir inat ve bir ısrardır,"[10] der devrimci mücadelenin militan, sosyalist şairi Ahmet Telli; ve dizeleriyle de doğrular:
"Büyük aşklar yolculuklarla başlar/ Ve serüvenciler düşer bu yollara ancak/ Onlar ki dünyanın son umudu/ Soyları tükenen birer çılgındırlar"...
"Hangi dağ efkârlıysa/ oradayız,/ perişan edilen/ her şey bizimdir./ Yağmur oluyoruz/ hangi ırmak kurusa,/ gülüşümüz çocuk,/ adımız eşkıyaya çıkmıştır bizim"...
"Kanlı bir nidâ işaretiyiz, tarihin imlâsını bozan/ Yaralı bir nidâyız yaşadığımız bu dünyada"...
"Hâlâ koynumda resmin./ Ve hâlâ sımsıcak durur anılar/ sımsıcak ve biraz boynu bükük/ Ne varsa yaşanmış ve paylaşılmış/ yasak bir kitap gibi durmaktadır/ ve firari bir sevda gibi./ Şimdi duvarlarda resmin"...
"Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini/ bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki/ onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan/ kadınları güzelleştiren herhâlde onlardı// Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün"...
"Belli ki dağların denizlerin/ ve göllerin üzerinden/ sıyrılıp gelmektedir seher/ Belli ki yakındır/ doğayı ve hayatı sarsacak saat"...
"Bir gök gürlese bari diyorum/ bir sağanak patlasa/ Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik"...
İnceliğin, dayanışmanın devrimci ozanıydı, Arkadaş(ımız) Zekâi Özger...
"Kalbim!/ Sen varsın./ Sen tökezleyen bir şarkı değilsin"...
"sevdan ki bir yakıcı kuştur yüreğimde/ gümbürder zulme karşı kan gibi/ ölürsem dağlar için ölürüm/ Ferhat kalırsam vuruşkan şahan gibi"...
"Yarın ne olur bilirim ben/ bahar gelir, otlar büyür// yarın şimdi senin uzanıp yattığın otlarda/ yarın yeni bir yeşillik büyüyecek"...
"Bir gün nasılsa/ bütün acılar eskiyecek!"
"yırtarak geçiyor kalbimizden/ hayatı da törpüleyen zaman/ şuramızda bir şey var/ acıya benzer/ umuda benzer"...
"Pencereyi aç/ sesin sarsın dünyayı/ duyulur elbet ta ötelerden/ Yürek kendini tanır"...
"alnını/ dağ ateşiyle ısıtan/ yüzünü/ kanla yıkayan dostum/ senin/ uyurken dudağında gülümseyen bordo gül/ benim kalbimi harmanlayan isyan olsun"... dizelerindeki gibi...
"Yürüdüğün vakit seninle birlikte yürüsün diye/ kentlerdeki daracık sokaklar,/ geniş alanlarına çıksın diye alınterinin,/ yürüdüğün vakit değişsin diye dünya,/ ve yaşam mutlu bir türkü olsun diye/ dağlarda tek tek yakılan bu ateşler!" dizeleriyle müsemma işçi sınıfı ozanıydı Kemal Özer; "öyle bir yol ayrımındasın ki artık/ mümkün değil tek başına savunman hiçbir şeyi,/ ya kalmana boyun eğeceksin ayaklar altında,/ ya alacaksın direnenlerin yanında yerini/ sahip çıkmak için yaşamın aydınlığına!" uyarısıyla...
Tıpkı, "Bu dünya ne tek tek yaşamakta,/ bu dünya ne rakının, ne şarabın içinde,/ bu dünya ne parada, ne pulda,/ ne kalleşlikte, ne zulümde./ Bu dünya aşkın içinde, alın terinde," dizeleriyle A. Kadir (İbrahim Abdülkadir Meriçboyu) gibi.
* * * * *
İşçi sınıfı deyince; "Dün nasılsa bugün de öyle,/ öldürülür taşıyanlar ışığı,/ başkaları alır onların yerini,/ ışığa dokunamaz ama kimse," dizeleriyle Louis Aragon...
"Fabrikada, sokakta/ alnı açık duranların yanında/ dev gibi doğruldular.// Bilek var, vuruşmaya./ Güç var, konuşmaya./ Soluk var, harcanmaya.// Can var, verilecek./ Kardeş var, ayakta./ Kardeşe can feda./ Zafer yakında," diye haykıran Eugène Guillevic...
"Kulak ver dinle/ Her acının sonunda/ Açık bir pencere vardır./ Aydınlık bir pencere/ Hayal edilecek bir şey vardır// Bir yaşam vardır yaşam/ Bölüşülmeye hazır," direnciyle Paul Eluard...
"Çekip gidince soyguncular/ Bir başka dünya kuracağız/ Yaşamak neymiş, yaşamak/ Sen o zaman gör bak!" ısrarlı umuduyla Vitezslav Nezval...
"Ey hayat,/ Yine de gülümseyerek/ bakıyorsak sana/ Bil ki zafer bizimdir," vurgusuyla Farid Farjad...
"Kim mi kurtaracak seni, köle?/ Görecekler seni, kardeş./ yuvarlananlar uçuruma,/ duyacaklar çığlıklarını:/ Seni köleler kurtaracak kurtaracaksa!/ Ya hep beraber ya da hiç birimiz./ Kurtulmak yok tek başına/ yumruktan ve zincirden," çözümüyle Bertolt Brecht...
"Bekle beni, döneceğim/ Bütün direncinle bekle beni./ Bekle hüzün yağmurları/ Gökyüzünü kaplayınca,/ Karakış üşütürken bekle,/ Sarı sıcaklar yakarken bekle./ Kimseler beklemezken bekle beni," sevdasıyla Konstantin Mikhailovich Simonov...
23 Temmuz 1942, saat 14.00'de, idamı öncesinde, "Geleceğim bazen uykudayken sen/ Beklenmedik, uzak bir konuk gibi./ Sokakta, bir başına koyma beni/ Kapıyı sürgüleme üstümden," aşkıyla ve "Kavga amansız ve katı./ Kavga, dedikleri gibi destansı./ Ben düştüm. Yerimi başkası alacak... o kadar./ Burda bir kişinin lafı mı olur?/ Kurşuna diziliş, dizildikten sonra kurtlar./ O kadar yalın ve akla yatkın./ Ama birlikte olacağız fırtınada, halkım, çünkü sevdik seni," diye haykıran Nikola Vaptsarov...
Nihayet "Yolun düşerse kıyıya bir gün/ ve maviliklerini enginin/ seyre dalarsan,/ dalgalara göğüs germiş olanları hatırla,/ selamla, yüreğin sevgi dolu/ çünkü onlar fırtınayla çarpıştılar eşit olmayan savaşta/ ve dipsizliğinde enginin yitip gitmeden/ sana liman gösterdiler uzakta," dizeleriyle isyancı dizelerin ne demek olduğunu hepimize bir kere daha anımsatan Pierre-Jean de Béranger...
Onların hepsi mirasımızdır...
* * * * *
Toparlarsak: İsyancı dizeler ezilen insan(lık)ı etkiledi, etkiliyor, etkileyecek de.
Ezilen insan(lık) bir şeyleri dert edince etkilerinin yarıçapı büyüdükçe büyüyor.
Ezilen insan(lık) kolayca "Bana ne?" diyemiyor. Gördüğünü, duyduğunu unutamıyor. Sıradan birisi olmanın kısır döngüsünden kurtuluyor.
Böylelikle de isyancı ozanın, şiir yazma olanakları büyüyor.
Bunun aksi mümkün değil. Malum: Hakikâtle yüzleşince duygular, düşünceler harekete geçer. Bu, Sait Faik Abasıyanık'ın "Yazmasam delirecektim," dediği noktadır.
İsyancı şiir tam da o noktada "olmazsa olmaz"dır...
Örnek mi? İşte Nevzat Çelik'in, 'İtirazın İki Şartı' dizeleri:
"çok olmadığımız kesin/ çok olan tarafta değiliz/ çok olan tarafta olmayacağız/ türkiye'de kürt olacağız/ kürtlerde ermeni/ ermenilerde süryani/ gidip almanya'da türk olacağız/ hollanda'da surinamlı/ fransa'da Cezayirli/ iran'da Azeri/ amerika'da zifiri zenci olacağız/ çoğalan zencide mutlaka kızılderili/ israil'de Filistinli/ köpeğin karşısında kedi/ kedinin karşısında kuş olacağız/ kuşun karşısında börtüböcek
hakemler hep karşı takımı tutacak/ ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı/ çiçeklerden kamelya olacağız/ az kolumuzun tarafında/ solda olacağız/ bu itirazın ilk şartı/ solda da az olacağız/ devrimi çoğaltırken çünkü/ bir başka devrime hızla azalacağız/ bu da itirazın ikinci şartı."
16 Ocak 2026 15:37:09, Muğla.
N O T L A R
[*] Kaldıraç Dergisi, No:295, Şubat 2026...
[1] Metin Altıok.
[2] Paul Eluard, Ozan ve Gölgesi, çev: Özdemir İnce, Adam Yay., 1984, s.46.
[3] Bkz: i) Temel Demirer, "Aykırı Dizeler, Şairler", Kaldıraç Dergisi, No: 209, Aralık 2018... ii) Temel Demirer, "Şairin Sorumluluğu, Şiirin Gücü", Avrupa Demokrat, Eylül 2023... https://temeldemirer.blogspot.com/2023/11/sairin-sorumlulugu-siirin-gucu.html iii) Temel Demirer, "Ezilenlerin, Ötekileştirilenlerin Şairleri", Güney Dergisi, No:97, Temmuz-Ağustos-Eylül 2021... iv) Temel Demirer, "Şairler Galerisi", Rojnameya Newroz, Eylül 2020... https://temeldemirer.blogspot.com/2020/11/sairler-galerisi.html v) Temel Demirer, " 'Bizim' Şiirin Şairleri", Kaldıraç Dergisi, No:111, Haziran 2010... vi) Temel Demirer, "Şiir(ler) ve Şair(leri) Burada, Ya Siz...", Patika Dergisi, No:74, Temmuz-Ağustos-Eylül 2011... vii) Temel Demirer, "İnsan(lık), Ona İnanan Şair(ler)in Şiir(lerin)e Muhtaç", Arasöz Sanat ve Politika Dergisi, Ekim 2015... https://temeldemirer.blogspot.com/2017/03/insanlik-ona-inanan-sairlerin.html viii) Temel Demirer, "Şiirleriyle Şairler", Kaldıraç Dergisi, No: 252, Temmuz 2022... ix) Temel Demirer, "Şiirin Şairleri, Şairlerin Şiiri", Güney Dergisi, No:66, Ekim-Kasım-Aralık 2013... x) Temel Demirer, "Şiir ve Şair Üstüne Düşünceler", İnsancıl Dergisi, No:259, Şubat 2012...
[4] Nuran Özyer, "Siyasal Şiirin Öncüsü: Heinrich Heine!", Cumhuriyet Kitap, No: 1780, 28 Mart 2024, s.10.
[5] Gültekin Emre, "Şiirler, Kitaplar, Meydanlar ve Şair İşçi: Vladimir Mayakovski", Cumhuriyet Kitap, No: 1782, 11 Nisan 2024, s.8-9.
[6] Çetin Desde, "Karanlıklara Karşı Aydınlanmanın Şairi: Tevfik Fikret", Güney Dergisi, No:34, No:109, Temmuz Ağustos Eylül 2024, s.38-47.
[7] Rita Gubert, Yedi Ses-Latin Amerikalı Yedi Yazarla Söyleşiler, 'Neruda'yla Söyleşi', çev: Celâl Üster, Can Yay., 2021, s.28.
[8] Hicri İzgören, "Şair Ölür Şiir Kalır", Yeni Yaşam, 10 Ağustos 2023, s.10.
[9] Okan Toygar, "Sosyalist Bir 'Elem Doktoru'...", Birgün, 24 Şubat 2025, s.2.
[10] "Şair Ahmet Telli: Şiir Bir İtirazdır", 20 Nisan 2025... https://www.avrupademokrat9.com/sair-ahmet-telli-siir-bir-itirazdir/
