"Sol Partili Elif Eralp’in Berlin seçimlerini kazanmasına seviniyoruz sevinmesine, ama gelişmeler sevincimizin çok çabuk kursağımızda kalacağına işaret ediyor."
Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin’de yapılan eyalet parlamentosu seçimleriyle Almanya’daki “süper seçim yılı” sonuçlanmış oldu. Faşist AfD Mecklenburg-Vorpommern’de birinci parti olurken, Berlin’de, önceki yazılarımızda öngördüğümüz gibi, Sol Parti yarışı önde bitirdi. İktidar partisi CDU Mecklenburg-Vorpommern’de barajın altında kalarak tarihi bir yenilgi aldı. Berlin’de de oy kaybı yaşayarak hükümetten uzaklaştırıldı. Şansölye Merz ise seçim sonuçlarının açıklanmasından hemen sonra basının karşısına geçti ve olası istifa taleplerinin önünü almaya çalıştı.
Seçim sonuçlarını eyaletlere göre değerlendirmeden önce bu yıl yapılan seçimlerin gösterdiklerine bakalım. Bir kere seçmenlerin ezici çoğunluğu oylarını egemen siyasete duydukları güvensizliği ve uygulamaya sokulan politikalara yönelik hoşnutsuzluğu gösteren biçimde kullandılar. O açıdan seçim yılının kaybedeninin egemen siyaset olduğunu söyleyebiliriz. Diğer yandan, ikincisi, faşist AfD burjuva medyasının ve egemen siyasetin söylemlerini üstlenerek verdikleri destekle, seçmenlerin hoşnutsuzluğunu kendisine oy olarak yönlendirebildi. Üçüncüsü metropoller ve kırsal alanlar arasındaki siyasi yönelim farklılıkları bariz bir biçimde ortaya çıktı. Dördüncüsü, iktidar ortağı olan sosyal demokratlar CDU’nun hezimetine ortak olurken, transatlantikçi ve savaş çığırtkanı Yeşillerin tılsımı bozularak, oy kaybı yaşadılar. Beşincisi, Berlin’de konut sorunundan ve gelir kayıplarından yakınan genç seçmenlerin büyük bir kısmının oyunu alabilen reformist Sol Parti, Berlinlilerin maddi yaşam koşullarının düzeltilmesini, emlak tekellerine karşı kamusallaştırmanın zorunluluğunu ve insanların somut sorunlarına somut çözümleri seçim kampanyasının merkezine oturtarak birinci parti olmayı başarabildi.
Eyaletler bazında seçim değerlendirmesi
Meclenburg-Vorpommern eyaletinde faşist AfD geçen seçimlere nazaran oylarını yüzde 21,1 artırarak toplamda yüzde 38,2 oy aldı. Eyalet parlamentosunda 32 sandalye ile en büyük parti olan faşist AfD, her ne kadar hükümeti kuramayacak olsa da – çünkü koalisyon ortağı olabilecek CDU, FDP ve BSW parlamentoya giremediler – gene de sandalye sayısıyla Eyalet Anayasa Mahkemesi hakimlerinin atanması veya kamu basın-yayın kuruluşlarının yayın politikalarını belirlemek gibi önemli kararlarda söz sahibi olacak. Bununla birlikte eyalet çapında kurum ve kuruluşlara kadrolarını yerleştirebilecek.
Sosyal demokratlar, Eyalet Başbakanı Manuela Schwesig’in tanınırlığı sayesinde sadece yüzde 4,1 oranında kayıpla yüzde 35,5 oy aldılar ve 29 milletvekili ile eyalet hükümetini yeniden kurma fırsatını elde ettiler. Şimdiye kadarki hükümet ortakları olan Sol Parti oylarının üçte birini kaybederek yüzde 6,5 oyla beş sandalye kazanırken, Yeşiller az bir kayıpla ve yüzde 5,7 oy oranıyla beş milletvekiline sahip oldular. Böylelikle de kurulacak yeni eyalet hükümetinin üçüncü ortağı olabilecekler. Sol Parti’den ayrılan Sahra Wagenknecht’in kurduğu BSW ise, aynı CDU ve FDP gibi parlamento dışında kaldı.
SPD’li Eyalet Başbakanı Schwesig’in Sol Parti ve Yeşiller ile yol devam etmesine artık kesin gözüyle bakabiliriz. SPD, Sol Parti ve Yeşiller 71 sandalyeli parlamentoda 39 milletvekiliyle çoğunluğa sahipler. Ayrıca yeni hükümetin hayli gürültüsüz kurulabileceğinden hareket edebiliriz, çünkü savaş politikaları ve asosyal politikalar konusunda SPD ve Yeşiller aynı noktada dururlarken, reformistler daha önceki hükümette kalabilmek için Federal Eyaletler Meclisinde Federal Hükümetin silahlanma adımlarına onay vererek, her türlü tavize hazır olduklarını kanıtlamışlardı. Şimdi de, ki seçim akşamı yapılan açıklamalardan bunu okumak mümkün, “demokrasimizi koruma” gerekçesiyle SPD ve Yeşilleri her istediğini kabul edecek bir hükümet ortağı Sol Parti söz konusudur.
Berlin seçimlerinde ise sonuçları etkileyen en önemli nedenin konut krizi olduğunu söyleyebiliriz. Sol Parti yüzde 25,7 ile oylarını yüzde 13,4 artırarak birinci parti olurken, faşist AfD yüzde 16,3 ile 29 milletvekilini eyalet parlamentosuna sokmayı başarabildi. Şimdiye kadarki eyalet hükümetini, yani asıl adıyla Berlin Senatosu’nu oluşturan CDU ve SPD önemli kayıplar yaşadılar. CDU yüzde 19,8 ile 34 milletvekilini parlamentoya sokarken, hükümet ortağı SPD yüzde 12,2 ile 22 sandalyeye sahip oldu. Yüzde 4,1 oy kaybeden Yeşiller ise yüzde 14,3 oy alarak 26 milletvekiline sahip oldular.
Konut krizi Berlin’de giderek daha fazla insan için geçimlerini tehdit eden boyutlara ulaştığından, emlak tekellerinin kamulaştırılmasını, sosyal konut inşasına hız verilmesini ve kiralara yasal üst sınır getirilmesini savunan Sol Parti, seçimlere katılım oranının da artmasından yararlanarak birinci parti olabildi. 24 yaş altı seçmenlerin yüzde 40’ından fazlasının oyunu alabilen Sol Parti, daha önceki seçimde oy kullanmayan seçmenlerin de oylarının önemli bir bölümünü almayı başardı.
Tarihinde ikinci kez eyalet seçimlerinden en güçlü parti olarak çıkan Sol Parti eyalet Başbakanını [Berlin’deki sıfatı “Hükümet Eden Belediye Başkanıdır”] çıkartabilir. Bunun için SPD ve Yeşiller ile koalisyon kurması gerekmekte. Ancak gerek emlak tekellerinin kamusallaştırılmasına karşı çıkan gerekse de burjuva medyasının “Antisemitizm” kampanyasına destek veren SPD ve Yeşillerin böylesi bir koalisyon için Sol Parti’den isteyecekleri tavizlerin haddi hesabı yok. Kaldı ki SPD ve Yeşiller CDU ile de hükümet kurabilecek pozisyondalar. Gerçi olası bir Sol Parti-SPD-Yeşiller hükümeti 158 sandalyeli parlamentoda 95 milletvekili ile çok rahat bir çoğunluğa sahip olabilir, ancak aritmetik olarak mümkün olanın, siyaseten mümkün olabileceğini söylemek için çok erken.
Türkiye kökenli Elif Eralp’i başbakanlık adayı olarak göstererek küçümsenemeyecek bir jest yapan Sol Parti’nin Berlin eyalet örgütü, hükümet sosyalistleri olarak adlandırabileceğimiz bir kesimin kontrolü altında. Her ne kadar Elif Eralp’in seçim başarısındaki rolüne göçmenler açısından sevindirici bir gelişme olarak bakılsa da önemli olanın bir siyasetçinin kökeni değil, seçim öncesi savunduklarıyla seçim sonrası yaptıklarının olacağı unutulmamalıdır. Nihayetinde Almanya bir göç ülkesidir ve her göç ülkesinde olduğu gibi, göçmenlerin sonraki kuşaklarının ekonomide, kültür alanında, toplumda ve siyasette üst düzey noktalara gelmelerinden doğal bir şey yoktur. Baden-Württemberg Eyalet Başbakanı Yeşil Cem Özdemir veya Dışişleri Bakanlığında Devlet Bakanı görevini yürüten CDU’lu Serap Güler’in politik duruşlarını sırf Türkiye kökenliler diye onaylayacak değiliz. Elif Eralp’i de bundan sonra yapacakları ile değerlendireceğiz.
Olası gelişmeler
Mecklenburg-Vorpommern’de SPD, Sol Parti, Yeşiller koalisyonunun kurulmasına kesin gözüyle bakılırken, Berlin’de Senato’nun hangi koalisyon tarafından oluşturulacağı henüz belli değil. Seçim akşamı Yeşiller Başkanı Franziska Brantner televizyonda partisinin “Neukölln’lü Antisemitiklere bağımlı bir partiyle koalisyon kurmayacağını” söylerken, aynı akşam televizyona çıkan SPD temsilcileri, SPD’nin kamusallaştırmayı kesinlikle reddettiğini ve “Sol Parti, SPD, Yeşiller koalisyonunun oluşturulmasının çok zor olduğunu” vurguluyordular. Aynı şekilde Berlin’in Olimpiyat yeri adaylığı veya polis teşkilatının bütçesinin artırılması gibi konularda da SPD ve Yeşillerin taviz vermesi pek olanaklı gözükmüyor.
Diğer yandan, burjuva medyası dahi bütün gözlemciler Sol Parti’nin koalisyon görüşmelerinde “gereğinden fazla esnek” davranacağını öngörüyorlar. Şimdiye kadarki politikalarına bakarak bunun gerçekçi olduğunu söyleyebiliriz. Hükümetin başı olma fırsatı Sol Partinin kamusallaştırma gibi seçim vaatlerini çok çabuk unutmasına ve “CDU’nun hükümet partisi olmasını engelleyen zorunlu uzlaşıları” hemen kabul etmesine neden olabilir. Gerçi Sol Parti Berlin eyalet örgütünün bir kısmı istenilecek tavizlere şimdiden karşı çıkmakta, ancak önümüzdeki cuma günü yapılacak olan özel parti kurultayında hükümet sosyalistlerinin çoğunluğuyla bu tavizlerin verilmesi, Filistin destekçisi partililerin “parti disiplinine” uymalarının istenmesi ve koalisyona evet denilmesi yönünde bir karar pek ala alınabilir.
Ancak böylesi bir karar dahi SPD ve Yeşillerin Sol Parti ile koalisyona evet demeleri için yeterli olmayabilir. Çünkü seçim vaatlerinden vazgeçecek bir Sol Partinin öncülüğünde kurulacak olan hükümetin alacağı toplumsal tepkiler büyük olacaktır. O açıdan SPD ve Yeşillerin, burjuva medyasının şiddetini artırarak devam edeceği anti-sol kampanyaya maruz kalmaktansa, oy kaybettiği için SPD ve Yeşillerin her isteğine evet diyecek bir CDU ile koalisyon kurmaları daha çekici olabilir. Sonuç itibariyle önümüzdeki birkaç hafta bize Berlin’de nasıl bir hükümet kurulacağını gösterecektir.
Federal düzeydeki siyasete gelince, seçim sonuçlarının orta vadede ya azınlık hükümetine ya da erken genel seçimlere yol açma olasılığını artırdığını söyleyebiliriz. Merz hükümetinin önemli derecede güven kaybettiğini gören CDU ve CSU içerisinde Şansölye Merz’e destek çıkılıyor olsa da, Merz’in bir sonraki Federal Parlamento Seçimlerinde aday olmayacağı belli oldu. Şimdiden Merz’in güven oylamasına gitmesini isteyen sesler çoğalmaya başladı. CDU ve CSU’nun önde gelen siyasetçileri başlatılan “reformların” hızla devam ettirilmesini istiyorlar. Ama aynı zamanda hükümet ortakları SPD üzerindeki baskıyı da artırıyorlar. SPD’nin Berlin’de Sol Parti ve Yeşiller ile koalisyon kurması durumunda, CDU ve CSU’nun da artık faşist AfD ile birlikte hareket edebileceğinden bahseden açıklamalar peş peşe geliyor. Bu da SPD’nin Berlin’de Sol Parti ile hareket etmesini zorlaştıran yeni bir baskı faktörü haline geliyor.
Kısacası, Almanya’daki egemen siyaset ciddi bir güven kriziyle karşı karşıya. Önümüzdeki aylarda hem Merz hükümetinin demokratik ve sosyal haklara yönelik saldırılarının şiddetini artıran ve militarist dönüşüme hız veren adımlarına hem de faşist AfD’nin hükümet ortağı olabilmesi için gerekli dizayn çabalarına tanık olabiliriz.
Sol Partili Elif Eralp’in Berlin seçimlerini kazanmasına seviniyoruz sevinmesine, ama gelişmeler sevincimizin çok çabuk kursağımızda kalacağına işaret ediyor.
* * *