Bu hafta, »Türkiye’nin yeni dış politikası ve bu politikanın Balkanlar-Kafkasya-Ortadoğu üçgenindeki etkisi« başlığı altında bir sunumda bulunmak üzere Potsdam’a davetliydim. Potsdam, DIE LINKE’nin iktidara ortak olduğu Brandenburg eyaletinin başkenti. Açıkcası daveti, hükümetteki sol hakkında gözlemlerde bulunurum beklentisiyle de kabul etmiştim.

Beklediğim gibi de oldu, bazı yoldaşlarımla görüşebildim. Solun hükümetlere ortak olması tartışmalı ve hayli komplike bir konu. Ama beni asıl şaşırtan, konuşmacı olduğum toplantıya katılanların ne denli hazırlıklı geldikleri oldu. Genelde böylesi toplantılarda hayli önyargılı ve çoğunlukla yüzeysel bilgiye sahip olan dinleyicilerle karşılaştığım için, şaşırmıştım. Şunu da belirtmeliyim; toplantıya sadece 12 kişi katıldı ve yaş ortalaması – tahminen – yetmişin üzerindeydi. Katılımcılar Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde parti ve hükümet üyeliği yapmış eski komünistler ve emekli öğretim üyeleri olunca, kendimi bir imtihan komisyonu önündeymiş gibi hissetmedim değil...

Neyse konuyu dallandırmayayım; bir dinleyicinin sorduğu sorulardan bir tanesi beni hayli düşündürdü ve bugünkü köşe yazımı bu konuya yoğunlaştırmama neden oldu. Willy hoca, ki Ortadoğu’yu yakından tanıyan bir uluslararası stratejiler uzmanı, şöyle dedi: »Görebildiğim kadarıyla farklı ulus devletlerinin sınırları içerisinde yaşayan Kürtler arasında kendilerine ait ulus devlet kurma arzusu daha da yaygınlaşıyor. Bu anlaşılabilir bir gelişme. Türkiye’deki Kürt hareketi ise, farklı bir konseptle dikkat çekiyordu. Ancak son dönemlerde, Kuzey Irak yönetiminin etkisiyle midir bilemem, ama, örneğin BDP giderek Kürdistanî olmaktan ziyade bir Kürt partisi görünümü veriyor. Ne dersin, yoksa yanılıyor muyum?«

Zaman kısıtlı ve sorular çeşitli olunca, bazı sorulara verebildiğiniz yanıtlar da kısa ve eksik kalıyor. Willy hocaya tatmin edici bir yanıt veremedim maalesef, ama sorduğu soru hâlâ kafamı kurcalamaya devam ediyor ve yeni sorularla bezenerek, kafamı kurcalamaya devam edecek gibi.

Kürt değilim, olsaydım, soru beni böyle meşgul eder miydi bilemiyorum. »Kürt partisi mi, Kürdistanî parti mi?« - derin bir soru. Okurlardan, »Kürt ve Kürdistanî arasında bir fark yok ki« itirazlarının yükseldiğini duyar gibiyim. Sahiden fark yok mu? Gelin, biraz sesli düşünelim.

Yüzeysel bir bakışla, »velev ki BDP Kürt Partisi« denilebilir. Ama bu son derece naif bir yanıt olmaz mı? Ve hemen peşinden başka bir soruyu, yani »Kürtler, sınıfsız ve imtiyazsız, bütünleşmiş bir toplum mu« sorusunu provoke etmez mi? Gerçi Kürtlerin »sınıf ve katmanlarıyla tek yürek« olduğunu iddia edenler yok değil, ama bu Kürt coğrafyasının gerçeklerine ne denli uygun? Bilhassa Kürt proleterleşmesinin bu denli arttığı bir dönemde...

Sadece anımsatmak için bir kaç sayı verelim: 2011 yılında sayıları toplam 9,5 milyona varan »Yeşil Kart« sahiplerinin yüzde 46’sının anadili Kürtçe. Türkiye genelinde yaşayan ve anadili Kürtçe olanların yüzde 23’ü açlık sınırının, yüzde 53’ü ise yoksulluk sınırının altında yaşamak zorunda. Buradan şu soru çıkartılabilir: sadece »Kürt partisi« olan bir siyasî formasyon, örneğin Diyarbakır’lı bir Kürt işadamı ile Hakkarî’de yaşayan bir Kürt köylü kadınının siyasî karar mekanizmalarına eşit katılımını ve farklı olan çıkarlarını savunmayı nasıl sağlayabilir? Yani »ezilenlerin ezilenleri« olan baldırı çıplaklar ve kadınların sınıfsal çıkarları ulus potasında »ortak çıkara« eritebilinir mi?

Düşünmeye devam edelim; sadece »Kürt partisi« olan bir siyasî formasyon, doğal olarak »büyülü amacı« ulus devlet olunca, aynı coğrafyada yaşayan »Kürt olmayanları« programının neresine koyacaktır?

Ulus potasının 20. Yüzyıl’ın bir kalıntısı olması bir yana, asıl can alıcı soru şu: Suriye örneğinde görüldüğü gibi, bölgeyi yangın yerine çevirebilecek bir Şiî-Sünnî çatışmasının arifesinde, kurtuluşçu bir konsept olarak ifade edilen »Demokratik Konfederalizm«in gereğini bir »Kürt« partisi mi, yoksa »Kürdistanî« bir parti mi yerine getirebilecektir?

Velhasılı, Willy hocanın sorusu zor bir soru ve kanımca en doğru yanıt »ezilenlerin ezilenleri« tarafından verilebilir, »ezilenlerin ezenlerince« değil!

16 Haziran 2012



Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Avrupa Postası'nın kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner67

banner68

banner71

banner62

banner3

banner73

banner57

banner11

banner56

banner14

banner58

banner82

banner27

banner59

banner81