Avrupa genelinde kemer sıkma politikalarının bir sonucu olarak derinleşen hayat pahalılığı, barınma hakkı ihlalleri ve eğitimdeki nitelik kaybı, gençliği kitlesel bir direnişe sevk etti. İspanya’dan İtalya’ya, Arnavutluk’tan Fransa ve Portekiz’e kadar kıtanın dört bir yanında binlerce genç, neoliberal ekonomik krizin, fahiş eğitim masraflarının ve piyasalaşan eğitim sisteminin faturasını ödemeyi reddederek meydanları doldurmaya başladı.
Ali ARAYICI / PARİS
Fransa’da ise eğitim sistemindeki yapısal tıkanıklıklar, lise ve üniversite gençliğinin sokağa çıkmasına neden oldu. Ülke genelinde geniş bir tabana yayılan öğrenci hareketleri, kolluk kuvvetleri ile gençleri karşı karşıya getirirken pek çok kentte sert çatışmalara ve tırmanan gerilime sahne oldu.
Eylül ayı sonlarında filizlenen eğitim protestoları, toplumsal muhalefetin de ivme kazanmasıyla birlikte 17 Ekim itibarıyla kırılma noktasına ulaştı.
CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ İÇİN BİR SINAV
Öğrencileri kitlesel öfkeye sürükleyen sebeplerin başında bitmek bilmeyen uzun okul saatleri, fiziki açıdan harap durumdaki bakımsız sınıflar ve geleceğe dair kaygıları artıran şeffaflıktan uzak üniversiteye giriş sistemi yer alıyor. Ancak bardağı taşıran asıl damla, kronikleşen öğretmen eksikliği oldu. Okullarda doldurulamayan boş kadrolar nedeniyle on binlerce öğrenci, en temel hakları olan eğitimden rutin olarak aylarca mahrum kalıyor ve dersleri boş geçiyor.
Eğitim sisteminde baş gösteren bu yapısal ve derin kriz, yalnızca toplumsal bir refah sorunu olmaktan çıkıp ülkenin siyasi geleceğini de doğrudan tehdit eden stratejik bir meseleye dönüşmektedir. Nisan-Mayıs 2027’de cumhurbaşkanlığı seçimi için sandık başına gitmeye hazırlanan Fransa’da, sokaklardan ve okullardan yükselen bu kolektif çığlık, demokratik sürecin merkezine oturmuş durumdadır.
Élysée Sarayı için yarışacak adayların ve mevcut hükümetin önündeki en çetin sınav, vaatlerin ötesine geçerek bu toplumsal huzursuzluğa nasıl somut, köklü ve ikna edici çözümler sunacaklarıdır. Seçime giden bu kritik süreçte eğitim krizi, yalnızca bir gündem maddesi değil; liderliğin, vizyonun ve ülkenin geleceğini inşa etme kabiliyetinin en belirleyicisi olacaktır.
DEMOKRATİK SENDİKALARIN DESTEĞİ
Fransa’da yükselen hayat pahalılığı ve tırmanan toplumsal gerilim, ülkeyi geniş çaplı bir siyasi krizin eşiğine getirdi. ABD’nin askerî operasyonlarının ardından Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasıyla tetiklenen küresel enerji krizi ve buna bağlı yakıt zamları, halkın sabrını taşıran son damla oldu. İlk olarak öğrenci hareketleriyle başlayan kitlesel yürüyüşler, yaşam maliyetlerinin dayanılmaz boyutlara ulaşmasıyla kısa sürede geniş tabanlı toplumsal protestolara dönüştü.
Sürece, ülkenin en güçlü işçi oluşumlarından biri olan Komünist Partisi (PCF) yanlısı Genel İş Konfederasyonu’nun (CGT) da dâhil olması, eylemlerin niteliğini değiştirdi. Demokratik sendikal blokların da desteğini arkasına alan CGT, temel tüketim maddelerinin fiyatlarının düşürülmesi, emekli maaşlarının yeniden düzenlenmesi ve çalışan ücretlerinin enflasyon karşısında erimesini önleyecek radikal artışlar yapılması yönünde hükümete net bir çağrıda bulundu.
İki dönemlik görev süresinin sonuna yaklaşan ve Élysée Sarayı’ndaki vedasına hazırlanan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, derinleşen krizi yönetmek adına kurmaylarıyla acil bir toplantı gerçekleştirdi. 19 Ekim’de televizyondan ulusa seslenen Macron, toplumsal uzlaşı arayışına girerken İçişleri Bakanı Laurent Nuñez ise daha sert ve tavizsiz bir duruş sergiledi.
Nuñez, kamu binalarını hedef alan yağma ve kundaklama eylemlerinden “aşırı solcu” grupları ve “provokatörleri” sorumlu tutarak Fransız hükümetinin sokak baskısına boyun eğmeyeceği ve yeni bir taviz vermeyeceği mesajını kararlılıkla vurguladı.
SOKAKTAKİ DİRENİŞ SONUÇ VERDİ
Fransa’da eylül ayından bu yana ivme kazanarak devam eden toplumsal protestolar ve kitlesel öğrenci eylemleri, Emmanuel Macron yönetiminin ekonomi ve eğitim politikalarında geri adım atmasını sağladı. Élysée Sarayı ve hükümet kanadından yapılan açıklamalarda, kemer sıkma politikaları kapsamında planlanan bütçe kısıtlamaları ve vergi düzenlemelerinden vazgeçildiği veya bu kararların kapsamlı biçimde revize edildiği duyuruldu.
Lise ve üniversite öğrencilerinin öncülüğünde başlayan gösteriler, kısa sürede ülke geneline yayılarak hükümet üzerinde büyük bir siyasi baskı oluşturdu. Özellikle akaryakıt üzerindeki vergi yükünü artıran yeni mali düzenlemeler ile eğitim bütçesinde kesintiye giden kararlar, toplumun geniş kesimlerinin tepkisini çekti. Sokakların ve meydanların kararlı duruşu karşısında yürütme organı, toplumsal barışı yeniden tesis etmek adına geri adım atmak zorunda kaldı.
Eğitimde reform ve istihdam sözü
Öğrenci sendikalarının ve gençlik örgütlerinin taleplerine yanıt veren hükümet, eğitim sektöründeki yapısal krizleri hafifletmek adına kronikleşen öğretmen açığıyla mücadele için 3.000 yedek öğretmenin acilen göreve başlatılacağını açıkladı. Bunun yanı sıra, demokratik katılımı artırmak amacıyla öğrencilerin okul yönetimlerindeki karar alma mekanizmalarına resmî olarak dâhil edileceği belirtildi.
Eğitim alanındaki en radikal geri adım ise yükseköğretimde yaşandı. Hükümet, önümüzdeki yılın bütçe planlamasında yer alan ve büyük tepki çeken üniversite kayıt harçlarını artırma planından tamamen vazgeçtiğini ilan etti.
Sübvansiyon hamlesi ve kabine krizi
Eğitim cephesindeki bu gelişmelerin yanı sıra, eylül ortasında patlak veren ve ülkeyi lojistik olarak durma noktasına getiren akaryakıt protestoları da meyvesini verdi. Élysée Sarayı, stratejik öneme sahip belirli sektörleri korumak amacıyla benzin ve akaryakıt sübvansiyonlarının artırılacağını duyurdu. Süreç, sokaktaki eylemlerin ötesine geçerek hükümet içinde ciddi bir siyasi krize de yol açtı.
Protestoların odağındaki isim olan ve eylemcilerin doğrudan istifasını talep ettiği İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, görevinden istifa ettiğini sundu. Ancak Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, kabinedeki istikrarı korumak ve protestolara tamamen boyun eğmiş bir imaj çizmemek adına bu istifayı kabul etmediğini açıklayarak Nuñez’e olan güvenini tazeledi. Siyasi analistler, Macron’un bu hamlesini toplumsal öfkeyi dindirirken devlet otoritesini koruma çabası olarak yorumluyor.
Élysée’den revizyon mesajları
Siyasi analistler, yapılan son açıklamaları Macron yönetiminin toplumsal muhalefeti yatıştırma stratejisi olarak değerlendiriyor. Élysée Sarayı’ndan gelen kulis bilgilerine ve resmî açıklamalara göre, protestolara neden olan bütçe kısıtlamaları rafa kaldırılırken akaryakıt fiyatlarını doğrudan etkileyecek vergi artışları da ileri bir tarihe ertelendi veya tamamen iptal edildi. Ayrıca eğitim sektöründeki reformların da paydaşlarla yeniden müzakere edileceği bildirildi.
Bu gelişme, Fransa’da toplumsal hareketlerin ve demokratik protesto hakkının, hükümetlerin ekonomi politikalarını şekillendirmede hâlâ ne kadar belirleyici ve dönüştürücü bir güce sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Sokaktaki demokratik direnişin iktidarı geri adım atmaya ve yapısal reformlara zorlaması, öğrenci eylemlerinin sönümlenmesini sağlayacak mı? Bu tarihsel sürecin nasıl şekilleneceğine önümüzdeki dönemde hep birlikte tanıklık edeceğiz.



