“Zaman rüzgâr gibidir durduramazsın” derler. Gerçekten de öyledir.

Eylül'ün son haftasının en güzel günlerinde İzmir’deydim. Beni, İzmir Menderes ilçesine Klaros Felsefe Akademisinin kurucuları olan Prof. Dr. Kamuran Ebeyoğlu ve Dr. Osman Sirkeci, II. Klaros Felsefe Şölenine Çocuklarla Felsefe ve Çocuklarla Felsefe Atölyesinin önemi konusunda sunum için davet ettiler. Evlerinde konuk ettiler. İnsanlığa yakışır bir misafirperverlik gösterdiler. Ayrıca değerli dostum, arkadaşım Engin ve Fatmagül Şirin de beni evlerine konuk ettiler. 

Başta İzmir Konak'ta bulunan Çocuk Oyuncaklar Müzesi olmak üzere İzmir’de görülmesi gereken yerleri görmemi sağladılar. Elbette İzmir'de olduğum sürece beni yalnız bırakmayan kız yeğenim sanat dersleri öğretmeni olan Nebahat Demirel ile doğduğumuz köydeki anılarımızı konuşmamızda bana başka bir haz verdi.

Ancak İzmir’de Sivas Madımak Şehitleri Anıtı’na gidince şok oldum. Nesimi Çimen, Asım Bezirci Hasret Gültekin, Metin Altınok, Behçet Aysen’in resimleri bulunduğu tabletler kırılmış. Diğerlerin üstü çizilmiş veya ezilmiş, çevresi bakımsız. Oysa ki bu Sivas Madımak Şehitleri Anıtı’nın bulunduğu ilçe belediye başkanı ve meclis çoğunluğu CHP’nin.

Sadece CHP Belediye ve yetkilileri değil tüm İzmir'de yaşayan demokral, solcu ve devrimci insanlar, gruplar kendi politik, sosyal ve kültürel çalışmalarında Sivas Madımak Şehitlerinin ad ve eserlerin kullanıyorlar, ancak onların adına yapılan bir anıta sahip çıkmıyorlar, korumuyorlar. Sanatçılarına, bilim insanlarına ve şehitlerine sahip çıkmayan bir toplum hiçbir başarıya imza atamaz. Hep tökezliyerek yürür.

Amasya’dan kardeşim diye seslendiğim ve Almanya'da Fakir Baykurt'un şemsiyesinde oluşturduğumuz, ATYG de Mevlüt Asar, Halit Ünal ile birlikte yer alan Ali Özenç Çağlar ve Eşi Nesrin Hanım İzmir’e beni görmeye geldiler. Akşam yemeğinden sonra Ali eserlerinde birer bölüm okuyarak güzel bir edebiyat saati yaşattı yüzlerce katılımcıya. Ali, bana Liman Yayınevi’nden çıkan “Siyanürlü Topraklar” adlı romanını imzalamıştı, verdi. Severek okudum, dört gecede bitirdim. Mutlaka okunması gereken bu romanı tek başına ele alacağım bir değerleme yazısı yayınlayacağım.

İzmir’de son gün akşam yemeğinden sonra değerli Felsefe Öğretmeni Gülefer Yaşar Uygur ile Alattin Uygur’un cennet köşkü gibi evin bahçesinde Prof. Dr. Sinan Özbek ve eşi Hava Bakaç ile meyve suyu ve Alettin Uygur Hocanın elleriyle damıttığı şarabı yudumlayarak geçmiş yüz yıllarda ve günümüzdeki felsefe eğitimi üzerine konuştuk. İki farklı dünya görüşüne sahip olmamıza rağmen oldukça dostça, kardeşçe sohbet ettik. Ben sıkça tekrarlarım “her sohbet beyni zenginleştiren bir ders saatidir.” Gerçekten o akşam ki sohbetimizde çok öğretici oldu bizler için.

İzmir’de bulunduğumu beş günün her dakikasında yeni şeyler öğrendim. Yeni dostlar edindim. Mübadele Derneğinin temsilcileri İstanbul'dan geldiler, arkadaşım Kemal Yalçın’ın “Emanet Çeyiz’ Kitabına Kasım ayında bir törenle ödül verileceği açıklamaları başta Fakir Baykurt’un bizlere miras bıraktığı ATYG (Avrupa’da yaşayan Türkiyeli Yazarlar Grubu” üyesi olan Kemal Yalçın, Turan Akpınar ve ben olmak üzere orada bulunan yüzlerce insanı heyecanlandırdı ve sevindirdi.

Elbette bana da Çocuk Felsefe Atölyesi adına Prof. Dr. Kamuran Elbeyoğlu ile Dr. Osman Sirkeci’nin yerel genç sanatçı olan Hasene Genç’in bir eserinin ödül olarak vermeleri de beni çok mutlu etti.

İzmir’den dişlerimi yaptırmak için Antalya’ya geldim. “Dişi sağlam olmayanın sağlığı da sağlam olmaz” derler. Gerçekten de öyleymiş.

Üst çenemde dökülen dişlerim beni oldukça zorluyordu. Antalya’da Diş Doktoru Deniz Yürekli’nin Konya altındaki praksisine gittim. Nereden baksan Akdeniz suların mavisi ile gök mavisi kucaklaşıyor. O doğal güzellik insanın ruhunu okşuyor ve dinlendiriyor. Elbette Dr. Deniz Yürekli ile iş arkadaşların dostça yaklaşımı da inanılmaz bir güven veriyor. Pencereden deniz manzarasına bakarken ağzından kaç dişin çekildiğin farkından bile olmuyorsun.

Ben İzmir’de ayrılırken Yazar Nedim Yaşar Gürsoy, bana bir şiir kitabını verdi. Aldım, açtım ve bu dizeleri seslice okudum:

Üç tehlikeli beyaz / Birincisi bankalar / İkincisi borsalar / Üçüncüsü sigortalar /

Uzak dur / Dikkat et / Üç tehlikeli beyaz / Yoksa seni bozar”

Haberleşmek dileğiyle ayrıldık.

Antalya’da beni şair Şehmus Ay dostum karşıladı. Benim “Savaşa Karşı Olmak” ile “Çocuklarla Felsefe Yapmak” kitaplarımı ZUZU yayınevinde hazırlayıp İzmir’de ki II. Klaros Felsefe Sanat Kehanet Festivali Şölenine ulaştırdığı için ona teşekkür etim. O da bu buluşmamızda bana “Yaşama Cezası” adlı şiir kitabını verdi.

“İncecik bir yağmur yağıyor, / düş gibi/ dünyanın dinmeyen gözyaşları / dirilen veba/ düştü düşecek son kaleleri / hayatın ve aşkın / İpince bir yağmur yağıyor / unutkanlık gibi”

Bu dizeleri okuyan insan ister istemez yüzünü çağımızda yaşanan, yoksulluk, adaletsizlik, deprem ve yaygınlaşan savaşlara çevirir. Derin bir iç çeker ve düşünür.

Kitabı cebime koydum diş doktoru Deniz Yürekli’nin yanına gittim. Üst çenemde implant yapmak için beş delik açtı. Meğer ağrılara karşı en güzel ilaç güzel şiirleri okumakmış. Şehmus Ay’ın 64 sayfalık şiir kitabını defalarca okuyarak geceyi yarıladım.

Sabah kahvaltısından sonra değerli yazar. Şair arkadaşlarım Nadire Sönmez ve Musa Fırat’tan WahtsApp'tan ANSAN (Antalya Sanatçılar Derneği)da Almanya’da yaşayan öğretmen yazar Nebahat Ercan’ın bir okuma etkinliği olduğunu ve beni de orada görmek istediklerini bildirdiler.

Ansan’a vardığımda başta aile dostum, arkadaşım, şair Harun Yiğit olmak üzere çok sayıda dost ile kucaklaştık, sohbet ettik. Harun Yiğit bana Ubuntu Yayınları’nda basılan “ÜÇ CEMRE” adlı ve kapağında Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın porteleri yer alan imzalı şiir kitabını verdi. Kitap gerçekten dünya devrimci gençliğin içinde önder olarak kabul gören üç Devrimcinin, Portrelerine oldukça uygun bir Şiir Antolojisi olmuş. Hacı Taşan, Yaşar Reyhani, Hallacı-ı Mansur, Muhyiddin İbnü’l-Arabi, Mevlâna Celaleddin – i Rumi, Hacı Bektaş-i Veli, Abdal Musa, Nesimi, Şeyh Bedrettin, Nazım hikmet, Can Yücel başta olmak üzere onlarca tanınmış şairlerden şiirleri içeriyor. Kitabın arka kapağında Harun Yiğit’in şiirinden birkaç dize:

“Üç cemre düştü / Havaya, suya, toprağa / Üç cemre: / Deniz, Yusuf, Hüseyin.”

Ansan’ın yıllardır gönüllü sanat ve edebiyat emekçisi dostum Musa Fırat biz birlikte fotoğraf çekerken bana ZuZu Kitap Yayınları arasında yayınlanan “Elma ve Lorca” şiir kitabını imzaladı, verdi.

78 sayfalık kitapta gerçekten kısa çok anlamlı, 74 şiir yer alıyor ve arka kapağında şu dizeler yazılı:

“Bir kez daha gördüm İspanya’da

Köprü üstünde yalnız bir şiir gibi

Kurşuna dizilişini Lorca’nın

Yaşlanmış elma ağacında

Yeniden yaşadım Köğe’de…”

Sevgili Nadire Sönmez Hocamiz bir abla sıcaklığıyla beni kucakladı. İmzaladığı “Dilimin Ucunda” adlı şiir kitabını uzattı. Kitaba adını veren şu dizeleri seslice okudum

 "Dilimin ucunda
Yüreğimin
Her vuruşunda,
Hasret büyüdüm
Ninnilere....

Söyleyemem öyle
Birdenbire...."

Orada yanımda bulunanlar alkışladılar. Ardından birlikte fotoğrafımızı arkadaşlar çektiler.

Musa Fırat İspanya’da Lorca’yı yazarda Anadolu gençliğin devrimci önderlerini de yazmaz olur mu?

Çiy damlasındaki Nefes / Saat sıfır beş ayaza kesmiş Başkent /

İnan arak devrime As(ı)lan gibi Gezmişler / Avludalar, ürkek minik serçeler hüzünde /

Söylenmekte koğuşlarda “Sarı Gelin”…”

Bana kitap imzalayarak veren bu yazıda yer veremediğim arkadaşlarım dostlarım bağışlasın.

Onların kitapları ve kendilerini bir başka yazıda yer vereceğim. Ben sizlerde, eserlerinizde çok şey öğreniyorum ne iyi ki siz dostlarım arkadaşlarım varsınız…