GÜLİSTAN DOKU cinayetine ve HALFETİ’deki kayyuma yönelik operasyonları, savcılara ve Adalet Bakanı’na bağlayarak rejimi alkışlayan akıl, rejimin kontrolüne her an girmeye hazır geniş bir kitlenin olduğunu bize gösteriyor. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde daha ilginç ve büyük algı operasyonları yapıldığında mevcut rejimi destekleyecek sıradan ve dürüst, fakat bilinçsiz milyonların olduğunu bize söylüyor. Buradan çıkacak en özlü sonuç şudur:

Emekliler, ücretliler, yardımlara muhtaç olanlardan oluşan geniş bir kesim, yarın ücretler ve yardımlar artırıldığında iktidarı destekleyecek demektir. Bu operasyonlar, yani algı yönetmeleri, iktidar tarafından merkezi olarak yıllarca yürütülmektedir. Daha önce birçok parti başkanı ve bazı hızlı Atatürkçülerin nasıl ikna edilerek Cumhur İttifakı’na katıldığını hatırlayın. İçlerinde kendilerine Demokratik Sol diyen Ecevitçiler olduğu gibi, Kürt ulusal mücadelesini rejimin paradigmasına bağlamaya çalışan APO gibi liderler bile var. Tüm bunlar, RTE’nin yeniden seçilme stratejisinin birer adımıdır. İnsan Hakları Derneği eski başkanı Eren Keskin’in de belirttiği gibi, bu operasyonlar tamamen belli bir amaç için yapılmaktadır. Eğer operasyonu yapan savcılar ve Adalet Bakanı cinayetlere ve soygunlara karşı iseler, ülkede yüzlerce değil, binlerce cinayet ve hırsızlık var; bunlara dokunsunlar da görelim.

Avrupa Postası’nda 4 gün önce yayımlanan son makalede şu tespiti yapmıştım:

“Gülistan Doku operasyonunu ele aldığımızda da bu soruşturmanın ne kadın savcının ne de Bakan’ın işi olmadığını bilmemiz gerekir. Bu, rejimin yaptığı bir toplum mühendisliği çalışmasıdır! Yani monarşik sistemlerde ara kademedeki yetkililerin bağımsız hiçbir tavır içinde olmaları mümkün değildir. Bu açıdan rejimin kontrollü bir seçim stratejisini hayata geçirmeye ve bu çalışma içinde Bakan’ını da aklamaya çalıştığını söyleyebiliriz (bir taşla iki kuş vurma gibi). Nedeni de; Trump azledilmeden önce seçimlere gitmek temel bir strateji olabilir. Yukarıdaki adımları ve bundan sonra yapılacak uygulamaları da bu stratejiye bağlı olarak okumak gerekiyor. Hatta inanılmaz gelen M. Ağar’a rağmen; Gülistan Doku soruşturmasında valinin tutuklanması ve Süleyman Soylu’ya kadar uzanılacağının konuşulması da aslında rejimin ne kadar sıkıştığının ve ne kadar olumlu bir hava yaratmaya ihtiyacı olduğunun bir ifadesi olarak görülmelidir. Bunu ‘duvardan bir tuğlanın alınmasıyla devletin çökeceği’ repliği içinde değerlendirmek sanırım aptallık olur. Çünkü çökertilen Atatürkçü rejim olup, yerine konan da meşruti (seçimli) monarşidir.”

Yukarıda da belirtildiği gibi; temel strateji, RTE’nin yeniden seçilmesi için algı operasyonlarının yapılmasıdır. Son İran savaşının sonucu olarak Trump’ın azledilme tehlikesine karşı süreç hızlandırılmıştır sadece. Bu nedenle seçim bu yılın sonunda yapılırsa da şaşırmamak gerekecektir.

Muhalefet de bu stratejiye uygun adımlar attığı oranda ayakta durabilecektir. Bu nedenle aynı makaledeki şu tespite de göz atabiliriz:

“Farklı bir uygulama da gündemde; bugüne kadar ülkedeki gelişmelerden ana muhalefet partisine hiçbir bilgi vermeyen rejimin, şimdi de CHP heyetini kabul eden İçişleri Bakanı aracılığıyla 21 Nisan Salı günü geniş bir bilgilendirme yapmış olması ve onları dinlemesidir. Sanırım bu vb. adımlar devam edecek. Çünkü Trump ya önceden azledilir ve seçim için gerekli operasyonlar tamamlanmamış ise ne olacak? Bu ihtimali bile dikkate aldıklarını görüyoruz. Böyle bir durumda RTE’nin CHP ile uzlaşacağını da düşünebiliriz.”

Emekçi kitlelerin ve muhalefetin her an kündeye getirilmesi mümkün. Muhalefet sadece hileli seçimle veya iktidarla gizli iş tutan liderleri nedeniyle yenilmiyor. Aynı zamanda rakiplerinin taktik adımlarını ve stratejilerini çözemedikleri için de yenilgiyi tadıyorlar.

Ve özellikle devrimci muhalefetin; bırakalım RTE’nin yeni taktikleriyle kitleler üzerinde yarattığı etkiyi kıracak adımlar geliştirmeyi, Ankara’daki madencilerin direnişinde de gördüğümüz gibi ortak ve birlikte değil, gruplar hâlinde hareket ettiklerini görüyoruz. İşçi sınıfı sanırım devrimciler için şöyle düşünüyordur: iyi insanlar fakat kendilerine bile faydaları yok!

Ülkemiz, faşizmin, gericiliğin, ahlaki çöküntünün ve ekonomik yıkımın bugüne kadar görülmemiş sonuçlarını yaşıyor.

Dolayısıyla depremler gibi toplumsal felaketlerde, işçilerin direnişlerinde, mafyanın, uyuşturucunun, hilenin, cinayet ve soygunların normalleştiği rejimin uygulamalarında vb. durumlarda da devrimci örgütler bir araya gelmeyecekse ne zaman bir araya gelecekler?

Bu nedenle; RTE’nin yeniden seçilme stratejisini, yani GÜLİSTAN DOKU cinayeti ve HALFETİ’deki kayyuma yönelik operasyonların ve devamı gelecek olan algıların arka planını çözüp, bir araya gelerek bu yönde karşı taktikleri geliştiremeyen devrimci ve sol bir muhalefetin başarı şanslarının olmadığını söyleyebilirim.