Brauns, Junge Welt gazetesindeki „Türkiye’de yeni baskı dalgası: Hükümete boyun eğmeyen dini cemaatler hedefte“ başlıklı köşe yazısında Türkiye’de muhafazakâr dini cemaatlere yönelik son operasyonları ve bu yapıların devletle tarihsel ilişkisini ele aldı.
Süheyla KAPLAN
Brauns’a göre hükümete siyasi olarak boyun eğmeyen dini topluluklar yeniden devlet baskısının hedefi haline geliyor.
Brauns yazısında “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, Kürt hareketiyle bir barış süreci başlatmaya hazırlanırken, Gülen hareketinin tasfiye edilmesinden on yıl sonra Türkiye’deki muhafazakâr Sünni dini cemaatler yeniden devletin hedefi haline geliyor” ifadelerini kullandı.
Brauns’un aktarımına göre son operasyonların hedeflerinden biri Furkan Vakfı’nın kurucusu Alparslan Kuytul oldu. Kuytul, eşi ve çok sayıda destekçisi Adana ile diğer illerde düzenlenen operasyonlarda gözaltına alındı. Operasyonlarda turizm ve sağlık sektörlerinde faaliyet gösteren dört şirket ile tanınmış gıda üreticisi Levent Börek de devlet tarafından kayyuma devredildi.
Hükümeti gerçekten İslami bir politika izlememekle suçlayan Furkan Vakfı, daha önce de iktidarla karşı karşıya gelmişti. Kuytul, 2018 yılında Türk ordusunun Suriye’ye yönelik operasyonunu eleştirdiği için yaklaşık bir yıl tutuklu kalmıştı. Kendisine yöneltilen terör örgütleriyle bağlantı suçlaması ise mahkemede kanıtlanamamıştı.
Erdoğan’ın danışmanı Oktay Saral, son gözaltılardan bir gün önce sosyal medya hesabından Kuytul’a yönelik, “Senin için de su artık yeterince ısındı, Kuytul” ifadelerini kullandı. Saral ayrıca, “Bu ülkede son sözü din tüccarı değil, devlet söyler” dedi.
Saral’ın açıklamasının, Kuytul’un birkaç gün önce etkili Süleymancılar cemaatine yönelik polis operasyonunu eleştirmesine tepki olarak yapıldığı değerlendiriliyor.
Süleymancılar da operasyonların hedefinde
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 13 Ağustos’ta talimat verdiği operasyon kapsamında 17 ilde 123 ev ve iş yeri arandı. Şüpheliler; suç örgütü kurmak ve yönetmek, kara para aklamak, kamu kurumlarını dolandırmak ve vergi mevzuatını ihlal etmekle suçlanıyor.
Operasyonda Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu 30 kişi gözaltına alınırken, arama yapılan 33 şirkete kayyum atandı.
Süleymancılar, Türkiye’nin en güçlü dini ağlarından biri olarak biliniyor. Cemaatin çok sayıda şirketi, eğitim kurumu ve öğrenci yurdu bulunuyor. Yapı, 1970’lerden bu yana İslam Kültür Merkezleri Birliği aracılığıyla Almanya’daki Türk toplumu içinde de örgütleniyor.
Brauns, Süleymancıların özellikle eğitim alanındaki gençlik faaliyetleri bakımından Gülen hareketine benzediğini belirtiyor. Ancak iki yapı arasında önemli bir fark bulunduğuna dikkat çekiyor.
Brauns: “Gülen hareketi, polis, yargı ve devlet bürokrasisinin kilit noktalarına yerleşerek devlet kurumları üzerinde kapsamlı bir kontrol kurmaya çalışırken, Süleymancılar siyasi ilişkilerini esas olarak faaliyetlerini devlet müdahalesinden korumak amacıyla kullandı.
Siyasi bağımsızlık baskının nedeni mi?
Türkiye’de dini-muhafazakâr çevrelerde etkili olan Menzil cemaati ve İsmailağa tarikatları AKP iktidarına yakın bir çizgide bulunurken, Süleymancılar son seçimlerde muhalefeti destekledi.
Cemaatin aşırı sağcı İYİ Parti ile özellikle yakın ilişkileri bulunuyor” dedi.
Brauns’a göre Süleymancıların siyasi bağımsızlığı, dünya görüşü bakımından hükümetten çok uzak olmamalarına rağmen şimdi operasyonların hedefi haline gelmelerinin nedenlerinden biri olabilir.
Adalet Bakanı Akın Gürlek ise soruşturmaların “belirli bir dini gruba, inanca veya dünya görüşüne karşı değil”, somut suçlara yönelik olduğunu savunuyor.
CIA ve BND’nin dini cemaatlerle ilişkisi
Brauns’un yazısında dikkat çeken bir diğer bölüm ise Türkiye’deki dini cemaatlerin Soğuk Savaş dönemindeki rolüne ilişkin.
Brauns yazısında şunlara yer verdi:
“Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal döneminde 1925 yılında yasaklanan Sünni tarikatlar ve derviş toplulukları, çok partili sisteme geçişin ardından faaliyetlerini gayriresmî biçimde sürdürdü. Soğuk Savaş koşullarında, özellikle 1950’lerden itibaren muhafazakâr siyasi partiler bu dini ağlardan oy toplamak ve siyasi sola karşı bir denge unsuru oluşturmak amacıyla yararlandı. ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ile Almanya Federal İstihbarat Servisi (BND) de bu dönemde Türkiye’deki dindar cemaatlere koruyucu destek sağladı”.
Brauns’a göre dini cemaatler yalnızca dini ve toplumsal yapılar olarak değil, aynı zamanda Soğuk Savaş döneminin siyasi mücadelesinde sola karşı kullanılan muhafazakâr ağların bir parçası olarak da değerlendirildi.
Brauns’un değerlendirmesi, Türkiye’de devlet ile dini cemaatler arasındaki ilişkinin yalnızca güncel siyasi gelişmeler üzerinden değil, çok partili döneme ve Soğuk Savaş yıllarına uzanan tarihsel bir çerçevede ele alınması gerektiğine işaret ediyor.


