Bir sosyo-politik analiz: Erdoğan neden 23 yıldır iktidarda ve Özel’i bekleyen gelecek-II    

ABD’NİN PROJESİNE BİLİNÇLİ VEYA BİLİNÇSİZCE DESTEK VERENLER

Bu bölümde; RTE hükümetinin bu derece uzun iktidarda kalabilmesini sağlayan ideolojik ve siyasi ilişkiler ağının, muhalif unsurları da forsa ederek nasıl başarılı şekilde hayata geçirildiğinin kanıtlarına bakacağız. 

Toplumun nabzını tutabilmek için RTE, emperyal güçlerden aldığı güç ve ilhamla, içinde devrimciler ve Kürtler olmak üzere toplumun büyük bir kesimini, 2013 yılına kadar uyutabilmişti.

RTE ve AKP’nin bir ABD projesi olduğunu, ABD temsilcisi ve Elçisinin, Erdoğan Belediye Başkanı olduğu günden başlayarak onunla yakın ilişkiye girdiğini artık sağır sultan bile duymuş bulunuyor. Zaten A. Gül ve Erdoğan, ABD’de bu ilişkiyi, bir anlaşma metniyle de ete kemiğe büründürmüşlerdi. İşte Türkiye Cumhuriyeti Devleti, başlangıçta önemsiz karşı çıkışlar göstermişte olsa, Stratejik müttefik ABD’den ve de Kırmızı Anayasa’dan aldığı güçle, bu projeyi korumak-kollamak ve savunmak için, güvenlik güçlerine-bürokrasiye ve kendisiyle irtibatlı partilere roller dağıtmıştır. Bu rollerin, iki türlü oynandığını görüyoruz. Birincisi ideolojik ve siyasi stratejinin gereği olarak verilen desteklerdir ki CHP Merkezinin desteğini bu şekilde yorumlamalısınız. İkincisi ise; ideolojik-örgütsel çıkarlar ile soygundan pay almak için yapılan desteklerdir. Bu destekler aşağıdaki gibidir:

1-     İlk sırada 1994 İstanbul seçimi bulunuyor. 1994 yılı öncesi İstanbul’un belediye başkanı Nurettin Sözen’in İSKİ'nin Genel Müdürü Ergun Göknel’in rezilliklerine bakmak gerekiyor. Bu kişiye karşı yürütülen kampanya sonucu CHP yıpratılmış ve yol temizlenmiştir. Örneğin İstanbul Belediye seçimine Reformcu Sol adına giren partiler: SHP-DSP VE CHP dir. Birlikte seçime girseler Belediye başkanı olan RTE’den, 400 binden fazla oy alacaklardır. Partilerin aldığı oylar da şöyle: RP(RTE): 973 bin, ANAP(İ. Kesici): 855 bin, SHP (Livaneli): 784 bin, DYP (B. Dalan): 597 bin, DSP: 478 bin, MHP: 72 bin, CHP: 54 bin.

Sonuç: Reformcu solun bir araya gelmemesi acaba tesadüf mü? Bu soruya ve de ANAP ile DYP’sinin ayrı seçime girmelerini de değerlendirmek gerekiyor.

2-     İkinci sırada 2002 Genel seçimleri var! Bu seçim sonucu da şöyle: AKP: % 34,28; CHP: % 19,39; DYP: % 9,54; MHP: % 8,36; Genç Parti: % 7,25; ANAP: % 5,13. Burada görsel ve yazılı basında da dile getirilen yaşanmışlıkları aktaracağım. Genç Parti lideri uzan seçim öncesi DYP lideri ile pazarlık yapar. DYP lideri Çiller, danışmanı Memduh Bayraktaroğlu’nun da onayını alarak Uzan’ın milletvekilliği ve Bakanlık isteğini kabul eder. Fakat kısa bir zaman sonra bu kararından vaz geçer. M. Bayraktaroğlu buna karşı harekete geçer. Ne varki kendisini Çiller’in kocası arar: “ Sen kendi işine bak! Bu işlere karışma!” Bakın kim aynı sözleri sarf ediyor? Aynı dönemde Erdoğan’ın Özel Kalem müdürü olan Turhan Çömez, RTE’yi uyarır: ‘ Cem Uzan hızla gelişiyor. Buna bir çare bulmamız gerek!’ Erdoğan’ın cevabı noktası virgülüne kadar aynıdır: “ Sen kendi işine bak! Bu işlere karışma!”

Buradan çıkan sonuç: AKP seçimde %34,28 oy alarak parlamentonun nereyse üçte ikisine sahip olmuştur. Yani Çiller, Uzan’ın önerisini kabul etse ve Genç Parti seçime girmese veya RTE, Genç partiye karşı yıpratıcı kampanya düzenlese, parlamentoya DYP( %9,54), MHP’de(%8,36) girecek( Çünkü Genç Parti en çok oyu bu iki partiden almaktadır) ve AKP iktidar olamayacak. Hadi Erdoğan objektif olarak seçim stratejisi gereği Genç Partiyi karşısına almadı diyelim. Peki, Çiller ailesine ne oluyor?

Daha ilginci ve tezimizi güçlendiren ise: DYP’nin barajı aşmak için binde 46, yani145 bin oya ihtiyacı olduğu gerçeğidir. Dolayısıyla yakın danışmanları itiraz edilmesi gerektiğini iletirler Çiller’e. O ise buna gerek duymaz ve itiraz etmez! Niye dersiniz?

3-     Gelelim CHP’nin G. Başkanı Deniz Baykal’ın Erdoğan aşkına. Bu konuda birçok kanıt var. Fakat ben sadece Baykal, Livaneli ve Kılıçdaroğlu’nun, soL - Haber Merkezi sitesinden aldığım sözlerini aktarmakla yetineceğim. Kılıçdaroğlu:

"Erdoğan'a başbakanlık yolunu biz açmıştık"

Livaneli Baykal’a seslenir:

“‘Tayyip Erdoğan başbakan olacak!’ diye tutturdunuz. Sizi ‘Çok tehlikeli bir oyun bu!’ diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız … O zaman ben sizin Tayyip Erdoğan’la seçim öncesinde Beylerbeyi’nde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum.” Bakın Baykal basına ne demiş:

“Tayyip Erdoğan’ın parlamentoya girmesine yol açmakla iftihar ettiğini, bunu demokrasinin gereği olarak önemsediğini ve karşı çıkanları önemsemediğini”belirtmiş.

Çıkan Sonuç: CHP’li yetkililerin tezimizi onaylamış olmalarıdır.

4-     Sırada 2007 seçimleri var: 2002 seçimleri sonrası parlamento iki partili olmuştu. Sonuçta AKP’den eski bakan Erkan Mumcu başta olmak üzere liberal unsurlar, 2005 yılında istifa ederek ANAP’ın parlamentoda grup kurmasını sağladılar. 2007 seçim öncesi, Independent Türkçe ’den Can Bursalı’ya konuşan Erkan Mumcu, bize benzer tespitler yapmış. Bakalım:

“… Anavatan Partisi'nin, Demokrat Parti'ye katılma kararı almak amacı ile topladığı Genel Kurulu'na Mehmet Ağar gelecek ve o günkü -Demokrat Parti tüzel kişiliğinin yasal temsilcisi sıfatı ile- bu birleşmeye dair taahhütlerini ilan edecekti. Gelmedi. Peki, gelmeyip ne yaptı? Türkçe Olimpiyatları'na gidip Fetullah Gülen'e övgüler düzdü. …Eğer Demokrat Parti birleşmesi mümkün olsa idi, en azından gerçekleşecek en somut ve en kesin sonuçlardan birisi AK Parti'nin tek başına iktidarının imkânsızlığı idi.”

Sonuç: görüldüğü gibi, Çiller gibi M. Ağar’da bu rolünü layıkıyla devletin ona verdiği gurur ve şuur ile yerine getirmiş. M. Ağar’ın bugün RTE’nin uyuşturucu vb. pis işlerinden sorumlu hale gelmesi, demek ki boşuna değilmiş.  AK Parti tek başına iktidar” olamayacaktı diyerek, E. Mumcu’da, tezimize onay veriyor.

5-     2014 seçimleri öncesi, konumuzla ilgili, önümüzde, Kılıçdaroğlu’nun sağcılıkla ilgili aşkının meyvesi Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı var. Kılıçdaroğlu’nun; Türk-İslam Sentezini açıktan savunan gerici ve faşist bir lideri, Bahçelinin isteği doğrultusunda aday göstermesi, siyasi anlamda tam bir komedi?

Sonuç: Tanınmamış, gerici ve ırkçı birisinin, Sol seçmen önüne RTE’ye alternatif olarak konması ve Bahçeli ile ortaklık yapılması, sanırım Reformcu anlayışın, ABD projesindeki gözü karalığının bir ifadesi olsa gerek. Tabi bu cesaret; halkın ve sol seçmenin de bilinçsiz ve uyuşturulmuş olmasının verdiği bir öz güvenden ileri gelmekte! Önlerine ne konursa ‘evet’ diyen-ne türden pislik yapılırsa yapılsın isyan etmeyen insan profili, emperyalistlerin yerde ararken gökte buldukları bir nimet!

6-     Geldik Anayasanın değiştirildiği ve başkanlık sistemine geçildiği 2017 referandumuna! Bu referanduma ilişkin iki noktaya değineceğim. Birincisi HDP’nin(HADEP’in) boykot kararı, diğeri de Kılıçdaroğlu’nun seçim kanuna aykırı bir uygulamaya karşı aldığı tavra ilişkindir. Birincisi; Kürt Özgürlük Hareketinin en büyük tarihsel hatasını içermektedir. Benim de bu örgütün kararına uyarak seçimi boykot ettiğimi ve bunun yanlış olduğunu öz eleştirim olarak bilinmesini isterim. Sonuçta bu karar, Kürt Hareketi için tarihsel bir hatadır. Eğer boykot olmasaydı Başkanlık sistemi de gelemeyecekti!

İkincisi; YSK seçim öncesi, imzasız ve damgasız 2 milyon 500 bin oy pusulası basmıştır. Hâlbuki bu durum yasalara aykırıdır. CHP’de sorumlu kişi olan Bülent Tezcan tüm örgüte şu mesajı göndermiştir: ‘ Başkanın emri gereği kimse, YSK’nın bu kararına itiraz etmeyecektir!’ Sonuç: Buyurun İslami Tek Adam Rejimine hoş geldiniz!   

7-     Geldik diğer önemli desteklere: a- Dokunulmazlıkların kaldırılmasının anayasaya aykırı olduğunu söylemesine rağmen oylama da evet oyuvereceklerini açıklayan Kılıçdaroğlu. b-RTE’nin Yüksek Okul diploması olmadığı için, yasal olarak Cumhurbaşkanı olmaması gerektiği halde,  Kılıçdaroğlu ve diğer burjuva muhalefet liderlerinden bir itirazın olmaması. c- 2018 seçimlerinde M. İnce ve 2023 seçimlerinde ise Kılıçdaroğlu’nun adaylığı soru işaretleriyle doludur: İnce’nin seçim öncesi söz vermesine rağmen seçimden sonra ortalıkta gözükmemesi ve Kılıçdaroğlu’nun, Levent Gültekin’in ‘aday olmamanız gerekirdi’ sorusuna verdiği : ‘benim adaylığım benim elimde değil’ cevabı, soru işaretlerinden sadece bir kaçıdır. d- Seçimlerde hile yapıldığı az ve çok herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. Seçimin son gecesinde oylamanın seyrinin nasıl birden bire ters yönde geliştiğini-Yavaş ve İmamoğlu’nun ekranlardan nasıl kaybolduğunu ve de RTE ve Muhalefet Liderlerinin anlaşılmaz ve şizofren vari davranışlarının nedenlerini incelediğimizde seçimin manupule edildiğini rahatlıkla görüyoruz zaten. Ayrıca bu gerçeği Kılıçdaroğlu da son Parti Genel Kurulunda şöyle dile getirmiş: ‘ Seçimlerde 2 milyon Göçmen oy kullandı’. Hoppala! Niye zamanında değil de şimdi dile getiriyorsunuz? e-Geçmişte Bahçeli’yle olan ittifaktan gerekli dersi çıkartamayan Kılıçdaroğlu’nun, bu defa onun kopyası olan Akşener ile yaptığı ittifaka baktığımızda, masayı deviren bu Asena’nın aslında RTE’nin seçilmesini, dolaylı da olsa sağlama aldığını söyleyebiliriz. Vb. birçok not daha eklenebilir tüm bunlara.

8-     Ayrıca soyguna ve pisliklere rağmen iktidara gizli destek veren Akşener dışında, ne kadar RTE’ye hızlı muhalif varsa, hepsi de sonradan onun kullanışlı aparatı olmuş durumda. Bu kullanışlı aparatları ikiye ayırmak gerekiyor Birinciler ideolojik ve örgütsel desteği yani rejimin bekasını ön planda tutanlar; ikinciler ise soygundan pay almak ve kariyer yapmak isteyenler. D. Bahçeli ve M. Akşener birinci grubu, aşağıdakiler de ikinci grubu oluşturuyor: S. Soylu, N. Kurtulmuş, S. Ogan, DSP G. Başkanı Ö. Aksakal, T. Feyzioğlu, S. Sayan, M. A. Çelebi ve birçok isim sayılabilir. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun eski ve yeni birçok danışmanı ya RTE hayranı, ya da gizli şekilde ilişkilerini sürdürmüş: Hasan Cengiz, İmam Bakır Rükuş ve Ali Arif Özzeybek isimlerini verebilirim. Sonuncu kişi İçişleri Bakanı Danışmanı bile olmuş. Daha öncesinde CHP Parti Meclis üyesi ve Kılıçdaroğlu’nun danışmanı! Diğerleri de son güne kadar Kılıçdaroğlu’nun danışmanları.

Sonuç: Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim! Peki, bütün bu insanları büken nedir? Bu sömürücü ve istismarcı sistem, RTE örneğinde de olduğu gibi, ABD ve Batı ile birlikte çalışmak zorunda. Sistemin patronu da ABD’dir. Ne varki emperyalist sistem, ancak ikiyüzlülük ve çıkarcılık üzerine ilişkilerini kuruyor ve buna uymayanları tükürüp atıyor. Dolayısıyla bizim gibi ülkelerdeki hâkim sınıf temsilcileri, ancak ikiyüzlü ve çıkarcı olabildikleri oranda siyasette yaşam hakkı bulabiliyor yani bükülmüş oluyorlar. Dürüst olanlar da yola gelmezlerse ya öldürüyor ya da hapse atılıyorlar. Onun için yola gelmiş ‘dürüst’ Kılıçdaroğlu’nu görüyoruz sahnede! Sonuçta; kimi Erdoğan-Bahçeli gibi Allah’ına kadar milliyetçi ve Müslüman, kimi para ve güç karşısında gün boyu secdeye duran, kimisi de Kılıçdaroğlu gibi solculuk ve dürüstlük taslayıp sağcılara âşık bir gariban! Ama hepsi de emperyal sistemin vazgeçilmezi. Bu gerçekleri emekçilere ve ezilenlere anlatıp onları ikna edenler, geleceği kazananlar olacaktır.

Haftaya üçüncü bölüm: BİR SOSYO-POLİTİK ANALİZ: ERDOĞAN NEDEN 23 YILDIR İKTİDARDA VE Ö.ÖZEL’İ BEKLEYEN GELECEK-III