İşte o haber:
Habib Altınkaya kendisini çevre savunucusu olarak tanımlıyor. Antalya’nın batısında, Akdeniz kıyısındaki küçük Ulupınar yerleşiminden gelen Altınkaya, bu yıl bölgedeki koylarda daha önce görülmemiş bir plastik kirliliğine tanık olduğunu söylüyor. Uluslararası alanda da tanınan Likya Yolu’nun geçtiği bölge, büyük ölçüde doğal güzelliğini koruyan kıyılarıyla biliniyor. Bazı koylara yalnızca yürüyerek ya da tekneyle ulaşılabiliyor. Caretta carettalar da yumurtalarını bu sahillere bırakıyor.
Ancak bu yıl, dışarıdan bakıldığında el değmemiş görünen koylar farklı bir manzara sunuyor. Kıyılarda yalnızca evsel atıklar değil, küçük parçalara ayrılmış plastikler de birikmiş durumda. Altınkaya, kısa süre önce arkadaşlarıyla birlikte çevrecilerin caretta carettaların yumurtlama alanları nedeniyle yakından takip ettiği Çıralı Koyu’nda temizlik çalışması düzenledi.
İki saat içinde 20’den fazla büyük çöp torbası dolduruldu. Bölgede restoran işleten ve temizlik çalışmasına katılan Pınar Özkaya ise daha sonra internette yaptığı paylaşımda, kıyıda şu ana kadar böylesine yoğun bir plastik kirliliği görmediğini belirtti.
Çıralı Koyu’nda yaşananlar münferit bir durum değil. Türk basınında yer alan haberlere göre Akdeniz kıyılarının büyük bölümünde benzeri görülmemiş bir plastik kirliliği yaşanıyor. Antalya’nın ünlü Konyaaltı sahilinde de turistler, temizlik ekiplerinin sahili geçici olarak temizlemesine kadar denize girmekten vazgeçmek zorunda kaldı.
Plastik atık ithalatı yeniden yükseldi
Sahillerde ziyaretçilerin uyarılara ve çöp kutularına rağmen bıraktığı normal atıkların yanı sıra, bu yıl plastik yükünün artmasında başka bir nedenin daha belirleyici olduğu görülüyor. Bu atıkların bir bölümü, Türkiye’nin Akdeniz kıyılarının doğu ucunda, Adana yakınlarındaki Çukurova’dan faaliyet gösteren geri dönüşüm tesislerinden kaynaklanıyor.
Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin Akdeniz’e döküldüğü bölge arasında yer alan Çukurova Ovası, Türkiye’nin en büyük pamuk üretim alanını barındırıyor. Sulama kanallarıyla çevrili bölgede yaz aylarında sıcaklıklar oldukça yüksek ve yerleşim oldukça seyrek.
Yıllar içinde bölgede, başta Avrupa’dan gelen plastik atıkları işleyen çok sayıda geri dönüşüm şirketi kuruldu. Bu tesislerin oluşmasında, Çin’in 2018 yılında plastik atık ithalatını yasaklamasının ardından Avrupa Birliği’nin plastik atıkları için yeni merkezler araması etkili oldu.
Avrupa Birliği ve İngiltere’nin 2020 yılında Türkiye’ye birlikte 600 bin tondan fazla plastik atık göndermesinin ardından, Türkiye’de ve Greenpeace gibi Avrupa’daki çevre kuruluşlarında yükselen protestolar nedeniyle rakamlar bir süre geriledi. Ancak İngiliz Guardian gazetesinin bu ağustosta yayımladığı habere göre, Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarı 2025 yılında yeniden 640 bin tonun üzerine çıktı.
Deniz canlıları için büyük tehdit
Mühendis ve mimar odalarının yaptığı değerlendirmelere göre Türkiye’ye gönderilen plastik atıkların önemli bir bölümü geri dönüşüme uygun değil. Guardian’a konuşan bir yetkili, Adana’ya ulaşan plastik atıkların önemli bölümünün kirli ve kontamine plastiklerden oluştuğunu, bunların yakıldığını ya da doğrudan nehir yatağına bırakıldığını belirtti. Avrupa Birliği’nden ithal edilen plastik atıkların yaklaşık yüzde 50’sinin geri dönüştürülmesinin zor olduğu veya hiç mümkün olmadığı ifade ediliyor.
Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye gönderilen plastik atıkların yaklaşık yüzde 60’ı Adana çevresindeki Çukurova Ovası’na ulaşıyor. Burada uygun şekilde işlenmeyen atıklar denize karışıyor ve akıntılarla yüzlerce kilometre boyunca Türkiye’nin batıdaki kıyılarına taşınıyor. Bu atıklar arasında mikroplastiklerin yanı sıra, dalgalarla sahillere ulaşan ve gözle görülebilen küçük plastik parçaları da bulunuyor.
Plastik kirliliği yalnızca Avrupa’dan gönderilen atıklarla kendi sahillerinde karşılaşan turistleri rahatsız etmiyor. Asıl büyük tehdit, bu maddeleri yiyen ya da besin zincirleri plastik kirliliği nedeniyle bozulan deniz canlıları açısından ortaya çıkıyor.
Adana’da çevre örgütlerinin oluşturduğu Adana Ekoloji Platformu, Çukurova Ovası’nın Avrupa’nın plastik atık çöplüğüne dönüştürülmesine uzun süredir karşı çıkıyor. Greenpeace de Avrupa Birliği ülkelerinin plastik atıklarını kendi sınırları içinde geri dönüştürmesi veya uygun biçimde bertaraf etmesi, atıklarını üçüncü ülkelere göndermemesi gerektiğini savunuyor.
Avrupa Birliği mevzuatına göre atıklarını gönderen şirketlerin, atıkların uygun biçimde işlendiğinden emin olması gerekiyor. Ancak Türkiye’de ortaya çıkan tablo, bazı şirketlerin atıkların akıbetini yeterince takip etmediğine işaret ediyor. Almanya’da yapılan en iyi atık ayrıştırmanın ardından plastiklerin Türkiye kıyılarına ulaşması, atık yönetim zincirinin yalnızca ilk aşamasının yeterli olmadığını gösteriyor.
Haberin linki: Wo Europas Plastikabfall landet
