6 Mart 1993, yalnızca bir katliam tarihi değildir. 6 Mart, Türkiye devrimci hareketinin tarihsel bir kırılma anında verdiği ideolojik ve örgütsel sınavın adıdır.

Bedri Yağan ve yoldaşları, bu sınavda devrime bağlılığın, ideolojik-siyasi çizgiye sadakatin ve örgüt anlayışında tutarlılığın bedelini canlarıyla ödemiştir. Onların şahsında somutlaşan şey, yalnızca cesaret değil; bilinçli bir tercih, tarihsel bir saflaşma ve geri dönülmez bir iradedir.

Bu tarih, 7 Mart'la birlikte okunmalıdır. Aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan ve işkencede katledilen devrimci hareketin yönetici kadrolarından Ali Kırlangıçlı, bu sürecin asli unsurlarından biridir. 6 Mart sahada devrimci iradenin imhasını hedeflerken, 7 Mart gözaltında iradenin kırılmasını amaçlamıştır. Biri fiziki kuşatmadır; diğeri işkenceyle çözme ve çözülme üretme girişimi. Ancak her iki gün de aynı tarihsel saflaşmanın parçasıdır.

Bu duruşu anlamak için, 13 Eylül 1992'de gündeme gelen Devrimci İnisiyatifi ve onun ortaya çıktığı koşulları kavramak gerekir. Çünkü 6–7 Mart, bir kopuş iradesinin bastırılmasıdır; 13 Eylül ise o iradenin tarih sahnesine bilinçli bir müdahale olarak çıkışıdır.

Yapısal Kriz ve Tasfiyeciliğin Yükselişi

1980 sonrası dönemde Türkiye devrimci hareketi yalnızca fiziki tasfiyelerle değil, ideolojik ve örgütsel aşınmayla da karşı karşıya kalmıştır. 1990'ların başına gelindiğinde devrimci hareket saflarında "sol" söylemle örtülen sağ oportünist tasfiyecilik belirginleşmiştir. Bu anlayış, ideolojik-siyasi çizgiyi bulanıklaştırmış; örgüt anlayışını merkezsizleştirmiş; kadro politikasını ilkesizleştirmiştir.

1990 başlarından itibaren hareket yönetimini fiilen ele geçiren bu çizgi, iki yıl gibi kısa bir sürede toparlanma, örgütlenme ve güç biriktirme sürecinin asli unsuru olan önemli kadroların tasfiyesine yol açmıştır. 12 Temmuz 1991 ve 16–17 Nisan'da yaşanan katliamlar ve kayıplar, yalnızca devlet terörünün sonucu değildir; aynı zamanda bu tasfiyeci sürecin örgütsel zafiyet üretmesinin de sonucudur.

Tarihimize "89 Tartışmaları" olarak geçen süreç, sağ oportünist tasfiyeciliğin devrimci çizgiye galebe çalma ve "yol temizliği" yapma iradesinin açık ifadesidir. Ancak devrimci çizgide ısrar eden irade, bu girişimi sınırlamış; tasfiyeciliğin mutlak hâkimiyet kurmasını o momentte engellemiştir. Buna rağmen süreç, kadro politikası üzerinden derin bir deformasyon yaratmıştır.

Tartışma platformlarına seçilen kadroların büyük çoğunluğu, tasfiyeci anlayışın biçimlendirdiği bir kadro tipolojisini yansıtmaktadır: süreci bütünlüklü kavrama yeteneğinden yoksun, ideolojik netliği zayıf, örgütsel disiplinle bağları gevşek bir profil. Bu durum, tasfiyeciliğin yalnızca bir görüş ayrılığı değil; örgütsel karaktere sirayet etmiş yapısal bir kriz olduğunu göstermektedir.

13 Eylül 1992: Gecikmiş Ama Tarihsel Bir Müdahale

13 Eylül 1992 Devrimci İnisiyatifi, işte bu yapısal krize karşı geliştirilmiş bir müdahaledir. Gecikmiştir; çünkü 1989'dan itibaren işaretleri görülen tasfiyeci yönelim, 1990 ortalarından itibaren fiili bir tasfiye pratiğine dönüşmüştür. Ancak gecikmiş olması, tarihsel önemini azaltmaz.

Bedri Yağan, momentin kaçırıldığının farkındadır. Buna rağmen, krizin aşılmasının pratik sürece müdahale etmeyi gerektirdiğini bilerek sorumluluk üstlenmiştir. 13 Eylül İnisiyatifi, yalnızca örgüt içi bir muhalefet değil; devrimci çizginin yeniden tahkimi için ortaya konmuş bilinçli bir iradedir.

Bu inisiyatif, öznel olarak devrimci hareket saflarında doğmuş olsa da, özü ve etkileri itibariyle Türkiye Devrimci Sosyalist Hareketi'nin genel krizine işaret etmektedir. İdeolojik bulanıklık, stratejik perspektif eksikliği, programatik yetersizlik ve taktik savrulma, yalnızca tek bir yapının değil; dönemin devrimci hareketinin genel hastalığıdır. 13 Eylül, bu hastalığa teşhis koyma ve çözüm üretme iradesidir.

Elbette eksiksiz değildir. Stratejik perspektifin yeterince derinleştirilememesi, programatik netliğin tam kurulamaması ve tasfiyeci anlayışın her koşulda kendini yeniden üretme kapasitesinin yeterince kavranamaması önemli zayıflıklardır. Ancak tarihsel momentlerde belirleyici olan kusursuzluk değil; iradedir. 13 Eylül, bu iradenin adıdır.

Oligarşinin Müdahalesi: 6 ve 7 Mart

Devlet aygıtının, devrimci hareket içindeki "muhalif kanadı" tasfiye etmeyi öncelikli gündem hâline getirmesi tesadüf değildir. Oligarşi, örgütsel kriz anlarını en iyi okuyan aktördür. Tasfiyeci anlayışın pratikte yarattığı zayıflıkla devletin yönelimi örtüştüğünde, sonuç ağır olmuştur.

6 Mart 1993 katliamı, tam da bu kaotik süreçte yaşanmıştır. Bu katliam, yalnızca fiziki bir imha değildir; devrimci iradenin, örgütsel tutarlılığın ve ideolojik netliğin tasfiye edilme girişimidir.

7 Mart ise bu saldırının devamıdır. Ali Kırlangıçlı'nın gözaltında işkenceyle katledilmesi, iradenin çözülmesini hedefleyen sistematik bir devlet pratiğinin ifadesidir. Yönetici bir kadronun işkencehanelerde imha edilmesi, yalnızca bilgi elde etmeye dönük bir şiddet değildir; örgütsel sürekliliği kırmaya, hafızayı dağıtmaya ve moral üstünlüğü ele geçirmeye dönük stratejik bir yönelimdir. Ancak burada da hesap tutmamıştır: çözülme değil, tarihsel kayıt düşülmüştür.

6–7 Mart'ın Anlamı

6–7 Mart'ta katledilen yoldaşlarımız kuşkusuz insani özellikleriyle, yoğun emekleriyle, yoldaşça bağlılıkları ve vefalarıyla örnek kişiliklerdir. Ancak onların tarihsel anlamı bundan ibaret değildir.

Bu iki günün ifadesi; tarihsel bir kırılma anında devrime bağlılık, ideolojik-siyasi çizgiye sadakat, örgüt anlayışında tutarlılık ve bedel ödemede tereddütsüzlük iradesidir. Çelikten bir irade, bilinçli bir saflaşma ve geri çekilmeme kararlılığıdır.

Bugün 6–7 Mart'ı anmak, yalnızca geçmişi yad etmek değildir. Bu tarihler, tasfiyeciliğe karşı ideolojik netliğin; merkezsizleşmeye karşı örgütsel disiplinin; oportünizme karşı devrimci kararlılığın adıdır. Eğer bu tarihsel ders kavranmazsa, tasfiyecilik biçim değiştirerek yeniden üretilecektir.

Tarih acımasızdır. Notlarını düşer. 13 Eylül'ün işaret ettiği kriz çözülmediğinde, çürüme derinleşir. Bugün devrimci hareketin yaşadığı da budur: teşhisi konmuş ama tedavisi ertelenmiş bir hastalığın sonuçları.

6–7 Mart'ta katledilen Bedri Yağan, Gürcan Özgür Aydın, Menekşe Meral, Asiye ve Rıfat Kasap ve Ali Kırlangıçlı bu hastalığa karşı iradenin tarafında durmuşlardır. Onları anmak, o iradeyi sahiplenmektir.

Saygıyla ve özlemle anıyoruz.