Saksonya-Anhalt’ta seçim sonucu uzun süredir büyük ölçüde bekleniyordu. Anketlerde haftalar boyunca açık ara önde bulunan aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD), sonunda yüzde 43,8 oyla sandıktan birinci parti olarak çıktı.

Aşırı sağcı AfD, 2021 seçimlerindeki yüzde 20,8’lik oy oranını iki katından fazla artırdı ve 83 sandalyeli eyalet parlamentosunda 39 milletvekili kazandı.

Seçim sonuçları CDU açısından ise tarihi bir çöküş anlamına geliyor. 2021’de yüzde 37,1 oy alan Hristiyan Demokratlar (CDU) bu kez yüzde 17,2’de kaldı. Parti 41 seçim bölgesinin hiçbirinde doğrudan milletvekili çıkaramadı. Oysa 2021’de CDU 41 seçim bölgesinin 40’ını kazanmıştı. AfD ise bu kez 41 seçim bölgesinin 38’inde birinci oldu.

Bu rakamlar, yalnızca bir seçim yenilgisini değil, Saksonya-Anhalt’taki siyasi sistemin kısa sürede geçirdiği büyük dönüşümü ortaya koyuyor.

Saksonya-Anhalt’ta AfD açık ara önde: CDU kan kaybediyor
Saksonya-Anhalt’ta AfD açık ara önde: CDU kan kaybediyor
İçeriği Görüntüle

Aşırı sağcı AfD’nin başarısının arkasında ne var?

Seçim sonrasında yayımlanan Forschungsgruppe Wahlen analizi, AfD’nin yükselişine ilişkin önemli bir tablo ortaya koyuyor.

Münih’te savunma şirketine saldırı girişimi: 2 kişi gözaltında
Münih’te savunma şirketine saldırı girişimi: 2 kişi gözaltında
İçeriği Görüntüle

Araştırmaya göre aşırı sağcı AfD’nin başarısı tek bir nedene indirgenemiyor. Araştırmacılar, seçim sonucunu “genel memnuniyetsizlik, AfD’ye yönelik olumlu değerlendirme ve partinin politikalarına duyulan inancın” birleşimi olarak değerlendiriyor.

Buna güçlü bir siyasi kutuplaşma da eşlik ediyor.

AfD seçmenleri arasında, kendilerinin siyasi olarak dezavantajlı bırakıldığına ilişkin güçlü bir duygu bulunuyor. Bunun yanında diğer siyasi aktörlere karşı son derece yüksek bir mesafe söz konusu.

Bu durum AfD’nin klasik bir “protesto partisi” olmanın ötesine geçtiğini gösteriyor. Parti, özellikle belirli toplumsal gruplar açısından artık siyasi sistemin dışındaki bir seçenek değil, mevcut partilere alternatif bir siyasi kimlik olarak görülüyor.

Ancak araştırmanın ortaya koyduğu önemli bir çelişki de var: AfD’ye oy vermeyen seçmenlerin büyük bölümü, partinin hükümete gelmesini istemiyor.

Almanya’nın Doğusundan Batıya Uyarı
Makale: Almanya’nın Doğusundan Batıya Uyarı
İçeriği Görüntüle

Olası AfD iktidarı birçok seçmeni korkutuyor

Forschungsgruppe Wahlen araştırmasına göre aşırı sağcı AfD’nin hükümet kurması halinde Saksonya-Anhalt halkının yüzde 48’i endişe duyacağını belirtiyor.

AfD’ye oy vermeyen seçmenler arasında ise bu oran yüzde 78’e çıkıyor.

Bu sonuç, seçimde AfD’nin elde ettiği yüzde 43,8’lik tarihi başarının toplumun tamamında aynı ölçüde bir kabul anlamına gelmediğini gösteriyor.

Başka bir ifadeyle AfD, seçim sandığında çok güçlü bir destek elde etmiş olsa da toplumun yarısından fazlasını kendisine ikna etmiş değil.

Bu ayrım, önümüzdeki hükümet kurma sürecinde büyük önem taşıyor.

Çünkü AfD’nin seçimde aldığı oy oranı, partinin otomatik olarak eyalet hükümetini kurabileceği anlamına gelmiyor.

Seçmen AfD’ye oy verdi ama başbakan olarak Siegmund’u istemedi

Seçimin en dikkat çekici bulgularından biri de parti ile aday arasındaki fark.

Forschungsgruppe Wahlen’in araştırmasına göre Saksonya-Anhalt’ta seçmenlerin yüzde 46’sı mevcut Başbakan Sven Schulze’yi (CDU) başbakan olarak görmek istiyor.

AfD’nin başbakan adayı Ulrich Siegmund ise yüzde 38’de kalıyor.

Daha da önemlisi, Siegmund’a yönelik desteğin büyük ölçüde AfD seçmenleriyle sınırlı olduğu görülüyor.

Bu durum önemli bir siyasi paradoks yaratıyor:

AfD eyalet parlamentosunda açık ara en güçlü parti haline geldi, ancak AfD’nin başbakan adayı aynı ölçüde geniş bir toplumsal desteğe ulaşamadı.

Bu nedenle seçim sonucu, “Siegmund başbakan olacak” şeklinde yorumlanabilecek kadar basit değil.

Seçmen hükümet konusunda da bölünmüş durumda

Araştırmada seçmenlere iki alternatif sunulduğunda da benzer bir tablo ortaya çıkıyor.

Katılımcıların yüzde 50’si CDU liderliğindeki bir hükümeti tercih ederken yüzde 41’i AfD öncülüğündeki bir hükümete sıcak bakıyor.

Ancak ilginç olan şu: AfD’nin tek başına hükümet kurmasına karşı çıkanların yanı sıra, AfD’yi dışlayan geniş bir koalisyon fikrine de ciddi çekinceler bulunuyor.

Yani seçmenlerin önemli bir bölümü ne AfD hükümetini ne de yalnızca AfD’yi engellemek amacıyla oluşturulacak bir siyasi ittifakı açık biçimde destekliyor.

Bu durum, hükümet kurma görüşmelerini daha da zorlaştırabilir.

Seçimin belirleyici faktörü: Eyalet siyaseti

AfD’nin başarısını yalnızca Berlin’deki federal hükümete yönelik tepkiyle açıklamak doğru olmaz.

Forschungsgruppe Wahlen analizinde seçim kararında eyalet siyasetinin belirleyici olduğu vurgulanıyor.

Bu nokta önemli.

Çünkü seçim kampanyası sırasında ekonomi, eğitim, işsizlik, yaşam maliyetleri, göç, iç güvenlik ve altyapı gibi doğrudan eyalet yönetimini ilgilendiren konular seçmenin gündeminde üst sıralarda yer aldı.

AfD de bu alanlarda kendisini CDU’nun alternatifi olarak konumlandırmayı başardı.

Özellikle ekonomik sorunların ve sosyal güvensizliğin yoğun hissedildiği kesimlerde AfD’nin mesajlarının daha fazla karşılık bulduğu görülüyor.

AfD ilk kez ekonomi ve eğitimde CDU’nun önüne geçti

AfD’nin başarısının belki de en önemli göstergesi, seçmenlerin partiye duyduğu güvenin belirli politika alanlarında CDU’yu aşması.

Forschungsgruppe Wahlen’e göre AfD, seçimde ilk kez ekonominin yanı sıra okul ve eğitim konularında da CDU’nun önüne geçti.

Bu son derece önemli bir değişim.

Çünkü CDU, uzun yıllardır özellikle ekonomi ve yönetme kapasitesi konusunda güven veren merkez sağ parti olarak görülüyordu.

Ancak bu seçimde seçmenin bir bölümü, bu alanlarda çözüm üretme konusunda AfD’yi daha yetkin gördü.

Göç ve iltica politikasında ise AfD zaten rakipleriyle arasında büyük bir fark oluşturmuş durumda.

Böylece parti, yalnızca “sisteme karşı oy” alan bir siyasi hareket olmaktan çıkıp bazı seçmen gruplarında belirli politika alanlarının en güvenilir partisi konumuna yükseldi.

Göç ve güvenlik AfD’nin güçlü olduğu alanlar

Seçim öncesi ve sonrası yapılan araştırmalar özellikle göç, iltica ve iç güvenlik konularında AfD’nin güçlü olduğunu gösteriyor.

Infratest dimap verilerine göre suçla mücadelede AfD’nin yeterlilik oranı yüzde 40 olurken CDU yüzde 23’te kaldı.

Sığınma ve mülteci politikasında ise fark daha da büyüdü: AfD yüzde 38, CDU yüzde 16.

Ekonomi konusunda iki parti birbirine daha yakın görünse de burada da AfD yüzde 30 ile CDU’nun yüzde 28’lik oranının önüne geçti.

İstihdam konusunda AfD yüzde 29, CDU yüzde 25 seviyesinde kaldı.

Bu tablo, CDU’nun yalnızca seçimde oy kaybetmediğini, aynı zamanda geleneksel olarak güçlü olduğu bazı politika alanlarında seçmen güvenini de kaybettiğini gösteriyor.

AfD erkeklerde çok daha güçlü

AfD’nin seçmen profili de dikkat çekici.

Araştırmaya göre parti erkeklerde yüzde 49 oy alırken kadınlarda yüzde 39’da kaldı.

Yaş grupları arasında da belirgin farklılıklar bulunuyor.

60 yaş altındaki seçmenlerde AfD yüzde 49’a ulaşırken 60 yaş ve üzerindeki seçmenlerde yüzde 36’da kaldı.

En güçlü gruplardan biri 44-59 yaş arasındaki erkekler oldu. Bu grupta AfD’nin oy oranı yüzde 56’ya ulaştı.

Ancak belki de en dikkat çekici sonuç, genç ve düşük eğitim düzeyine sahip erkek seçmenlerde ortaya çıktı.

35 yaş altındaki düşük eğitimli seçmenlerde AfD’nin oy oranı yüzde 62 oldu.

Bu veri, AfD’nin yalnızca yaşlı ve geleneksel olarak muhafazakâr seçmenlerden destek alan bir parti olmadığını gösteriyor.

Tam tersine, parti genç seçmenlerin belirli kesimlerinde de güçlü bir taban oluşturmuş durumda.

CDU’nun genç seçmenlerdeki çöküşü

CDU açısından en büyük sorunlardan biri genç seçmenler.

Araştırmaya göre CDU bütün yaş gruplarında ciddi oy kaybı yaşadı.

Partinin geleneksel olarak güçlü olduğu 60 yaş ve üzerindeki seçmenlerde bile oy oranı yüzde 29’a geriledi.

30 yaş altındaki seçmenlerde ise CDU yalnızca yüzde 5 oy aldı.

Aynı yaş grubunda AfD yüzde 44’e ulaşırken Sol Parti yüzde 16, Yeşiller yüzde 13 ve SPD yüzde 9 oranında kaldı.

Dolayısıyla CDU’nun sorunu yalnızca mevcut seçimi kaybetmek değil.

Partinin gelecekteki seçmen tabanının nasıl şekilleneceği konusunda da ciddi bir soru işareti ortaya çıkıyor.

İşçiler ve ekonomik açıdan zorlananlar AfD’ye yöneldi

Seçim sonuçlarının meslek ve ekonomik durum açısından dağılımı da AfD’nin toplumsal tabanını anlamak açısından önemli.

İşçiler arasında AfD yüzde 59 ile açık ara birinci parti oldu.

Angestellte olarak tanımlanan ücretli çalışanlarda yüzde 46, serbest meslek sahiplerinde yüzde 52 oy aldı.

Emeklilerde ise AfD yüzde 38 ile CDU’nun yüzde 26’lık oranının önünde bulunuyor.

Ekonomik durumunu kötü olarak tanımlayan seçmenlerin yüzde 65’inin AfD’ye oy vermesi ise ekonomik memnuniyetsizlik ile siyasi tercih arasındaki bağlantıyı açık biçimde ortaya koyuyor.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şu:

AfD’ye yönelişi yalnızca ekonomik sıkıntılarla açıklamak mümkün değil.

Forschungsgruppe Wahlen’in analizinin de gösterdiği gibi ekonomik ve sosyal hoşnutsuzluk, siyasi kutuplaşma ve AfD’nin belirli konulardaki yüksek yetkinlik algısıyla birleştiğinde seçim sonucunu şekillendiriyor.

CDU’nun tarihi yenilgisi

Seçimin diğer büyük hikâyesi CDU’nun çöküşü.

2021’de yüzde 37,1 oy alan parti dört yıl sonra yüzde 17,2’ye geriledi.

Bu, eyalet tarihindeki en düşük CDU sonuçlarından biri olarak kayda geçti.

Daha çarpıcı olan ise doğrudan seçim sonuçları.

CDU 2021’de 41 seçim bölgesinin 40’ında birinci olmuştu.

2026’da ise tek bir doğrudan milletvekilliği bile kazanamadı.

AfD 38 seçim bölgesinde, Sol Parti ise üç seçim bölgesinde doğrudan milletvekili çıkardı.

CDU açısından bu tablo, yalnızca AfD karşısında oy kaybetmekten ibaret değil; eyaletteki geleneksel siyasi hakimiyetin büyük ölçüde sona erdiğini gösteriyor.

Seçmen CDU’dan AfD’ye geçti

Seçmen hareketleri de CDU’daki çöküşü açıklıyor.

Infratest dimap verilerine göre CDU yaklaşık 83 bin seçmeni AfD’ye kaptırdı.

AfD ise yalnızca CDU’dan değil, farklı siyasi yönlerden seçmen kazandı.

Partinin yaklaşık 170 bin yeni oyu daha önce sandığa gitmeyen seçmenlerden geldi.

Bu durum özellikle önemli.

Çünkü AfD’nin yükselişi sadece diğer partilerin seçmenlerini kendisine çekmesinden kaynaklanmadı. Parti, daha önce sandığa gitmeyen veya siyasete mesafeli duran seçmenlerin bir bölümünü de sandığa taşıdı.

Bu nedenle yüksek katılım oranına rağmen AfD’nin güçlenmesi, partinin mobilizasyon kapasitesinin de arttığını gösteriyor.

Seçimin bir diğer kazananı: BSW

Seçimin hükümet aritmetiği açısından en önemli sonucu ise BSW’nin yüzde 5,3 ile parlamentoya girmesi oldu.

AfD 39 sandalyeyle en büyük grup.

CDU 15, SPD 8, Sol Parti 8, Yeşiller 8 ve BSW 5 sandalye elde etti. Böylece BSW, küçük bir grup olmasına rağmen hükümet kurma sürecinde büyük siyasi ağırlık kazandı.

Başka bir ifadeyle seçimde ikinci büyük güç haline gelen CDU bile tek başına hükümet alternatifi oluşturamıyor.

AfD’nin ise çoğunluğa ulaşabilmesi için başka bir siyasi aktörün desteğine ihtiyacı var.

Bu nedenle BSW önümüzdeki dönemde “kilit parti” konumuna geldi.

AfD hükümeti mümkün mü?

Matematiksel olarak AfD’nin hükümet kurabilmesi için başka bir partinin desteği gerekiyor.

AfD liderliğindeki bir hükümet seçeneğinin önündeki en önemli soru BSW’nin tutumu.

AfD’nin diğer partilerle işbirliği yapabilme kapasitesi ise son derece sınırlı.

Bu nedenle siyasi müzakereler yalnızca sandalye sayılarına değil, partilerin birbirleriyle çalışmaya ne kadar hazır olduklarına da bağlı olacak.

AfD lideri Ulrich Siegmund seçim sonrasında hükümet kurmak istediğini ve bunun için istikrarlı bir çoğunluk arayacağını açıkladı. BSW’nin tutumu bu nedenle önümüzdeki günlerin en kritik siyasi başlıklarından biri olacak.

AfD zafer kazandı ama toplumun çoğunluğunu arkasına alamadı

Saksonya-Anhalt seçimlerinin belki de en önemli çelişkisi burada ortaya çıkıyor.

Bir tarafta yüzde 43,8 oyla tarihi bir AfD zaferi var.

Diğer tarafta seçmenlerin yüzde 48’i AfD hükümetinin kendisini endişelendireceğini söylüyor.

Başbakanlık tercihinde Sven Schulze yüzde 46 ile Ulrich Siegmund’un yüzde 38 önünde.

Hükümet tercihi sorulduğunda ise CDU liderliğindeki hükümet yüzde 50, AfD liderliğindeki hükümet yüzde 41 destek buluyor.

Dolayısıyla AfD’nin seçim zaferi, partinin toplumun tamamını siyasi olarak ikna ettiği anlamına gelmiyor.

Ancak bunun tersi de doğru:

AfD artık Almanya’nın doğusundaki siyasi sistemin dışındaki bir aktör olarak görülemeyecek kadar güçlenmiş durumda.

Saksonya-Anhalt’tan Almanya siyasetine mesaj

Saksonya-Anhalt küçük bir eyalet olabilir, ancak seçim sonucu Almanya siyaseti açısından çok daha büyük bir anlam taşıyor.

AfD’nin yüzde 43,8’e ulaşması, partinin Doğu Almanya’daki güçlü konumunu pekiştirirken CDU’nun geleneksel siyasi tabanındaki erimeyi de gözler önüne serdi.

Seçimin mesajı yalnızca “AfD güçlendi” değil.

Aynı zamanda seçmenlerin önemli bir bölümünün mevcut siyasi partilerin sorunları çözme kapasitesine olan güvenini kaybettiği görülüyor.

Özellikle ekonomik sorunlar, sosyal güvenlik, göç, iç güvenlik ve eğitim gibi alanlarda AfD’nin artık yalnızca tepki oylarını değil, politika üretme kapasitesine duyulan güveni de topladığı görülüyor.

Fakat araştırmalar aynı zamanda AfD’nin önünde ciddi bir sınır olduğunu gösteriyor: Parti çok güçlü bir seçmen tabanına sahip olsa da kendisine oy vermeyen geniş kesimler tarafından hükümet alternatifi olarak kabul edilmiyor.

Sonuç: Seçimin galibi belli, yeni hükümetin yönü belirsiz

Saksonya-Anhalt’ta seçim gecesinin kazananı tartışmasız biçimde AfD oldu.

Yüzde 43,8 oy ve 39 sandalye, partinin eyaletteki siyasi dengeleri tamamen değiştirdiğini gösteriyor.

CDU ise yüzde 17,2 ile ağır bir yenilgi yaşadı ve daha önce sahip olduğu doğrudan seçim bölgelerinin tamamını kaybetti.

Ancak seçim sonuçlarının asıl önemi yalnızca sandalye dağılımında değil.

Forschungsgruppe Wahlen’in analizi, AfD’nin başarısının kutuplaşma, genel siyasi memnuniyetsizlik, partiye duyulan güven ve belirli politika alanlarındaki yüksek yetkinlik algısının birleşiminden kaynaklandığını ortaya koyuyor.

Bu nedenle AfD’nin yükselişini yalnızca bir protesto dalgası olarak görmek yanıltıcı olabilir.

Parti, özellikle genç ve orta yaşlı erkeklerde, düşük eğitim düzeyine sahip seçmenlerde, işçilerde ve ekonomik durumunu kötü gören vatandaşlarda güçlü bir taban oluşturmuş durumda.

Buna karşılık AfD’nin önünde önemli bir siyasi sorun bulunuyor: Seçimi kazanmak ile hükümet kurmak aynı şey değil.

Şimdi gözler BSW’ye ve diğer partilerin hükümet formüllerine çevrilmiş durumda.