Tolga Şardan savcılık ifadesinde, "Sadece halkı bilgilendirmek için gazetecilik yaptım" dedi; avukatı yazının ihbar niteliğinde sayılması gerektiğini söyledi.

Konuyla ilgi T24 yazarı Gökçer Tahincioğlu'nun "Tolga Şardan'ın tutuklanması ve hakikatler: Yargı bir sopa mı?" başlıklı yazısına yer veriyoruz.

İşte ilgiyle okunacak o yazı:

"Kimsenin adamı olmayan, namusuyla sadece gazetecilik yapan bir gazeteci tutuklandı… Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilmiş organize suç örgütü liderleri rahatça sokakta gezerken, en fazla üç yıla kadar hapis gerektiren bir suçtan soruşturulan Şardan, Sincan Cezaevi’nde…

Öyle bir infaz düzenlemesi var ki yürürlükte, hırsızlar, gaspçılar, dolandırıcılar, ne yaparlarsa yapsınlar üç beş günde dışarıya çıkabileceklerini bilmenin rahatlığıyla cirit atıyorlar ortalıkta…

“Af” adını vermedikleri öyle aflar çıkarttılar ki mafya babaları, katiller, istismarcılar, tecavüzcüler sokakları doldurdu.

Elbette cezaevlerinin boşaltılmasının, boşalması için bunca çaba gösterilmesinin tek nedeni çok kalabalık olması değil.

Öyle olsa, mafya için özel düzenlemeler yapılmaz, adli suçlular itinayla dışarıya salınırken, düşünce suçluları bütün olanaklardan mahrum bırakılmazdı.

***

Türkiye’de “gazetecilik” denilince akla gelen isimler var. Bunların bir bölümü belki biraz daha popüler, kamuoyunun daha çok tanıdığı isimler.

Ancak listeyi nasıl yaparsanız yapın, ilk sıralara yerleştireceğiniz isimlerden biri olan Tolga Şardan, bugün tutuklanarak cezaevine konuldu.

Hafızasız bir toplumda yaşıyoruz. Tolga Şardan da mesleğini hiçbir zaman fazla görünerek yapan isimlerden biri olmadı.

"Neden muhabirlik?" konusunda hep en ön sıralarda yer aldığını birkaç haberle anımsayabiliriz.

Misal, 90’lı yılların başında uyuşturucu yüklü “Kısmetim” gemisinin batırılmasını Türkiye’ye Milliyet gazetesinin manşetinden duyurması…

Susurluk döneminde çetenin yaptıklarını ayrıntılarıyla ortaya koyması…

Kanserojen olduğu gerekçesiyle gümrükte el konulan ayakkabıların bütün ülkeye satıldığını açığa çıkarması…

Alaattin Çakıcı’nın yurtdışında yakalanarak getirildiğini, görüntüleriyle haberleştirmesi…

Yine Çakıcı’nın, dönemin Yargıtay Başkanı’na adamını göndererek dosyası için yardım istediğini, işin içinde MİT’in de olduğunu ortaya koyması…

Yasadışı dinleme üslerinin nasıl kurulduğunu haberleştirmesi…

Ve yakın dönemden de örnekler;

Ayhan Bora Kaplan’ın havaalanında nasıl gözaltına alındığını gösteren görüntüleri yayınlayan ilk gazeteci olması…

Son yıllardaki devlet-mafya ilişkilerini sürekli olarak belgeleriyle ortaya koyması…

Polis muhabirliği çok zor bir iştir… Yapılan operasyondan haberdar edersin, “Polisin adamı” derler… Polislerin karıştığı işleri haberleştirirsin, “Polis düşmanı” derler… İstihbarat alırsın, “Şunun adamı, bunun adamı” derler… İstihbarat alamazsın, “kasıtlı olarak yazmıyor” derler… Sonu yoktur sözcüklerin... Muhatap olduğun kişilerle temas ve mesafeyi ayarlayamadığın anda bitersin…

Tolga Şardan, alaylı olarak 80’li yılların sonunda başladığı meslek hayatının büyük bölümünü polis muhabiri olarak geçirdi. 1997’den itibaren önce Milliyet’te, sonra T24’te birlikte çalıştığımız Tolga abi için bütün bu ifadelerin kullanıldığına tanıklık ettim. Ve zamanla bu ifadelerin tamamının boşa düştüğüne de…

Zaten basını bilen, tanıyan, içerisinde olan kim varsa, görüşlerine katılsın katılmasın, haberlerini beğensin beğenmesin herkes Tolga Şardan’ın gazetecilikten başka derdi olmadığını kısa süre içerisinde anlar.  Geçmişte de anlardı.

***

Tolga abi, bugün Sincan Cezaevi’nde olmasına yol açan önceki günkü yazısını da yine gazetecilik refleksi ve heyecanıyla yazdı. Yazısında, "Cumhurbaşkanlığı’nın, MİT’ten, yargıyla ilgili bir rapor talep ettiği" bilgisi yer alıyordu. Yazının içerisinde kimi adliyelerin özellikle mercek altında olduğuna yönelik kapsamlı olmayan bilgiler de vardı.

Yakın zamanda memleketin en büyük adliyesinin başsavcısı, Adalet Komisyonu Başkanı hakkında Hâkim ve Savcılar Kurulu’na şikâyette bulunmuş…

Kısa süre önce kimi operasyonlarda bazı isimlerin rüşvet karşılığı tahliye edildiği haberleri gündeme gelmiş…

TBMM’de Anayasa Komisyonu Başkanlığı gibi üst düzey görevde bulunmuş bir hukukçunun, uyuşturucu kaçakçısının dosyası ile yakından ilgilendiği kısa zaman önce ortaya çıkartılmış…

Bunlar bile bir ülkenin Cumhurbaşkanı’nın konuyla yakından ilgilenmesi için yeterliyken…

Ve bunun araştırılmasını istemesi, bir iktidar için, pozitif bir adımken….

Şardan tutuklandı.

Ve Şardan’ın yazısında yer alan iddiaya göre, zaten soruşturulan yargının bu bilginin doğru olup olmadığını bilmesi, işin doğasına aykırı…

Tüm bunların etkisiyle olacak, Şardan tutuklanana kadar, Cumhurbaşkanlığı’ndan konuyla ilgili bir açıklama yapılmadı. Haber yalanlanmadı…

***

Ancak İstanbul Başsavcılığı, re'sen soruşturma başlatarak dün Şardan’ın evini arattı. Aslında bu ev araması bile Türkiye açısından tartışılması gereken bir alışkanlık.

Birincisi yapılan haberle ev araması gerçekleştirilmesi arasında bir bağlantı yok. Savcılık, gerçeğe aykırı bir bilginin alenen yayıldığı iddiasıyla soruşturma başlatıyor. Bilgi gerçeğe aykırıysa evde ne arandığı bir muamma… Akla, dosyanın içini doldurabilmek, bilgisayarlar ve telefona el konulmasının sağlanması için arama kararı verildiği, bu yolla Şardan’ın haber kaynaklarının araştırılmak istendiği dışında ihtimâl gelmiyor.

Dargınlık sona erdi: 'Keça Kurdan'ı birlikte söylediler Dargınlık sona erdi: 'Keça Kurdan'ı birlikte söylediler

İkincisi polis, şafak baskınıyla değil öğle saatlerinde geldi, çok kibar davrandı ve aramayı gerçekleştirdi.

Yüzlerce kişinin evinin sabah operasyonuyla basılması geliyor akla ister istemez. Evin basılması ve aranması yine gereksiz ancak demek ki böyle de olabiliyormuş, istenilince yapılıyormuş…

Üçüncüsü Şardan, hakkında onlarca dava ve soruşturma bulunan bir gazeteci… Kaçmadığı, göçmediği, çağrılınca hemen gittiği ortada… Gözaltı ve arama kararının nedeni anlaşılmaz. Çağrıldığında adliyeye gideceği biline biline bunun yapılmasının hiçbir mantığı yok. Nitekim evin arandığı sırada dışarıda olan Şardan, telefonla haberdar edildikten sonra gözaltına alınmak için evine gitti…

***

Sonrası da anlaşılmaz…

Dezenformasyon Yasası nedeniyle tutuklama kararı verilmesi için "halkın galeyana getirilmesi" gibi unsurların aranacağı söylenmişti. Şardan’ın yazısı 43 saattir yayındaydı… Kim galeyana geldi, kim neyi yanlış anladı, belirsiz.

Ancak savcılık, apar topar yaptığı sorguda Şardan’a haber kaynağını sordu, yazısına açıklık getirmesini istedi.

Zaten iddia gerçeğe aykırı bilgiyi yaymaksa, kaynağın sorulması da anlaşılamıyor. Yok, Şardan doğruyu yazdıysa, araştırılan, öğrenilmek istenilen nedir, bunu da anlamak mümkün değil...

Ve tutuklama…

Savcı ve hâkime göre, Şardan’ın tutuklanması anayasanın ölçülülük ilkesine uygunmuş…

Hangi ölçü mafyanın dışarıda olduğu, yeni yakalanan mafyanın yargı ve polisle olan bağlantılarının araştırıldığı bir ortamda gazetecinin tutuklanmasını gerektiriyor, somutlaştırılırsa anlayabiliriz.

Şardan’ın kanıtları yok etme, tanıkları baskı altına alma ihtimali varmış… Gazeteci, elindeki bilgiyi yazmış, işini yapmaya devam etmiş. Hangi tanık baskı altına alınacak olan, hangi kanıt yok edilecek olan, elbette bunlar da yok…

Ve ne hikmetse 43 saat yazıya tepki vermeyenler, Şardan tutuklandıktan 10 dakika sonra Dezenformasyon Merkezi adı verilen, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın yönettiği hesaptan, “Rapor yoktur” açıklaması yapıyorlar. Üstelik, Şardan’ın tutuklandığı suçun, “katalog suç” olmadığını bile dikkate almadan… İletişim Başkanlığı, gazetecilerin tutuklanmasına ses çıkarmıyor da bunların peşinde koşuyor…

Ve unutuyor ki gazetecilere tekzip göndermek için tutuklamaya da gerek yok…

***

Gazeteciler birbirini şahsen tanısın ya da tanımasın, bilir… Mesleği gerçekten gazetecilik olanlardan söz ediyorum elbette…

Tolga abiyi de gayet iyi tanırlar.

Bu memlekette polislik, savcılık yapmış yüzlerce ismin Tolga abiyi iyi tanıdığı gibi…

Kimsenin adamı olmayan, namusuyla sadece gazetecilik yapan bir gazeteci tutuklandı…

Çıkar çatışmalarından, iktidar çatışmalarından, yargının, polisin içindeki çekişmelerden, yerini koruma kaygılarından Tolga Şardan’a ne? Kimden ne çıkarı olacak, kimden neyi umacak?

Tolga Şardan’ı herkes iyi tanıdığı için bu soruların yanıtlarını da herkes zaten biliyor….

Başkaları için durumun bu kadar basit olmadığını da…

Yeni bir dönemin başladığının farkındayız… Gazetecilerin engellenmesi için iyi bilinen yöntemlerin yapısal olarak devreye sokulduğunun da…

Yargı, hiç kullanılmadığı kadar bir sopa olarak kullanılıyor ve kullanılacak, bunu da görüyoruz… Nedenlerini bilsek ve anlasak da kabullenemiyoruz, hepsi bu…

Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilmiş organize suç örgütü liderleri rahatça sokakta gezerken, en fazla üç yıla kadar hapis gerektiren bir suçtan soruşturulan Şardan, Sincan Cezaevi’nde…

Tolga abi çıkar, yine yazar…

Mühim olan bu değil… Mühim olan memleketin aldığı, geri dönülemez bir noktaya yokuş aşağı gittiği bu hâl…"