”Neler vermez idim onun uğruna
Gelse de konuşsak eskisi gibi”
Bahar aylarıydı. Turnalar gökyüzünde süzülerek geçip gidiyordu. Emrah kapının önüne çıkmış, elini alnına götürmüş, gökyüzündeki turnaları izliyordu.
Avazı çıktığı kadar, “Senem’den bir haber getirin bana, ne olur!” diye bağırıyordu.
Bu kaçıncı yalvarışıydı, kendisi de bilmiyordu. Her sabah turnaların geçişini izler, sevdiğinden bir haber bekler gibiydi.
Anadolu’da turnalar, sevip de ayrılanların selamlarını getirip götüren bir postacı gibi görülürdü. Turnalarla selam gönderilir, onlardan bir haber beklenirdi. Bu, halk arasında sarsılmaz bir inançtı.
Turnalar tek eşli yaşayan kuşlardı. Eşlerini kaybettiklerinde, ölünceye kadar yalnız yaşarlardı. Sürüden ayrıldıklarında, eşlerine duydukları hasreti anlatır gibi haykırırcasına acı acı öter, kendilerini teselli etmeye çalışırlardı. En sonunda bu feryat figanla hayata gözlerini yumarlardı. Emrah’ın sevdası da tıpkı turnalar gibiydi. Hayatında bir tek Senem’i sevmişti. Onun kendisini bırakıp uzaklara gitmesi, yüreğindeki sevgiyi alıp götürememişti. Senem’in hasretiyle yanıp tutuşuyor, bahar aylarında gelip geçen turnalardan bir haber bekliyordu.
Kaç mevsim geçmişti, bilmiyordu. Ama saçına sakalına aklar düşmüştü. Yaşlandığını hissediyordu. Sıcak bir yaz gününde, kapının önündeki söğüt ağacının altında Senem’i düşünürken uyuya kalmıştı.
Rüyasında, bölük bölük geçip giden turnalardan biri sürüden ayrılmış, çığlık atarcasına başının üzerinde dönerek ötüyordu. Uzun süre öttükten sonra nefesi kesildi ve yere düştü. Emrah, ter içinde uykudan sıçradı. Şaşkın şaşkın etrafına bakınıyor, gördüğü rüyanın etkisinden kurtulamıyordu. Soğuk soğuk akan terini silerken, az ileride bir karartı fark etti.
On beş, on altı yaşlarında bir erkek çocuğu kendisine doğru geliyordu. Yanına yaklaştı, elini uzattı. Tokalaştılar. Hoş beşten sonra çocuk konuştu:
“Adım Ferhat. Ben Senem’in oğluyum. Anamın söylediğine göre sen benim babamsın.”
Sonra koynundan, etrafı işlemeli bir mendil çıkardı ve Emrah’a uzattı. Emrah şaşkınlık içindeydi. Bu mendil, Senem’in kendisi için etrafına kuş resimleri işlediği mendildi. Bir şeyler sormak istedi, yutkundu ama soramadı. Donup kalmıştı.
Birbirlerine sarıldılar. Ferhat, kelimeleri yutarcasına, hızlı hızlı anlatmaya başladı:
“Annem çok hasta. Seni bulup götürmemi istedi. Son nefesinde de olsa seni görmek istiyor.”
Emrah ne diyeceğini bilemedi. Alelacele hazırlandı, yola koyuldular. Yolda giderken rüyasında gördüğü turnanın çığlık atarcasına ötüşü geldi gözünün önüne. Senem’in mendiliyle gözyaşlarını silerken, bir yandan da yanık yanık bir türkü tutturdu:
“Giyinse kuşansa düşse yollara
Sarılsak ağlasak eskisi gibi”