“Sebep olana kalmasın...
Cehennem narına yansın”...
Uğur; parmakları arasında tuttuğu sigarasından derin bir nefes çekti, sonra sigarayı kül tablasına koydu, masanın üzerinde duran kalemi alarak önündeki beyaz kâğıda yüreğini dökercesine yazmaya başladı.
“Yalnız geçen senelerimin yoldaşı, çaresiz yıllarımın dermanı, hayatta kalmak için tutunduğum dalım, yüreğimin parçası Cemile; seninle birlikte yaşadığımız yılları bir türlü silip atamadım aklımdan. Ben unutayım desem yüreğim unutmuyor. Akıp giden günlerin her saatini maziyi düşünerek yaşamak da yıpratıyor bedenimi.
Hep gizli tuttuk birlikteliğimizi, kimseler bilsin istemedik. Belki bilenler de vardı ama bizi hiçbir şey yıldıramadı, koparamadı birbirimizden. Cesaretimizi toplayıp açık açık buluşamadık, çünkü kaybedecek çok şeyimiz vardı. Bütün bunlara rağmen çeyrek yüzyıl yaşadık seninle; her geçen gün, her geçen ay ve her geçen yıl birbirimize daha çok bağlandık. Ne bir araya gelebildik ne de kopabildik.
Dert ortağım oldun. Çektiklerimi en iyi bilen sensin. Yaptığım fedakârlıkların karşılığında gördüğüm vefasızlıkları en az benim kadar sen de yaşadın, sen de kahroldun, sen de üzüldün. Seninle birlikte başımı alıp buralardan gitmek istedim ama bir türlü benimle gelemedin. Torunun olacak haberini alınca çok sevinmiştin. Daha sonra torun bakmak için gittin buralardan; yıllar geçmesine rağmen bir daha geri dönmedin. Kimseden seni soramadım, haberini alamadım; bu beni daha da çok kahrediyor. Tek çıkış yolu, birlikte yıllarımızı geçirdiğimiz bu şehri bırakıp gitmek oldu.
Duvarda asılı duran topluca çekilmiş resmin geldi gözümün önüne. Her zaman gülen yüzünle ama hüzün ve hasret yüklü gözlerinle bakıyordun bana. Resim bu ya, hiç gözlerini ayırmadan, kırpmadan bakıyordun. Hüzün çöktü yüreğime, gözlerimden iki damla yaş süzüldü yanaklarımdan aşağı. Onları silerken kendi kendime isyan edercesine konuşuyordum: Böyle olmamalıydı be Cemile, hiçbir şey bu kadar üzülmeye değmezdi. Şimdi yüzünü görmek bir yana, sesini bile duyamaz oldum; işte bu çaresizlik beni daha da çok tüketti...
Bu mektubumun sana ulaşacağını umut ediyorum. Her ne olursa olsun hiçbir zaman unutma; sen benim sevdamsın...”
Bu son cümleleriydi. Mektubu bitirince katlayıp zarfa koydu, duvarda asılı resmi oradan aldı, ceketinin iç cebine yerleştirdi, evden çıkıp gitti...
Mektubun Cemile’ye ulaşıp ulaşmadığını bilen olmadı. Seneler geçmesine rağmen ne Uğur’dan bir haber alındı ne de Cemile’den...
Uğur’un mezarının bir sahil kasabasında, ücra bir köy mezarlığında olduğu söylenir ama kesin değildir.