Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İstanbul Şubesi’nde örgütlenme sekreteri olarak çalışan Elektrik Mühendisi Nursemin Yıldız, 17 Haziran 2026’da işten çıkarılmasının ardından şube önünde direnişe başladı.

İş akdinin süresiz sözleşmeye dönüştüğünü, buna karşın işten çıkışının sözleşme süresinin sona erdiği gerekçesiyle ve geriye dönük olarak bildirildiğini belirten Yıldız; ücret, izin ve ihbar tazminatı başta olmak üzere haklarının ödenmediğini söylüyor.

İşe iade talebiyle dava açan Yıldız, mücadelesini yalnızca kendi işine dönme talebiyle sınırlı görmüyor. EMO’daki yönetim anlayışını, çalışan mühendislerin sendikal haklarını ve meslek örgütlerinde demokratik işleyişin korunmasını da direnişinin temel başlıkları arasında sayıyor.

Bu süreçte yaşadıklarını, işten çıkarılma gerekçesine ilişkin değerlendirmelerini ve direnişinin EMO’nun demokratik yapısı ile mühendislerin sendikal hakları açısından taşıdığı anlamı Nursemin Yıldız’la yaptığımız röportajda konuştuk.

“İşten çıkarılmam baştan sona hukuksuz ve haksız”

Avrupa Postası: Öncelikle EMO’daki çalışma sürecinizi ve işten çıkarılmanıza kadar yaşananları anlatır mısınız? Size gösterilen gerekçe neydi ve siz bu gerekçeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nursemin Yıldız: İş ve işten çıkarılma sürecimle başlayayım. Bundan yaklaşık iki yıl önce örgütlenme sekreteri olarak işe başladım. Yönetimin öngördüğü şekilde 1,5 yıllık süreli bir sözleşmeyle çalışıyordum. Sözleşmemin sonu Şubat 2026’ydı; yani yeni yönetimin oluşacağı, şube yönetimi seçimlerinin yapılacağı dönem.

Şubat sonunda yeni yönetim, benim ve benim durumumdaki iki arkadaşın daha sözleşmesini üç ay uzattı. Mayıs sonunda uzatma süresi dolduğu için Yönetim Kurulunda tartışma başladı. Bir süreli sözleşmeyle yönetim dönemi sonuna kadar uzatalım, dendi. Sonuçta, iki kişinin “Yasada yer alan birden fazla zincirleme uzatma olmaz, sözleşmenin süresiz sözleşmeye dönmesi gerekir” diyerek şerh düştüğü 5/2 kararıyla EMO Merkezine gidildi.

EMO Merkez, iki kişinin şerhinin doğruluğunu kabul ederek bu arkadaşların sözleşmelerinin süresiz olarak değiştirilmesi gerektiğini, mevcut haliyle bunun yasal olmayacağını belirtti ve kararı onaylamadı. Yani süresiz sözleşmeyi dolaylı yoldan onaylamış oldu.

Sonra İstanbul Şube Yönetimi, bu kez üç kişinin de süresiz sözleşmeli olarak çalışmaya devam etmesi yönünde oybirliğiyle karar alıp gönderdi. EMO Merkez Yönetim Kurulu bu sefer diğer iki kişiyi işe alıp benim işten çıkarılmama, 4/3 kararıyla hükmetti.

“Bizi aklamayana ekmek vermeyiz”

Yönetim toplantısında konuşulan konu ise EMO Merkez Genel Kurulunda eski yönetimi aklamayan 50 kişi içinde yer almam sebebiyle “Bizi aklamayana ekmek vermeyiz” şeklindeydi. Genel Başkan Mahir Ulutaş’ın kişisel kin ve hırsı bu sonucu doğurdu.

Ardından İstanbul Şube Yönetim Kurulu tekrar bir yazı yazıp, Genel Merkez yönetiminin bir önceki kararıyla çeliştiğini, bu şekilde işten çıkarmanın haksızlık doğurduğunu, benim fiilen çalışmakta olduğumu ve sözleşmemin haziran itibarıyla süresize dönüştüğünü belirtti.

Henüz İstanbul Şube Yönetim Kurulunun yazısı Merkez Yönetim toplantısında görüşülmeden, Merkez Oda Müdürü imzasıyla bir cevap yazısı gönderildi. Yazıda önceki kararla çelişki olmadığı açıklanıyor, Mahir Ulutaş imzasıyla da “Nursemin Yıldız’ın iş akdini mevzuata uygun bir şekilde yapın” şeklinde 12 Haziran tarihli bir talimat veriliyordu.

Bunlar olduğunda fiilen çalışıyordum ve Şube Yönetim Kurulu kararıyla fuarda görevliydim. 17 Haziran günü, ayın 16’sında Genel Merkezin geriye dönük olarak 31 Mayıs itibarıyla SGK çıkışımı yaptığını belirten işten çıkış bildirgesi, tarafıma Şube Müdürü imzalı yazıyla tebliğ edildi. İşten çıkışım 15-16 Haziran yıldönümüne yapılmıştı. Kod 5, yani sözleşme süresinin sona ermesi gerekçesi gösterildi.

Sonrasında bu 17 günlük çalışmam yok sayıldı. Ücreti ödenmedi. İhbar tazminatım ve son dokuz ay 17 günlük sürenin izin hakkı ödenmedi. Sendikalı bir çalışan olduğum halde Toplu İş Sözleşmesinden doğan haklarımın hiçbiri ödenmedi.

Görüldüğü gibi bu işten çıkarma baştan sona hukuksuz ve haksız. Süresiz sözleşmeli olduğum halde süreli sözleşmeli muamelesi yapılıp ücret ve haklarıma çöktü EMO.

Direnme kararı aldım. Neden?

Birinci neden, benim şahsımda üye ve delege iradesine konan blokajdır. İkinci neden, Şube Yönetim Kurulunun seçimle işbaşına gelmiş yaklaşık 22 bin üyenin iradesini temsil eden bir kurum olmasıdır. Şube benimle çalışma iradesini beyan etmiş olmasına rağmen bu iradeye müdahale edildi. Bunlar, demokratlar arasında yazılı olmayan kuralların, teamüllerin yerle bir edilmesi ve yok edilmesidir. Üçüncü olarak, haksızlığa uğrayan ben olduğum için tabii ki direnmekten başka seçeneğim yoktu.

EMO yönetimine işe iade temelli bir dava açtım. Avukatımın dediğine göre dava 1-1,5 yıl sürebilirmiş. Bu davada işe iade kararı çıkacağını söyledi ancak mahkeme süre sonunda karar verse bile işveren kötü niyet tazminatını ödeyip yine iadeyi yapmayabiliyor. Direnerek işime dönmekten başka seçeneğim yoktu.

“Mühendis emeği değersizleştirilmiş bir konuma itildi”

A.P.: Bir mühendis ve EMO çalışanı olarak yaşadığınız bu sürecin yalnızca kişisel bir işten çıkarma meselesi olmadığını, aynı zamanda çalışanların sınıfsal konumuyla ilgili olduğunu düşünüyor musunuz? Mühendislerin bugün emek sürecindeki gerçek konumunu nasıl tanımlıyorsunuz?

N.Y.: Benim yaşadığım sıradan bir işten çıkarılma olayı değildir. Mühendisler bugün artık emeği değersizleştirilmiş bir konuma itilmişlerdir. Öyle ki yeni mezun bir mühendise işçi asgari ücreti ve altını teklif edebiliyorlar. Şantiyelerde vasıfsız diye nitelendirdiğimiz bir işçi bile asgari ücreti kabul etmiyorken bunu mühendise teklif edebiliyorlar. Bu, mühendis emeğinin geldiği seviyeyi gösteriyor. Çok acı bir tablodur.

Burada TMMOB ve bağlı odalara büyük iş düşüyor. Benim işten çıkarılmam ise tamamen siyasidir. İlkeli durmaya çalışan, ücretli mühendislerin hakkını savunan, odada sağcılaşmaya karşı duran tüm politik grupları bu çizgide tutmaya çalışan, odanın kamusal yanını, emekten yana olan yanını güçlendirmeye çalışan, meslek örgütünde ticarileşmeye karşı duran, üyenin tüm çalışmalarda katılımını esas alan bir grubun içinde olduğum için bunlar başıma geldi.

Tabii ki emekten yana bir tavır alış ve bu konudaki ısrar, bir turnusol kâğıdı gibi bundan sapanları ele verir. Yaşadığımız şey budur.

“Kendi çalışan mühendisinin sendikal hakkını tanımayan bir oda…”

A.P.: EMO dışarıda emekçilerin, işçilerin ve sendikal hakların yanında duran açıklamalar yapan bir meslek örgütü. Kendi çalışanları söz konusu olduğunda bu anlayış ile uygulama arasında bir çelişki gördünüz mü? Bunu kendi deneyiminiz üzerinden nasıl açıklarsınız?

N.Y.: EMO dışarıdan baktığımızda evet, emekten ve sendikalaşmadan yana görünür. Ama kendi çalışan mühendis personelin toplu iş sözleşmesinden yararlanmasını engelliyor. Peki, bu nasıl bir emekten yana tavır alıştır? Temiz olmak için önce kendi kapının önünü süpürmek gerekmez mi?

Kendi bünyendeki mühendisin sendikal haklarını tanımayıp başka işyerlerindeki çalışan mühendisin hakkını hangi yüzle isteyeceksin? Maalesef gerçek budur.

“Mühendislerin TİS’ten yararlanması yıllardır engelleniyor”

A.P.: Sendikal örgütlenme bu süreçte nasıl bir rol oynadı? EMO çalışanlarının sendikal örgütlenmesinin önünde ne tür engeller bulunduğunu düşünüyorsunuz?

N.Y.: Ben sendikalı bir mühendisim. Türk-İş’e bağlı Tez-Koop-İş üyesiyim. Direnişe başlamadan önce sendikamla görüşmelerim oldu. Fakat sendikamdan hukuki yardım ile sendika yeleği dışında bir destek alamadım. Bir de işyerime zorlayarak bir yazı yazdılar. İşyerindeki sendikalı personel yanımda durabilsin diye.

Söylediğim gibi, TİS sürecinde yönetimler tarafından öncelikle mühendislerin TİS’ten yararlanması engelleniyor yıllardır. TİS’ten herhangi bir oda çalışanı yararlanabiliyorken odada çalışan bir mühendis yararlanamıyor. Bu, mühendisin sendika üyeliğinin önünde büyük bir engel. TİS’ten yararlanmayacaksa mühendis neden sendikaya üye olsun ki?

“Benim direnişim, EMO’nun demokratik yapısını koruma mücadelesidir”

A.P.: İşten çıkarılmanızın ardından neden yalnızca hukuki yollara başvurmakla yetinmeyip EMO önünde direniş başlattınız? Direnişe başlarken temel amacınız ve beklentiniz neydi?

N.Y.: Direniş kararı verirken yalnızca hukuk yollarına başvurarak işime dönemeyeceğimi biliyordum. İlk soruda direnmenin üç gerekçesini açıklamıştım.

Birincisi, üye/delege iradesine tahakküm konulması. İkincisi, Şube Yönetim Kurulu iradesine ve dolayısıyla İstanbul üye iradesine müdahale. Üçüncüsü, benim haklarım.

Bu üç nedenden dolayı direnme kararı aldım. Ve tabii ki yıllardır mühendislerin sendikalaşmasını ve odada çalışan mühendislerin TİS’ten yararlanmasını savunuyorum. Bu direniş kazandığında bu konuda da yol almış olacağımıza inanıyorum.

Hukuki yoldan haklarımı almam mümkün ama benim üzerimden ortaya çıkan antidemokratik tutumu görmezden gelemezdim. Dolayısıyla benim direnişim aynı zamanda EMO’nun demokratik yapısının korunması mücadelesidir.

“Hiçbir direniş başarıya ulaştığında kendisiyle sınırlı kalamaz”

A.P.: Direnişiniz bugün esas olarak “Nursemin Yıldız’ın işe iade mücadelesi” olarak mı görülüyor, yoksa EMO çalışanlarının ve daha genel olarak mühendislerin çalışma ve örgütlenme sorunlarının bir parçası olarak mı? Siz bu ayrımı nasıl değerlendiriyorsunuz?

N.Y.: Hem Nursemin Yıldız’ın hak mücadelesi hem de demokratik EMO’nun korunması mücadelesi olarak kalması için tüm çabamı ortaya koyuyorum. Öyle olmasını umut ediyorum. Hiçbir direniş başarıya ulaştığında kendisiyle sınırlı kalamaz. Bu gerçeği bilerek ve direnişimin tüm meslektaşlarıma da umut olacağını bilerek devam ediyorum.

“Demokrat camia kendi anlayış duvarlarını yıkmalı”

A.P.: Bir işçinin işten çıkarılması karşısında insanların dayanışma göstermesi ile o işyerindeki sorunu örgütlü bir sınıf mücadelesine dönüştürmek arasında önemli bir fark var. Sizin direnişiniz bugüne kadar neden bu ikinci aşamaya geçemedi? Bunun sorumluluğunu yalnızca EMO yönetiminde mi görüyorsunuz, yoksa sendikal ve siyasal örgütlenme açısından da sorgulanması gereken noktalar var mı?

N.Y.: Öncelikle yaşadığımız siyasi atmosferde sınıf mücadelesinin esas araçlarının, mesela sendikaların durumuyla ilgili bir durum söz konusu. Ayrıca mücadele ettiğimiz kurum, kendini demokrat, aydın olarak tanımlayan ve böyle bilinen bir kurum. Bununla mücadele ederken bir kere sol ve demokrat camiayla da bir fikir mücadelesi yürütüyoruz. Tabiri caizse yedi düvele karşı savaş açmış durumdayız. Bu ciddi bir handikap. Demokrat camia özellikle kendi anlayış duvarlarını yıkmalıdır. Yoksa benim direnişimi anlamaları mümkün değildir.

“Sınıf, cins ve doğa mücadeleleri ortaklaşmalı”

A.P.: Direnişinizin daha geniş bir çalışan ve emekçi kesimini harekete geçirememesinde, bugün sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin mücadele anlayışında nasıl bir sorun görüyorsunuz?

N.Y.: Ben tüm bunlara rağmen büyük bir inat, inanç ve iradeyle kendimi anlatmaya çalışıyorum, çalışacağım.

Öncelikle hak arama mücadelesi kutsaldır. Kabul edilmesi gereken en çıplak gerçek bu. Buradan yola çıkarsak demokrat, solcu, devrimci, haktan, hukuktan, halktan yana herkesin; ezilen ve sömürülen sınıf, cins mücadelesi verenlerin, doğanın talanına karşı duranların, hayvan haklarını savunan çevrelerin bu mücadelenin yanında durması gereklidir.

Sorun, ezilen sınıf, ezilen ulus, ezilen cins ve yaşanan doğa talanı ile hayvan hakları mücadelesinin aynı mücadele olduğunu, birleşmesi ve ortaklaşması gerektiğini görememe sorunudur. Bunlar birlikte ele alınmayıp kategorize edildiği zaman sınıf mücadelesinin yol alması mümkün değildir. Egemen sınıflar hepsine karşı savaş açmış durumdadır.

Bence yok edilmeye çalışılan sokak hayvanları için yapılan çalışmalar da sınıfın sorunudur. Bir küçük burjuva sorunu değildir. Görülmesi gereken budur.

“Yine direnmeyi seçerdim”

A.P.: Bu deneyimden sonra geriye dönüp baktığınızda, aynı süreç yeniden yaşansa direnişin bireysel bir işe iade mücadelesi olarak kalmaması ve ortak, örgütlü ve sınıfsal bir mücadeleye dönüşmesi için neyin farklı yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

N.Y.: Geriye bakıp değerlendirdiğimde yine sanırım tüm bu nedenlerle direnmeyi seçerdim.

Avrupa Postası: Teşekkür ederiz.

Nursemin Yıldız: Ayrıca kendimi ifade etme, sesimi duyurma olanağı sağladığınız için çok teşekkür ederim. Saygılarımla.

Nursemin Yıldız kimdir?

58 yaşındaki Elektrik Mühendisi Nursemin Yıldız, Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden 2005 yılında mezun oldu. Meslek yaşamı boyunca yüksek yapılar, raylı sistemler, şehir hastanesi ve çeşitli konut projelerinde görev aldı. EMO’nun farklı kurul ve komisyonlarında çalışan Yıldız, 2022-2024 yılları arasında EMO İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Bu dönemde kanser hastalığıyla mücadele eden Yıldız, tedavi sürecinde dokuz ay çalışamadı.

Yönetim döneminin sona ermesinin ardından Eylül 2024’te EMO İstanbul Şubesi’nde örgütlenme sekreteri olarak çalışmaya başlayan Yıldız’ın iş akdi, 17 Haziran 2026’da feshedildi. Yıldız, sözleşmesinin süresiz iş akdine dönüştüğünü, buna rağmen işten çıkışının sözleşme süresinin sona erdiği gerekçesiyle (Kod 5) yapıldığını belirtiyor.

İşten çıkarılma bildiriminin kendisine 17 Haziran’da tebliğ edildiğini, ancak SGK işten çıkışının geriye dönük olarak 31 Mayıs 2026 tarihi itibarıyla yapıldığını aktaran Yıldız, bu nedenle 17 günlük ücretinin ve izin alacağının ödenmediğini, ihbar tazminatını da alamadığını ifade ediyor. Yıldız, söz konusu haklarını almak ve işe iade edilmek talebiyle EMO İstanbul Şubesi önünde direnişini sürdürüyor.