Medine DURMANN

Hessen bölgesindeki AKM Hochtaunus Eş Başkanları Gülay Yerlikaya ve Veli Balaban'ın kısa açılış konuşmaları ile başlayan panelde, 14 - 28 Mayıs'ta Türkiye'deki seçimlerde ne olduğu, önümüzdeki 31 Mart'ta yapılacak yerel seçimler gibi konular konuşuldu.

Aynı gün kentte birçok etkinlik olmasına rağmen, yoğun ilginin olduğu panele sunumlardan sonra soru cevapla devam edildi.

Gültekin: Madımak’ı hatırlama kültürü AKP’den önce de yoktu Gültekin: Madımak’ı hatırlama kültürü AKP’den önce de yoktu

"14 Mayıs seçimleri kişisel olarak söyleyeyim; vallahi büyük bir hayal kırıklığıydı. İktidarı düşürmeyi hedefledik. Kılıçdaroğlu, Kürdistan illerinde her yerden fazla oy aldı ama maalesef ihanete uğradık."

BEŞTAŞ: CUMHURİYETLE SORUNUMUZ VAR

"Bir yanda cumhuriyetin 100'üncü yılında "Aman cumhuriyet tehlikeye girmesin" şeklinde bir tartışma var, diğer yandan ise iktidar grubu inanç üzerinden toplumu kutuplaştırma üzerinden tek adam rejimini daha fazla nasıl kurumsallaştırabilirim gibi devam ediyor." diyerek söze ve panele başlayan DEM Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş şu sözleri aktardı:

"Cumhuriyetle sorunumuz var önce onu söyleyim. 100 yıllık bir sorunumuz var. Cumhuriyet bu topraklarda sorunu çözen değil tabi ki belli bir aşamada Kurtuluş Savaşı denilen o birinci paylaşım savaşında yaşananları anlatacak değilim. Yoksa saatlerce burada kalmamız lazım. Türkiye'nin temel sorunları ne diye çok tartışılır. Kürt meselesi, inanç meselesi tabi kadın meselesi de çok önemli bir yerde duruyor. Atatürk'ün kadınlara seçme seçilme hakkı verdiği, birçok hakkı verdiği tartışmaları var. Ama Türkiye'de kadın sorunu en başak meselelerden biri olarak orta yerde duruyor."

"KÜRTLERE SİSTEMATİK, TARİHSEL BİR ASİMİLASYON, İNKAR VE İMHA SÜRECİ"

"Kürt meselesinin iktidarların değişmesi, anayasaların değişmesi, tek parti dönemi çok partili dönem, AKP dönemi gibi çokça dönem olsa da Kürtlere yaklaşımda esaslı bir değişiklik yok" diyerek sözüne devam eden DEM Partili Beştaş, "Partiler bu konuda gayet iyi anlaşıyor. Kürtlerin eşit yurttaş olarak hakları, talepleri gündeme geldiğinde gerçekten bütün partiler koro halinde bölünmeden, paranoyadan, bölücülük, terörizm yaftalamalarından vazgeçmiyor. Birçok eski iktidarın sahibi de Kürtleri yurttaş olarak kabul etmekten, taleplerini karşılamaktan uzak, çok sistematik tarihsel bir asimilasyon, inkar ve imha süreci olageldi. Anayasalar değişti yeni anayasalar geldi ama Kürdün adı hiç olmadı." dedi.

"AYRIMCILIK SÜRÜYOR"

Anadilde eğitim, kamu hizmetlerinden faydalanma gibi konuların gündeme geldiğini söyleyen DEM Parti milletvekili Beştaş sözlerine şöyle devam etti:

"2024 yılıyla Şark Islahat Planını, mecburi iskan kanunu karşılaştırmak hiç zor değil. Bugün sadece şekil değişmiş, dil değişmiş. İçerikte hiçbir değişiklik yok. Kürtlerin eşit yurttaş olarak yaşamadığı bir ülkeden söz ediyoruz. Ayrımcılığın en üst noktalarda bilinçli bir politikalarla devam ettiği bir siyasi atmosfer bugün de sürüyor. AKP, MHP 2015'ten bu yana özellikle 4 Kasım darbesinden sonra biliyorsunuz 7 Haziran'da HDP olarak barajı aşarak parlamentoya 80 milletvekiliyle girerek belirli bir ezberi bozduk. Ve bir darbe süreci başlatıldı bugüne kadar da kesintisiz devam ediyor. "

"DEVLETİN AYDINLATMAK İSTEMEDİĞİ KATLİAMLAR VARDIR"

Türkiye'de yaşayan milyonlarca Alevi yurttaş içinde devletin yaklaşımının farklı olmadığını açıklayan DEM Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş şunları söyledi:

"Bir kültürel ögeye, bir ekonomiye dönüştürerek Alevilerin ibadet hakkını reddeden, cemevlerine ibadethane statüsü vermeyen bir iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız. Bazı partilerin farklı yaklaşımda olduğu iddia edilir. Kaç tane Alevi vali, kaymakam var diye tartışılır. Bütün iktidar değişimlerine rağmen bu değişmez. Akp'nin yaklaşımı çok daha acımasız, kaba ve asimilasyon içindedir. Cumhuriyet şöyle bir iddia ile ortaya çıktı. Tek kimlik, Türklük; tek inanç ve tek cinsiyet aslında kadınlar da yoktur. Anayasal yaklaşımlarda bu temelli olmuş, erkek, Türk, Sünni ve Müslüman. Anayasadaki vatandaş tanımı bugünde böyle devam ediyor. Dersim katliamında, tertelesinde on binlerce insanın katledilmesi yerine Roboski'de 35 Kürt genci, Cizre bodrumlarında onlarca yüzlerce gencin katledilmesi ya da Diyarbakır'da ve Ankara Gar katliamında olduğu gibi devam ettiriliyor. Bu katliamlarda devletin fail olduğu, ortaya çıkarmadığı katliamlar olarak süre geliyor. Sevgili Tahir'in ( Tahir Elçi) katledilmesinde çok konuştuk bunları çok tartıştık. Devletin aydınlatamadığı katliamlar olmadığını çok söyleriz. Ama devletin aydınlatmak istemediği katliamlar vardır. Çünkü kendileri bu meselede taraftır."

"TEK GECEDE TOPLUCA DOKUNULMAZLIKLAR KALDIRILDI"

"Bu katliamların mertçe olmadığını, alçakça ve korkakça olduğunu biliyoruz." diyen Beştaş, "Günümüze gelecek olursak AKP başarısız mı derseniz bence değil. Kendi ideolojik yaklaşımı açısından başarılı. 2002'den bugüne dek iktidarda olmak basit bir mesele değil. AKP çok ileri sözler de söyledi ilk dönemde. Çözüm sürecinde en cesur adımları atan partiydi. İlk defa sorunun, silahlı isyanın lideriyle masaya oturdu. Türkiye'de daha önce bu açıklıkla bir oturma yoktu. O süreci diğer partilerin oluşturduğu muhalefet olgusuyla karşılaştık. AKP oy kazanma yerine oy kaybetmeye başladığını görünce başka bir döneme evrildik. 7 Haziran'dan sonra tam tersine bir siyasi akımla bugüne geldik. Son 9 yıl Kürt halkına, partimize yönelik akıl almaz saldırılar oldu. TC tarihinde ilk kez bir gecede dokunulmazlıklar topluca kaldırıldı. 11 arkadaşımız bir gecede bir darbeyle alında halen içerideler. Söz konusu olan Kürtlerdi. Bugün sonuçlarını hissediyoruz." şeklinde konuştu.

"14 MAYIS'TA İHANETE UĞRADIK"

Ben 2015'ten beri milletvekiliyim. HDP ile girdik, Yeşil Sol'la devam ettik. Sonra Hedep olduk, şimdi de DEM olduk diyen milletvekili Beştaş sözlerini şöyle noktaladı:

"Artık bizim de kafamız karışıyor isim söylerken. İktidarın baskısı karşısında yeni yollar açmaya devam ediyoruz. Türkiye'de Kürt sorununun siyasetle çözülmesi konusunda çok netiz. Farklı bileşenlerle Türkiye siyasetinde devam ediyoruz. 2002'den bu yana ilk kez rolümüz ortaya çıktı. Demokrasinin önünü açma adımıydı ve AKP büyükşehirlerde kaybetti. 14 Mayıs seçimleri kişisel olarak söyleyeyim; vallahi büyük bir hayal kırıklığıydı. İktidarı düşürmeyi hedefledik. Kılıçdaroğlu, Kürdistan illerinde her yerden fazla oy aldı ama maalesef ihanete uğradık. Çok kötü bir deneyimdi. Çok büyük bir iktidarı gönderme umudu vardı. Bunun sonucu CHP'de yönetim değişti, tartışmalar başladı. Türkiye kamuoyu bu meseleyi tartıştı. Biz eleştiri sürecine girdik. Çok sert eleştirildik, yönetimimizi değiştirdik. Yeniden bir yapılanma sürecine girdik. Yolumuza devam ediyoruz."

GÜNDEM ÇOK HIZLI DEĞİŞİYOR

Panelde daha sonra söz alan CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Türkiye'de 24 saatte bile yeni bir gündemin ortaya çıktığını ifade ederek sözlerine şöyle başladı:

"Gündem çok hızlı değişiyor. İki gündür Twitter'da tt'yim. Kulp'ta bir imamı kaymakam dövmüş. Ben de gerçekten bu olay doğru mudur diye bir cümle yazdım. Ama son 25 yıldır neredeyse kesintisiz bir şekilde Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kesintisiz bir yönetimiyle karşı karşıyayız. Hızla rejimin niteliği değişerek başka bir yere doğru evrildi. Çözüm sürecinin sonlanması, darbe girişimi, anayasa değişikliği, dünyada örneği olmayan Erdoğan için yapılmış yeni bir siyasal rejimle hızla sert otokrasiye giden bir rejimle karşı karşıyayız."

TÜRKİYE'NİN HER YERİNDE AĞIR BASKI ORTAMI VAR

90'lı yıllarla bugünleri karşılaştırma hakkına sahibiz diyen CHP Diyarbakır Milletvekili Tanrıkulu, "Türkiye'nin bütünü bakımından daha karanlık bir tabloyu görüyoruz. 90'lı yıllarda Kürtlere yönelik belli bölgede bir baskı vardı. Ama şimdi bütün Türkiye'de inançları farklı olan, cinsel kimlikleri ideolojileri farklı olan her kesime karşı ağır bir baskı ortamı var. Bunları kabul etmeyen bir siyasal iktidar anlayışı var." şeklinde konuştu.

90'LI YILLARLA BUGÜNÜ KARŞILAŞTIRDI

Yargı, sivil toplum örgütlerinin gücü, medya, TBMM'nin yapısı, akademi ortamı, uluslararası mekanizmalar açısından 90'lı yıllarla şimdiyi karşılaştırdığını söyleyen CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, şunları sözlerine ekledi:

"Yargının tamamen kurum olarak çöktüğünü görüyoruz. O yıllarda kapısını çalıp bir şey söyleyebileceğimiz savcılar vardı ama şimdi yok. Sivil toplum baskı altında. Medya özgürlüğü bakımından 180 ülke arasında 169'uncu sırada Türkiye. TBMM'de çoğulcu bir yapı vardı. Şimdi böyle bir parlamento yapısı yok. Akademi ise tümüyle çökertildi. Uluslararası mekanizmaların raporlarından utanan yönetim vardı. Şimdi ise bu raporlarına Türkiye'nin düşmanları diyen bir anlayış var."

HALBUKİ SÜRGÜNLER DÖNECEKTİ

Ekonomik durum gerçekten berbat diyen Tanrıkulu sözlerini şöyle tamamladı:

"İnsanların bu koşullarda açlık sınırında nüfusun 4'te biri. Emekli maaşı 350 Euro tutar. Bununla insanlar nasıl geçinecek, mümkün değil. Suriye'nin bütün yükünü kendi üzerine aldı. Barış odaklı siyaset yerine savaş odaklı siyaseti yönetiyor. Negatif atmosfere rağmen 14 ve 28 Mayıs'ta başarılı olamadık. Büyük umutlar yarattık. Avrupa'da rahatlıkla geleceğiz diyen binlerce sürgün vardı. Sorumlusu varsa siyaset kurumudur. Eksik yaptık, yanlış yaptık. 31 Mart'ta seçim atmosferinde muhalefette dağınıklık var, moraller bozuk. Gençler de umutsuz herkes bu vesileyle Türkiye'den ayrılmak için çaba sarf ediyor. 31 Mart'ta Yerel yönetimler üzerinden iktidarı dengeleyemezsek işimiz zorlaşacak. Partimde kurultay sürecinde demokratik bir süreçte yönetim değişikliği yaşandı. Önümüzdeki 2, 2,5 aylık süre içerisinde başarılı olmak zorundayız. Geri durmaya hakkımız yok."