Alman basınına göre el-Şara’nın, Başbakan Friedrich Merz ve İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt tarafından kabul edilmesi beklenirken, ziyaret özellikle hukuki sorumluluklar ve insanlık suçları iddiaları nedeniyle yoğun eleştirilere konu oluyor.
Söz konusu ziyaretin kamuoyunda yarattığı tartışmalar sürerken, Almanya’da yaşayan hukukçu Zeki Rüzgar, el-Şara’nın Berlin’de resmi düzeyde kabul edilmesinin hukuki ve anayasal sonuçlarına dikkat çekti.
Rüzgar, Alman yargı makamlarına hitaben kaleme aldığı açık mektupta, el-Şara’nın geçmişte yönettiği silahlı örgütler ve hakkında dile getirilen insanlık suçları iddiaları nedeniyle, Almanya’ya giriş yapması hâlinde yargı önüne çıkarılması gerektiğini savundu.
İşte Hukukçu Rüzgar'ın yaptığı yazılı açıklama:
"Basında yer alan haberlere göre, dünyaca tanınan bir teröristin 19 Ocak 2026 tarihinde Berlin’e gelmesi söz konusudur.
Bu kişi, Ahmed Ebu Muhammed el-Colani olarak bilinen Ahmed Hüseyin eş-Şara’dır. 29 Ekim 1982’de Riyad’da doğan, Suriye’nin Şam kentinde büyüyen eş-Şara, uzun yıllardır uluslararası kamuoyu tarafından terör faaliyetleriyle tanınmaktadır. Buna karşın, 29 Ocak 2025 tarihinden bu yana uluslararası bazı güçler tarafından Suriye Cumhurbaşkanı olarak tanımlandığı ifade edilmektedir.
Eş-Şara, uluslararası toplum tarafından terörist olarak tanımlanıyor
Eş-Şara, 2003 yılında Irak’ın işgaliyle başlayan çatışmalar öncesinde Irak El-Kaidesi’ne katılmış, yaklaşık üç yıl boyunca bu örgüt bünyesinde faaliyet göstermiştir. 2006 yılında ABD güçleri tarafından Irak’ta yakalanmış, aldığı ağır cezalara rağmen 2011 yılında serbest bırakılmıştır.
Serbest bırakılmasının, Beşar Esad’a karşı Suriye’de başlayan isyanlarla aynı döneme denk gelmesi dikkat çekmiştir.
Basına yansıyan bilgilere göre, El-Kaide üzerinden sağlanan yüksek miktarda mali destekle Suriye’ye geçen eş-Şara, 2012 yılında El-Kaide’nin desteğiyle El-Nusra Cephesi’ni kurmuş ve örgütün liderliğini üstlenmiştir.
Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan gibi Suriye’de çıkarları bulunan bazı ülkelerin maddi ve siyasi destekleriyle, Suriye’nin İdlib kentinde fiili bir yönetim kurmuş, burada kontrolü ele almıştır.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Mayıs 2013’te eş-Şara’yı “Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terörist” ilan etmiş ve yakalanması için 5 milyon dolar ödül koymuştur.
2017 yılında, El-Nusra Cephesi’ni diğer cihatçı gruplarla birleştirerek Hey’et Tahrîr eş-Şam’ı (HTŞ) kuran eş-Şara, 2017–2025 yılları arasında bu örgütün liderliğini yapmıştır. HTŞ de çok sayıda insanlık suçuna ilişkin görüntülerle uluslararası kamuoyunun gündemine gelmiştir.
Bu nedenle ABD, Mayıs 2018’de HTŞ’yi terör örgütü ilan etmiş, eş-Şara için belirlenen ödülü 10 milyon dolara yükseltmiştir.
Birleşik Krallık (2017), Türkiye (2018) ve Avrupa Birliği (2020) de HTŞ ve eş-Şara’yı terör listelerine almıştır.
Eş-Şara’nın liderliğini yaptığı örgütle birlikte işlediği binlerce sivilin hayatını kaybettiği insanlık suçları, Birleşmiş Milletler kayıtlarında da yer almaktadır. Hâlen eş-Şara ve HTŞ, BM, AB ve onlarca ülkenin terör listesinde bulunmaktadır.

Alman Anayasası, bu teröristin yargılanmasını öngörmektedir
Eş-Şara, Suriye ve Irak’taki faaliyetleri sırasında Alman Ceza Kanunu’nda (Strafgesetzbuch) yer alan çok sayıda maddeyi ihlal eden suçlar işlemiştir. Ayrıca, halen Halep ve diğer Suriye kentlerinde, onun emriyle insanlık suçlarının işlendiğine dair iddialar sürmektedir.
Yetkisini Almanya’nın da tanıdığı Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından, eş-Şara hakkında yakalama kararı bulunduğu belirtilmektedir.
Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası’nın 1. maddesi, insan onurunun dokunulmazlığını güvence altına alırken; 2. maddesi, yaşam hakkı ve beden bütünlüğünü koruma altına almaktadır. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, işkence, kötü muamele ve insan öldürme suçlarının evrensel nitelikte cezalandırılması gerektiği açıkça ortaya çıkmaktadır.
Alman Ceza Kanunu’nun 5. maddesi, Alman devletine veya Alman kamu görevlilerine karşı işlenen suçların, suçun işlendiği yerden bağımsız olarak kovuşturulabileceğini düzenlemektedir.
Federal Almanya Cumhuriyeti’nin, Suriye’de faaliyet gösteren uluslararası koalisyonun bir parçası olduğu, bu koalisyonun hedef aldığı örgütler arasında HTŞ ve eş-Şara’nın da yer aldığı bilinmektedir. Bu kapsamda koalisyon unsurlarına karşı işlenen suçlar, koalisyonun tüm üyelerine karşı işlenmiş sayılmaktadır.
Bu nedenle, eş-Şara’nın bu süreçte işlediği suçların Alman askerleri ve devlet yetkililerine karşı işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Alman hukuku bu tür suçlar için yetkilidir
Almanya’da yürürlükte olan Völkerstrafgesetzbuch (Uluslararası Ceza Kanunu) ve Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri, bu tür suçları işleyenlerin Almanya’da yargılanmasına imkân tanımaktadır.
Dolayısıyla, eş-Şara’nın Almanya’ya gelmesi hâlinde yakalanarak yargı önüne çıkarılması için gerekli tüm hukuki koşullar mevcuttur.
Hukukun üstünlüğü ve direnme hakkı
Eş-Şara’nın Alman federal makamlarının davetiyle Berlin’e gelmesi, yargı makamlarının sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Aksine, anayasal yükümlülükler bu noktada daha da belirgin hâle gelmektedir.
Alman Anayasası’nın 20. maddesi, yargının yasa ve hukuka bağlılığını açıkça düzenlerken; 4. fıkrası, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik girişimlere karşı direnme hakkını tanımaktadır.
Bu çerçevede, insanlık suçlarıyla suçlanan bir kişinin cezasız kalmaması için gerekli hukuki adımların atılması, hem yargı makamlarının hem de kamuoyunun sorumluluğudur.
Birçok kurum ve kişi, eş-Şara’nın Almanya’ya gelmesi hâlinde gözaltına alınması ve yargılanması için suç duyurusunda bulunmuştur.
Alman yargı makamlarının, hukukun gereğini yerine getireceğine; Alman halkının da hukuk devleti ilkesine sahip çıkacağına inanmak istiyorum."
