Erdoğan sürprizleri seviyor. Sürprizleri sırasında izlediği bir strateji de var; önce çok milliyetçi veya çok sağ bir çıkış yapıyor; herkes bu “gerici” tavrı eleştirirken ani, beklenmedik bir “sol” kroşe çıkarıyor.

Bunun arkasında, düşünülmüş ciddi bir strateji var mı bilmiyorum ama son sefer de böyle oldu. Milliyetçi ve mukaddesatçı çevrelerimizi çok mutlu eden, erkek-kız öğrencilerin aynı evlerde kalmasına engel olunacağı çıkışının hemen ardından ani bir Diyarbakır kroşesi geldi.

Benim için Diyarbakır kroşesinin sürpriz tarafı Kürdistan kelimesinin kullanılmış olması değildi.

Asıl sürpriz mesajlar PKK’ya yönelik idi. Ahmet Kaya ve Şivan Perwer sembolleri de buna çok uygun olarak seçilmişti. Henüz cevabını bilemediğim, konunun ne kadar Apo ile önceden konuşulmuş olduğu. Ben konuşulduğu, en azından haber verildiği kanaatindeyim.

Anlamadığım husus Başbakan’ın bu konuda söylediklerinin niçin dikkatten kaçtığı. Atladım mı, yoksa gerçekten pek kimsenin dikkatini mi çekmedi bilemiyorum. Ama konuya pek değinen olmadı.

Bu nedenle, uzunluğuna rağmen Başbakan’ın sözlerini aktarmak isterim.

Bu yeni Türkiye’de bir şeye özellikle dikkat edeceğiz. Tıpkı Cumhuriyet'in ardından olduğu gibi bir tek parti zihniyetinin, yeni bir tek parti döneminin, dayatmaların, zulümlerin, farklı formatlarda inkâr ve reddin oluşmasına asla izin vermeyeceğiz. Doğu Anadolu'da, Güneydoğu Anadolu'da yeni bir tek parti anlayışının hüküm sürmesine müsaade etmeyeceğiz.


Farklılıklara tahammül edemeyenler bu bölgeye refah getiremezler. Yazarlara, şairlere, gazetecilere, sanatçılara, sesiyle sözüyle gönüller fethetmiş ozanlara tahammül edemeyenler bölgeye barış getiremezler. Kendileri gibi düşünmeyenlere kastedenler, bölgeye demokrasi getiremezler. Kendilerinden başkasına hayat ve siyaset hakkı tanımayanlar bölgeye birlik getiremezler.

Elbette Erdoğan’ın kendisinin bu söylediklerine ne kadar uygun davrandığı tartışmayı hak ediyor; ama konuşmada Ahmet Kaya’ya özel yer ayrılması ve Şivan’ın Diyarbakır’a gelmesi bu paragrafta dile getirdiği görüşlerin sembolik ifadesinden başka bir şey değildi.

Başbakan bu satırlarla PKK’nın yıllardır sürdürdüğü siyaset yapış tarzına yönelik ağır eleştiriler getirmekteydi. Bir nevi, PKK’yı kendisi ve yakın geçmişi ile yüzleşmeye davet ediyordu. Bu yüzleşmeyi yapamayan bir parti, Kürdistan’a demokrasi getiremez, özetle söylenen buydu.


Şivan
 ile PKK arasındaki sorunların, 1980’li yıllara gittiğini konuyla ilgilenen herkes bilir. Şivan başta 1985 yılında İsveç’te öldürülen Semir (Çetin Güngör) olmak üzere PKK tarafından işlenen siyasi cinayetlere başından beri açık tavır almış birisidir. Bu nedenle, hain ilan edildi. Ölümle tehdit edildi.

Şu sözler, ölümle tehdit edildiği sıralarda, Şivan tarafından söylendi: “Kendisi dışında hiçbir görüşe hayat hakkı tanımamış, tıpkı devlet gibi her türlü farklılığı ortadan kaldırarak tekçi bir anlayışı hâkim kılmak için şiddet dâhil her yolu denemiş bir partinin, kendilerine boyun eğmemiş bir sanatçı olarak beni hedef hâline getirmesi şaşırtıcı değil.

Başbakan’ın Diyarbakır’da yaptığı, bu satırları kendi konuşmasına almak ve tekrar etmekten ibaretti.


Ahmet Kaya
’dan bu denli çok söz etmesinin sırrı da burada yatıyor.

Özellikle BDP ve kendisine sol, demokrat diyen çevreler eğer Erdoğan’ın Şivan ve Ahmet Kayaüzerinden verdiği mesajı alamazlarsa, yeni sürprizlere de hazır olsunlar. Erdoğan, bir dahaki sürprizine, “bu BDP’liler ve kendisine demokratım, solcuyum diyenler, benim Türk milliyetçilerine karşı Ahmet Kaya’ya sahip çıktığım kadar, Şivan’a sahip çıkmayı beceremiyorlar”, diye başlarsa hiç şaşırmayacağım.

Elbette Erdoğan’a da söylenecek söz var, “başkasının kusurunu yüzüne vurmak, kendi kusursuzluğunun kanıtı olmuyor”.