YAŞAM

Metin Çulhaoğlu Ankara'da son yolculuğuna uğurlanacak

Sosyalist hareketin önemli isimlerinden, Türkiye İşçi Partisi Merkez Komitesi Üyesi Metin Çulhaoğlu yarın (18 Ağustos Perşembe günü) son yolculuğuna uğurlanacak.

Dün geçirdiği kalp krizi nedeniyle yaşamını yitiren, Türkiye sosyalist hareketin önemli isimlerinden Metin Çulhaoğlu'nun (74) cenaze programı duyuruldu. 

Türkiye İşçi Partisi'nden (TİP) yapılan açıklamaya göre, Çulhaoğlu için Ankara'da İnşaat Mühendisleri Odası Kongre Kültür Merkezi'nde 18 Ağustos Perşembe günü saat 13.00'te tören düzenlenecek.

Çulhaoğlu'nun cenazesi saat 16.00'da Karşıyaka Mezarlığı'na defnedilecek.

METİN ÇULHAOĞLU KİMDİR?

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Ekonomi-İstatistik Bölümü mezunu olan sosyalist teorisyen ve yazar Metin Çulhaoğlu, 1975-1978 yılları arasında haftalık Yürüyüş dergisinde sırasıyla yazar, yazı işleri müdürü ve başyazar olarak görev yaptı. Türkiye İşçi Partisi 2. Kongresi’nde yaşanan ayrılıktan sonra Yalçın Küçük, İlhan Akalın ve Mesut Odman (Odabaşı) gibi sosyalistlerle Eylül 1979’da Sosyalist İktidar dergisini çıkarmaya başladı. Aylık olarak yayınlanan dergi toplam 11 sayı çıktı.

Çulhaoğlu, bu derginin genel yayın yönetmenliğini üstlendi. Derginin yayın hayatına 12 Eylül 1980 darbesiyle son verildi. 12 Eylül darbesinden sonra tutuklanan Çulhaoğlu 1983–1986 yılları arasında 4 yıl cezaevinde kaldı. Çulhaoğlu, 1986 yılında Gelenek dergisi kolektifinin kuruluşuna önderlik etti. Daha sonra TKP’yi oluşturacak bu siyasi çevrenin fikir öncüsü ve ideolojik lideri olan Çulhaoğlu, Sosyalist Türkiye Partisi’nin(STP) kurucuları ve yöneticileri arasında yer aldı. Bu parti kapatılınca Sosyalist İktidar Partisi’ni kurdu.

Çulhaoğlu 1993 yılında partiden ayrıldı ve Sosyalist Politika dergisini çıkarmaya başladı. Sosyalist Politika grubu, sırasıyla Birleşik Sosyalist Parti (BSP) ve Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) kuruluşlarında yer aldı. 2001 yılında Sosyalist Politika grubuyla birlikte ÖDP’den ayrılarak, Gelenek Hareketi ile yollarını yeniden birleştirdi ve Türkiye Komünist Partisi’ne (TKP) katıldı. O tarihten 2014 yılına kadar TKP’nin Merkez Komitesi üyesi olarak görev aldı. Çulhaoğlu, daha sonra Halkın Türkiye Komünist Partisi’nin (HTKP) kuruluşunda bulundu. Bu parti 7 Kasım 2017’de adını Türkiye İşçi Partisi (TİP) olarak değiştirdi. Böylece üçüncü dönem TİP’in de Merkez Komitesi’nde görevini üstlenen Çulhaoğlu, Parti Meclisi üyesiydi. Demokrasi gazetesi, SoL dergisi ve BirGün gibi birçok günlük gazete ve dergide köşe yazıları yazdı. 16 Ağustos 2014 tarihinden bugüne İleri Haber’de salı ve cumartesi günleri yazıları yayınlandı.

METİN ÇULHAOĞLU’NUN SON RÖPORTAJI

Sosyalist hareketin önemli isimlerinden ve Türkiye İşçi Partisi Merkez Komitesi Üyesi Metin Çulhaoğlu’nun son röportajı ortaya çıktı. 

2021 Mart ayında Birartıbir’den Can Soyer’e konuşan Çulhaoğlu, Türkiye’nin geleceğine dair yaptığı açıklamada, “Şu anda görülebilenler arasında özellikle işaret etmeye çalışacağım yönelim şu: Kendi cumhurbaşkanlığını garanti altına alacak bir yol bulunması kaydıyla parlamenter sisteme geçiş ihtimallerinin tartışılmasına izin vermek, ikincisi de AKP karşısındaki bloku, özellikle de HDP üzerinden yürütülen suni tartışmalarla bölüp zayıflatmak. AKP’nin ve Erdoğan’ın bittiğine, tükendiğine, kaçmaya yer aradığına falan ise inanmıyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Devamında ise Çulhaoğlu, “Kuşkusuz, hem belirli bir erozyon yaşıyorlar hem de önümüzdeki seçimlere dair endişe taşıyorlar, ama hâlâ iktidarın oynayabileceği kozların tükenmediğini ve hâlâ belirgin bir “oyun kurma” kapasitesi taşıdığını sanıyorum. Bu oyunlar arasında en güçlü ihtimalin de karşı bloku dağıtıp İyi Parti’yi kendisine yaklaştırmaya çalışmak olduğunu sanıyorum” dedi. 

“Olur mu, olmaz mı, onu bilemeyiz, ama en azından deneneceğini söyleyebiliriz. Şimdi denebilir ki, böyle bir kaotik tabloda sosyalist hareketin neye hazırlanması gerekir?” sorusunu soran Metin Çulhaoğlu, “Bana göre yapılabilecek en rasyonel iş sosyalist hareketin devrimci birikiminin ortak bir mücadele zemininde yan yana gelmesi, muhatap olarak da CHP’nin sol unsurları ile tabanını ve HDP’yi seçerek başka bir yolu zorlayacak bir baskı gücü yaratması olur” ifadelerini kullandı. 

ÇULHAOĞLU'NUN ÖZETLE AÇIKLAMALARI ŞÖYLE:

“Türkiye’de geleneksel olarak şöyle bir merkez sağ vardı: Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka, Demokrat Parti ve Adalet Partisi olarak devam eden silsile sağın diğer bölmelerini de az çok bünyesinde toplamayı başarıyordu. İslâmcı bölmeyi daha çok, milliyetçi bölmeyi ise kısmen ya içeren ya da kendi etki alanına çekebilen bir şemsiye gibiydi. Bana göre, 12 Mart, sağın daha radikal ve uç kesimlerinin merkez sağ çatısı altında toplanması çabalarını da imkânsızlaştırmıştır. O günden bu yana da merkez sağın söz ettiğim şemsiye işlevini görebilmesi çok zor olmuştur, genelde de başarısız olmuştur. Bu anlamda, artık merkez sağ dendiğinde katıksız liberal doktrinlerden ötesini görebileceğimize inanmıyorum. Bunların ötesinde, 19 yıllık AKP iktidarı ile birlikte dinci faşizmin saldırgan ve radikal bir kimlik olarak kalıcı bir yer edindiğini düşünüyorum. İlla bir sayı vermemi isterseniz, bu dinci faşist akımın da yüzde 10-15 civarında bir oy tabanına sahip olduğunu sanıyorum. Sonuç olarak, geçmişteki örneklere benzetebileceğimiz bir merkez sağın artık imkânsız olduğunu ya da merkezin dinci faşist akıma doğru kaydığını söyleyebilirim.

Bu üçlünün karşısındaki üçlüye bakalım bir de: Merkez sağ, faşist hareket, İslâmcı hareket. Bunlar kâh aynı partide buluşuyorlar, kâh ayrışıyorlar, ama genellikle aynı cephede müttefik oluyorlar. Türkiye sağının bu üçlüsünü geçmişe kıyasla nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de AKP ile özdeşleşen özgün bir faşist akımın da toplumsal ölçekte temayüz ettiğini söylüyorsunuz yazılarınızda…

Türkiye’de geleneksel olarak şöyle bir merkez sağ vardı: Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka, Demokrat Parti ve Adalet Partisi olarak devam eden silsile sağın diğer bölmelerini de az çok bünyesinde toplamayı başarıyordu. İslâmcı bölmeyi daha çok, milliyetçi bölmeyi ise kısmen ya içeren ya da kendi etki alanına çekebilen bir şemsiye gibiydi. Bana göre, 12 Mart, sağın daha radikal ve uç kesimlerinin merkez sağ çatısı altında toplanması çabalarını da imkânsızlaştırmıştır. O günden bu yana da merkez sağın söz ettiğim şemsiye işlevini görebilmesi çok zor olmuştur, genelde de başarısız olmuştur. Bu anlamda, artık merkez sağ dendiğinde katıksız liberal doktrinlerden ötesini görebileceğimize inanmıyorum. Bunların ötesinde, 19 yıllık AKP iktidarı ile birlikte dinci faşizmin saldırgan ve radikal bir kimlik olarak kalıcı bir yer edindiğini düşünüyorum. İlla bir sayı vermemi isterseniz, bu dinci faşist akımın da yüzde 10-15 civarında bir oy tabanına sahip olduğunu sanıyorum. Sonuç olarak, geçmişteki örneklere benzetebileceğimiz bir merkez sağın artık imkânsız olduğunu ya da merkezin dinci faşist akıma doğru kaydığını söyleyebilirim.”