Diese Tat Schwedens ist ein gewagtes, schamloses Beispiel für Gesetzlosigkeit, die Verweigerung von Flüchtlingsrechten.

Die Auslieferungsentscheidung ist in hohem Maße vereinbar mit der Kriegs-, Hunger- und Ausbeutungspolitik des Westens gegen die Völker der Welt, steht jedoch in krassem Gegensatz zu den Masken, die sie aus den Prinzipien der Demokratie und der Menschenrechte strickt, mit welcher sie versuchen, ihr in dieser Tat sichtbar gewordenes Gesicht zu verbergen.

Offenbar sind  die Entschlossenheit Schwedens, der NATO beizutreten, die eine Kriegsorganisation ist, und seine diesbezüglichen Verhandlungen mit der Türkei ein Grund dafür, diese Maske  ohne Skupel in aller Öffentlichkeit auszuziehen und Gesicht zu zeigen.

Diese Entscheidung ignoriert die Tatsache, dass Dissidenten in der Türkei ihre grundlegendsten Rechte nicht ausüben können und leicht als Terroristen beschuldigt, angeklagt und bestraft werden, wenn sie sich gegen Rechtsverletzungen und eine repressive Regierung stellen.

Tausende Jahre Kultur der Menschheit und das Recht auf Schutz, die Genfer Flüchtlingskonvention von 1951, die Europäische Menschenrechtskonvention und die Konvention zum Verbot von Folter und grausamer Behandlung, die Konvention der Vereinten Nationen (UN) gegen Folter und die UN-Konvention über bürgerliche und politische Rechte, einschließlich vieler internationaler Konventionen und nationaler und internationaler Gerichtsurteile, die fortschreitende Anhäufung und Erfahrung der Menschheit wurden bei dieser Auslieferung des Flüchtlings ignoriert.

Es versteht sich, dass Menschenrechte und Gesetze weltweit zunehmend bedrohlich verletzt werden und die Masken auf den  Gesichtern, in dieser neuen Ära, in der die räuberischen Staaten, die die Welt ausbeuten, ihre Kriegs- und Konfliktpolitik beschleunigen, um ihre Widersprüche und Rivalitäten zu lösen, als unbequeme Belastung angesehen werden.

Devrim Muhafızları iddiası: Terör listesine eklenecek Devrim Muhafızları iddiası: Terör listesine eklenecek

Den Auslieferungs- und Ablehnungsentscheidungen von politischen Asylsuchenden, denen wir in Schweden, aber besonders in Deutschland, Österreich und osteuropäischen Ländern auffallend begegnen, gilt es, im Namen der Menschenrechte, sensibel gegenüberzustehen, sie zu bekämpfen und aufzudecken und die Anträge vor den zur Unabhängigkeit verpflichteten Verwaltungs- und Justizbehörden gezielt zu nutzen, stellt ein hoffentlich noch  wirksames Mittel dafür dar. Mehr denn je ist es unsere Pflicht, gemeinsam mit Einwanderern und Einheimischen die Grundsätze der Demokratie und der Menschenrechte in Europa zu verinnerlichen, zu schützen und verstärkt für ihre Umsetzung zu kämpfen.

Dieser Fall entlarvt Schweden in der Schamlosigkeit der im Namen des Rechts vollzogenen Entscheidung und führt den hinter sich zeigenden  Faschismus vor Augen!

Wir rufen alle auf, den Kampf für die Menschenrechte und gegen den Faschismus zu verstärken !

Europäischer Rat der Exilant*innen - Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM)

THE EXTRADITION OF MAHMUT TAT TO TURKEY IS A BLATANT ATTACK AGAINST THE REFUGEE AND HUMAN RIGHTS.

WE CALL ON EVERYBODY TO RAISE THE STRUGGLE IN THE NAME OF REFUGEE AND HUMAN RIGHTS, AND HEREBY EXPOSE SWEDEN FOR THE FASCISM AND SHAMELESNESS CREATED WITH THIS DECISION.

Sweden has extradited an asylum seeker Mahmut Tat to Turkey. Mr Tat has a conviction decision with 6 years 10 months prison for the membership of PKK. This shameful and daring act by Sweden is disrespectful and violates the recognition of rights of refugees and the rule of law.

Whilst this extradition is extremely in line with the Western World’s policies of war, exploitation and hunger is also in contradiction with their attitude of their wear of  mask in order to hide these deceptions . The notions of democracy and human rights knitted in their masks to cover these policies.

It is obvious that the determination of Sweden to be a member of NATO- the war organisation combined with the negotiation by Turkey has led to its mask to be removed without much hassle.

This decision ignores the fact that the dissidents in Turkey are easily labelled as terrorists and punished as soon as they use their basic human rights, oppose the oppressive regimes with breach of rights.

With this extradition, the thousands years long culture of seeking refuge together with gains and experience accumulated by the progressive side of the humanity are breached as are many international treaties, case laws of domestic and international nature. The 1951 Geneve Treaty of the Rights of Refugees, European Convention of Human Rights that prevents the persecution and torture, United Nation Treaty against torture , United Nation Treaty for Civil and Political Rights a few to mention.

It is now becoming apparent that exploitative states of this world whilst solving the contradictions and competition amongst themselves with accelerated policies of war and will be breaching human rights and rule of law and will be removing their masks as an when it suits them in this new era.

It is therefore necessary to be vigilant and oppose, expose these measures of policies of asylum refusals and extraditions that have currently appeared in Sweden and in fact also present and growing in Germany, Austria and Eastern Europe. It is necessary to make counter applications to the administrative and judicial authorities as effective as possible. It is necessary to increase the level of struggle for the protection of principles surrounding democracy and human rights, this is a duty for us all whether we are an immigrant or a native. -European Assembly of Exiles-

Mahmut Tat’ın Türkiye’ye iadesi, mülteci ve insan haklarına yönelik açık bir saldırıdır

İsveç kendisinden sığınma talep eden ve Türkiye’de PKK üyeliği iddiasıyla hakkında 6 yıl 10 ay kesinleşmiş hapis cezası bulunan Mahmut Tat’ı Türkiye’ye iade etti.

İsveç’in bu eylemi hukuk tanımazlığın, mülteci haklarının yok sayılmasının cüretkar, utanmazca bir örneğidir.

İade kararı batının dünya halklarına yönelik savaş, açlık ve sömürü politikaları ile son derece uyumlu, ama bunları perdelemeye çalışan demokrasi ve insan hakları ilkelerinden ördükleri maskeleri ile taban tabana zıttır.

Anlaşılan İsveç’in bir savaş örgütü olan NATO’ya girme kararlılığı ve Türkiye ile bu yöndeki pazarlıkları maskesini zorlanmadan atması için bir gerekçe olmuştur.

Bu karar Türkiye’deki muhaliflerin en temel haklarını kullandıkları, hak ihlallerine ve baskıcı yönetim anlayışına karşı çıktıklarında kolayca terörist olarak suçlandıkları ve cezalandırıldıkları gerçeğini yok saymaktadır.

İnsanlığın binlerce yıllık sığınma kültürü ve hakkı, 1951 tarihli Cenevre Mülteciler Sözleşmesi, işkence ve zalimane muameleleri yasaklayan Avrupa İnsan Hakları ve Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler (BM) İşkenceye Karşı Sözleşme ve BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi dahil birçok uluslararası sözleşme ve ulusal ve uluslararası mahkeme içtihatları, ilerici insanlık birikimi ve deneyimi bu iadeyle yok sayılmıştır.

Dünyayı sömüren yağmacı devletlerin aralarındaki çelişkileri ve rekabetlerini çözmede savaş ve çatışma politikalarını ivmelendirdikleri bu yeni dönemde insan haklarının ve hukukun giderek artan bir şekilde ihlal edileceği, yüzlerdeki maskelerin bir yük olarak görülüp çıkarılacağı anlaşılmaktadır.

İsveç’te çarpıcı bir şekilde önümüze çıkan ama başta Almanya, Avusturya ve doğu Avrupa ülkelerinde de sıklıkla yaşadığımız siyasi ilticacıların iade ve ret kararlarına karşı duyarlı olmak, bunlara karşı çıkmak ve teşhir etmek, bu amaçla idari ve yargısal merciler önündeki başvuruları en etkin bir şekilde kullanmak, göçmeni, yerlisi ile birlikte Avrupa’da demokrasi ve insan hakları ilkelerini sahiplenmek, korumak ve bunun için mücadeleyi artırmak her zamankinden daha fazla bir görev olarak önümüzde belirmektedir.

İsveç’i ve bu kararın ardında ortaya çıkan faşizmi, hukuk adına utanmazlığı teşhir ediyor, herkesi mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz!

Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM)