Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay yazdı:

13 Kasım Pazar günü İstiklal Caddesi’nde meydana gelen patlamanın sesi yankılanmaya devam ediyor.

Yakın tarihimizde yaşanan “faili meçhul cinayetler” Türkiye’nin gündemini uzun süre etkilemiş, siyasetin başlıca gündem maddesi olmuştu. 

Daha sonra benzer sarsıcı cinayetlerin failleri “tek kişi olarak” hemen bulunmaya başlandı. 

Rahip Santoro cinayetinden Hrant Dink’e kadar pek çok olayda “fail” hemen bulundu. Elbet bu da çok önemli. Güvenlik güçlerinin başarısının altını çizmek gerekiyor. Ancak o bir kişinin bir adım ötesine geçilemiyor. Geçilince de işler daha karmaşık hale geliyor. Çatallaşıyor.

***

İstiklal olayında da benzer bir durumla karşı karşıyayız. 

Bombayı koyduğu saptanan Ahlam Albashır, olaydan saatler sonra yakalandı. Bu operasyonun genel görüntüsü üzerine çok yorum yapıldı. Hani bir tek, “Zanlı konum atmış olabilir” denmediği kaldı! 

Sonuç olarak bombayı koyan kişinin yakalanması önemlidir. Ancak bu durum, “Mademki yakalandı, bütün soru işaretleri de ortadan kalktı” demeyi de sağlamıyor. 

Albashır’ın yakalamasından hemen sonra gözaltına alınan 50’yi aşkın kişinin neredeyse tümü yabancı uyruklu. Bir kısmı Arap kökenli, bir kısmı Suriye-Irak kökenli Kürt... İlk bilgilere göre farklı kökenlerden olanlar birbiriyle anlaşacak bir ortak dile de sahip değil.

Gözaltı yelpazesinin anlattığı çok şey var. Biri de şu:

Daha önce de yeri geldikçe vurguladık; Türkiye’ye gelen Suriye uyruklu kişileri 5-6 gruba ayırmak mümkün. Bu gruplardan biri de terörü neredeyse bir yaşam biçimi olarak giymiş kişiler!

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun patlama anında Suriye’de bir törende olması da bir başka dramatik durum. Türkiye çevresindeki şehirleri yaşanabilir hale getirme mücadelesi verirken senin en büyük şehrin kana bulanıyor. 

Terör alçaklığı böyle bir şey...

Olayla ilgili soruşturma sürecinde bir yanda Soylu’nun Amerika’ya posta koyan tutumu bir yanda Erdoğan’ın Biden’la görüşmesi bir başka yanda da ABD ve Rusya istihbaratının zirvesinin Türkiye’de buluşması vardı!

Soru şu:

Hangi haberi öne alarak Türkiye-ABD ilişkileri yorumu yapacağız?

Gerçekse şu görünüyor:

AKP iktidarının son 5-6 yıllık diliminde her şey yeniden karıldı. Başta güvenlik birimleri olmak üzere devlet çarkı başkalaştı! Şahsımrasi anlayışının doğal sonucu olarak en tepedeki iktidarın altında başka iktidar adacıkları oluştu. Bunlar arasında bağlantıyı kuracak bir devlet kurumu görünmüyor!

Bu kadarını vurgulamakla yetinelim.

***

Devletin güvenlik birimleri ardındaki tatsız, tehlikeli çekişmeler AKP iktidarından önce de yaşanırdı. Hatta gruplaşmalar haber bile olurdu.

Şu andaki İstanbul Emniyet müdürü bunun sancısını yaşamış bir kişi.

İngiliz kadın gazeteci Ellison'ın gözünden Mustafa Kemal İngiliz kadın gazeteci Ellison'ın gözünden Mustafa Kemal

Ne var ki bu kez durum öncekilere benzemiyor. İzlenen yanlış dış politika, Türkiye’nin içini çok parçalı hale getirdi. 

İran’daki Humeyni rejiminden kaçanların çoğu Türkiye’ye sığındı. İran istihbaratı da onların “elebaşlarını” Türkiye’de infaz etme gibi tehlikeli bir yol seçti. 80-90’lı yıllarımız bu anlamda da henüz tam olarak aydınlatılmadı.

İki endişemizi paylaşalım:

Yeniden faili meşhur cinayetler sürecine dikkat...

Dağıtıldığı söylenen “derin devlet”in yerine “adacıkların” oluşmasına dikkat...