Erdoğan’ın Eylül sonunda yapacağı Almanya ziyareti bir taraftan Alman kamuoyunu meşgul ederken, diğer taraftan da Almanya’daki Kürdistanlı ve Türkiyeli devrimci-demokrat kesimleri harekete geçirdi. “Demokratik Güç Birliği” platformunun yaptığı açıklamaya göre, farklı kesimlerden insanlar 29 Eylül’de Berlin’de “Erdoğan not welcome” diyecekler. Protestolardaki eleştiri okları sadece Erdoğan’a değil, “kirli politikalara destek çıkan Batılı hükümetlere” de yönelik. Öyle ya, devrimciler Alman emperyalizminden medet umacak değiller…

Alman emperyalizminden medet umanlar Türkiye tekelci burjuvazisi ve gerici-faşist ittifaktır. Hoş, 150 yıllık “Alman-Türk silah kardeşliği” hala sürüyor ve Alman egemenleri Türkiye’deki sınıfdaşlarına her daim ve her alanda destek çıkmaya devam ediyorlar, ama gerek onlar için, gerekse de diğer emperyalist güçler için belirleyici olan kendi çıkarlarıdır. Hiç kuşkusuz, bu çıkarlar temelindeki “yardımlarının” bedelini de ödetirler.

Daha kısa bir süre öncesine kadar “ey Almanya…” diye başlayan cümleler ve “Nazi” benzetmelerinden sonra Merkel’in kapısının çalınması her ne kadar Alman burjuva medyasında alay konusu olsa da, Türkiye’nin döviz, borç ve ekonomi krizi altında ezilmesi, Alman sermayesinin işine pek gelmiyor. Merkel’in “Türkiye’nin istikrarı çıkarımızadır” biçiminde açıklaması boşuna değil. Krizin derinleşmesi dolaylı olarak Almanya’yı da etkileyecek.

Şöyle ki, öncelikle Türkiye’de Alman tekellerinin korunması gerekiyor. Ama asıl baş ağrısını Türk özel sektörünün AB’ye olan borçları yapıyor. Örneğin İspanya bankalarının Türkiye’deki toplam angajmanı 83 milyar Euro, ki bu 258 milyar Dolarlık borcun önemli bir kesimine eşit. Sadece İspanyol bankaları değil, diğer sektörler de bocalıyor, çünkü Türkiye İspanyol ürünleri için dördüncü büyük pazar. Hakeza Almanya, Fransa, Hollanda ve İngiltere bankaları da çeşitli biçimde yatırım ve kredilerle Türkiye’de aktifler. Yani krizin katlanılabilirlilik sınırını aşmasının engellenmesi Almanya için önemli.

Aynı şekilde diğer eşik ülkeleri de etkileniyorlar. Örneğin Güney Afrika para birim Rand değer kaybetmeye başladı bile. Türkiye’deki krizin yaratacağı türbülanslar önce eşik ülkelerini, ardından AB üyelerini ve Euro Bölgesini vuracak. O nedenle Almanya’da “G7 grubu IMF ile birlikte ivedi yapısal uyum programı hazırlamalı” talepleri yükseltiliyor.
Gerçi Eylül’e kadar neler olur belli değil, ama Alman hükümetinden gelen sinyaller Erdoğan’a bir biçimde IMF programının dayatılacağını gösteriyor.

Görüldüğü kadarıyla gerici-faşist ittifak köşeye sıkıştırılmış durumda. Öyle, ama bedeli ödeyen hep yoksul halklar olur. Bu nedenle emperyalistlerin Türkiye egemenlerini köşe sıkıştırmasından da medet umamayız. Krizden ve bu sistemden kurtuluş, ancak ezilen ve sömürülen sınıfların eseri olursa gerçek olabilir. Son yıllardaki gelişmeler Türkiye’de küçümsenemeyecek bir toplumsal direnç potansiyelinin olduğunu gösterdi.

Bu potansiyeli harekete geçirmek, Türkiye işçi sınıfının devrimci güçleri ile Kürt Özgürlük Hareketinin ivedi ve ortak görevi. Ancak bu görev, vitrini özeleştiriden köşe bucak kaçan sol-liberallere bırakılarak kotarılamaz, devrimci çıkış yolu aranmadan üstesinden gelinemez. Bizden söylemesi…

Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Avrupa Postası'nın kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner67

banner68

banner71

banner3

banner73

banner57

banner11

banner56

banner51

banner14

banner58

banner61

banner27

banner59