Trump’ın “İran ile işimiz biter bitmez Küba ile ilgileneceğiz” sözleri, ABD’nin Karayipler’deki politikalarına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Washington’dan Havana’ya yeni yaptırımlar
ABD yönetimi, Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, eşi ve bazı aile üyeleriyle birlikte eski Devlet Başkanı Raúl Castro ailesinden bazı isimlere yeni ekonomik yaptırımlar uygulama kararı aldı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, yaptırımların Küba yönetiminin mali ve kurumsal ağlarını hedef aldığını belirterek, yaptırım listesine alınan kurumlarla iş yapan kişi ve şirketlerin de yaptırım riskiyle karşı karşıya kalabileceğini açıkladı.
Washington ayrıca Küba Silahlı Kuvvetleri Bakanlığı ve bazı devlet bağlantılı kuruluşları da yaptırım kapsamına aldı.
Trump: “Küba çökmüş durumda”
Trump, Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada Küba’nın ekonomik ve siyasi açıdan ciddi bir kriz yaşadığını savundu.
“Küba neredeyse tamamen çökmüş durumda. İran ile işimizi bitirir bitirmez orayla ilgileneceğiz. Her seferinde tek bir meseleyle uğraşmayı severim” diyen Trump, Küba halkına yardım etmek istediklerini öne sürdü.
ABD Başkanı ayrıca daha önce de Küba için “başarısız bir ülke” ifadesini kullanmış, Washington’un ülkeye ilişkin “çok iyi planları” olduğunu söylemişti.
Havana’dan sert yanıt
Küba Devlet Başkanı Díaz-Canel ise Washington’un açıklamalarına ve yaptırımlarına sert tepki gösterdi.
ABD yönetimini “saldırganlık” ve “çarpık siyaset” yürütmekle suçlayan Díaz-Canel, Küba’nın dış baskılara boyun eğmeyeceğini söyledi.
“Küba halkına zarar vermeyi amaçlayan bu politikalar karşısında geri adım atmayacağız” diyen Kübalı lider, ülkesinin egemenliğini savunmaya devam edeceklerini vurguladı.
Ekonomik kriz derinleşiyor
Yaklaşık altmış yıldır ABD ambargosu altında bulunan Küba, son yılların en ağır ekonomik krizlerinden birini yaşıyor.
Enerji sıkıntısı, yakıt yetersizliği, uzun süreli elektrik kesintileri ve temel tüketim ürünlerindeki eksiklikler ülke genelinde günlük yaşamı zorlaştırıyor. Son yıllarda yüz binlerce Kübalının ülkeyi terk ederek başta ABD olmak üzere farklı ülkelere göç ettiği belirtiliyor.
Uzmanlar, Washington’un son dönemde uyguladığı ek yaptırımların ve enerji akışına yönelik baskıların, Küba ekonomisi üzerindeki yükü daha da artırdığı görüşünde.
Askeri müdahale iddiaları tartışılıyor
Trump’ın son açıklamaları bazı uluslararası medya kuruluşlarında, ABD’nin Küba’ya yönelik olası yeni hamleleri hakkında spekülasyonlara yol açtı.
Özellikle Karayipler’de son aylarda artan ABD askeri hareketliliği ve Washington’un Havana yönetimine yönelik sertleşen söylemi dikkat çekiyor. Ancak şu ana kadar ABD yönetimi tarafından Küba’ya yönelik herhangi bir askeri operasyon planlandığını doğrulayan resmi bir açıklama yapılmadı.
Birçok uzman da doğrudan bir askeri müdahalenin son derece maliyetli ve riskli olacağı görüşünü dile getirirken, Washington’un önceliğinin ekonomik baskıyı artırmak ve Havana yönetimini siyasi tavizlere zorlamak olduğu değerlendirmesinde bulunuyor.
Küba-ABD geriliminde yeni dönem
1959’daki Küba devrimi sonrasında gerilen ABD-Küba ilişkileri, uzun yıllardır yaptırımlar ve diplomatik krizlerle şekilleniyor.
Trump yönetiminin son dönemde attığı adımlar, iki ülke arasındaki gerilimin yeniden tırmanabileceğine işaret ederken, Havana ise ekonomik zorluklara rağmen dış baskılara direnmeye devam edeceğini vurguluyor.
Uzmanlar, önümüzdeki dönemde ABD’nin yeni yaptırımlar açıklayabileceğini, ancak Washington ile Havana arasındaki mücadelenin esas olarak ekonomik ve diplomatik alanda süreceğini değerlendiriyor.
Trump yönetiminin hedefi ne?
Trump yönetiminin Küba politikasının arkasında yalnızca ideolojik nedenlerin değil, ekonomik ve jeopolitik hesapların da bulunduğu değerlendiriliyor.
ABD’deki bazı çevreler, Küba’nın sahip olduğu limanlar, turizm potansiyeli, doğal kaynakları ve Karayipler’deki stratejik konumu nedeniyle Washington açısından önemli bir hedef olmaya devam ettiğini belirtiyor. Özellikle Çin, Rusya, İran ve Venezuela ile ilişkilerini sürdüren Havana yönetiminin, ABD'nin bölgesel politikalarına meydan okuyan son ülkelerden biri olarak görüldüğü ifade ediliyor.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da son açıklamalarında Küba’yı “ABD ulusal güvenliği açısından tehdit oluşturan ülkelerden biri” olarak nitelendirerek Havana’nın Washington karşıtı ülkelerle iş birliğine dikkat çekti.
Muhalifler ve uzmanlar uyarıyor
Öte yandan birçok uluslararası uzman ve insan hakları kuruluşu, yaptırımların Küba yönetiminden çok sıradan vatandaşları etkilediğini savunuyor.
Ekonomik baskının artmasının gıda, ilaç ve enerji krizini daha da ağırlaştırabileceği belirtilirken, yeni yaptırımların kitlesel göç hareketlerini hızlandırabileceği uyarısında bulunuluyor. Son yıllarda yüz binlerce Kübalının ülkeyi terk etmesi, Washington açısından da önemli bir siyasi başlık olarak değerlendiriliyor.
Bazı analistler ise Trump yönetiminin Küba’ya yönelik sert söylemlerinin, ABD iç siyasetinde özellikle Florida’daki Küba kökenli seçmenlere yönelik bir mesaj niteliği taşıdığı görüşünde.
Bölgesel dengeler açısından kritik süreç
Küba’ya yönelik baskının artırılması, yalnızca Havana-Washington hattını değil, Latin Amerika’daki siyasi dengeleri de etkileyebilir.
Son dönemde ABD ile mesafeli ilişkiler yürüten bazı Latin Amerika ülkelerinin Küba’ya destek vermesi beklenirken, bölgedeki sol hükümetlerin Washington’un yeni yaptırımlarına nasıl tepki vereceği merak konusu.
Uzmanlara göre önümüzdeki aylarda ABD-Küba ilişkilerinde tansiyonun daha da yükselmesi olası görünüyor. Ancak mevcut koşullarda Washington’un önceliğinin doğrudan askeri müdahaleden ziyade ekonomik yaptırımlar, diplomatik baskı ve siyasi izolasyon politikalarıyla Havana üzerindeki baskıyı artırmak olduğu değerlendiriliyor.
Böylece İran, Venezuela ve Küba gibi ABD ile gerilim yaşayan ülkeler etrafında şekillenen yeni jeopolitik denklem, Trump yönetiminin dış politika gündeminde önemli bir yer tutmaya devam ediyor.